Cumartesi, Eylül 19, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yapay Zekânın Distopik Anlatısı: Haberlerin İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkisi

Yapay zekâ, son yıllarda yalnızca teknolojik bir gelişme olmaktan çıkarak gündelik hayatın, ekonominin, eğitimin ve hatta insan ilişkilerinin önemli bir parçası hâline gelmiştir. Ancak yapay zekâ hakkında bilgi edinme biçimimiz, teknolojinin kendisi kadar önemlidir. İnsanların büyük bir bölümü yapay zekânın teknik altyapısını doğrudan deneyimlemek yerine onu haberler, sosyal medya içerikleri ve popüler kültür aracılığıyla tanımaktadır. Bu nedenle yapay zekâ hakkında oluşturulan medya anlatıları, toplumun bu teknolojiye yönelik algısını biçimlendirebilir. Yapay zekânın geleceği hakkında yapılan tartışmaların giderek daha fazla “insanlığın geleceği” üzerinden yürütülmesi dikkat çekicidir. Bu durumun çarpıcı örneklerinden biri, yapay zekâ şirketi Anthropic’in CEO’su Dario Amodei’nin ileri yapay zekâ sistemlerinin insan kontrolünden çıkması veya biyolojik silahlar gibi ciddi küresel tehditlerin kaynağı hâline gelmesi ihtimalini “katastrofik riskler” kapsamında değerlendirmesidir (Amodei, 2023). Anthropic’in kendi risk politikalarında da giderek daha yetenekli yapay zekâ sistemlerinin büyük ölçekli yıkıma yol açabileceği senaryolar açıkça ele alınmaktadır (Anthropic, 2023). Bu açıklamalar, yapay zekânın geleceğine ilişkin korkuların yalnızca bilimkurgu filmlerinden veya gazetecilerin sansasyonel başlıklarından kaynaklanmadığını göstermektedir. Üstelik bu risklerin bazı boyutları artık yalnızca varsayımsal değildir. Anthropic’in Mart 2025-Mart 2026 arasında kötü amaçlı siber faaliyet nedeniyle yasakladığı 832 hesabı inceleyen araştırmasında, hesapların %67,3’ünün yapay zekâyı kötü amaçlı yazılım geliştirmek amacıyla kullandığı bildirilmiştir. Araştırma ayrıca yapay zekânın siber saldırıların daha ileri aşamalarında da kullanılmaya başlandığını ve yüksek riskli faaliyetlerin arttığını göstermektedir (Anthropic, 2026). Bu tarz gelişmelerle birlikte yapay zekânın “insanın yerini alacağı”, “kontrolden çıkacağı” veya gelecekte insanlık için tehdit oluşturabileceği yönündeki haberlerin görünürlüğünün artması, teknolojinin kendisinden bağımsız bir psikolojik etki yaratma potansiyeline sahiptir.

Bu durum, iletişim araştırmalarında “çerçeveleme” (framing) kavramıyla açıklanabilir. Çerçeveleme, karmaşık bir konunun belirli yönlerinin öne çıkarılarak izleyiciye belirli bir yorumlama biçimi sunulması anlamına gelir. Yapay zekâ haberlerini inceleyen araştırmalar, medyada teknolojinin yalnızca teknik bir araç olarak değil; ekonomik dönüşüm, iş kaybı, etik problemler, insanın yerini alma ve kontrol kaybı gibi temalar üzerinden de sunulduğunu göstermektedir (Nguyen & Hekman, 2024). Türkiye’deki haberleri inceleyen Sarısakaloğlu (2021) da yapay zekânın “insanın yerini alması” ve “etik kaygılar” gibi çerçevelerle ele alındığını ortaya koymuştur.

Buradaki önemli mesele, risklerin haberleştirilmesinin yanlış olması değildir. Yapay zekânın gerçekten de iş gücü piyasaları, mahremiyet, dezenformasyon, ayrımcılık ve karar verme süreçleri gibi alanlarda önemli riskleri bulunmaktadır. Sorun, bu risklerin hangi bağlamda ve ne ölçüde sunulduğudur. Çünkü sürekli olarak en olumsuz ihtimallerin öne çıkarılması, bireyin teknolojiyi değerlendirme biçimini değiştirebilir. Örneğin yapay zekânın yeni bir tıbbi teşhis yöntemi geliştirmesinden ziyade “milyonlarca insan işsiz kalacak” şeklinde sunulması, okuyucunun teknolojiyi öncelikle bir tehdit olarak algılamasına neden olabilir.

Bu varsayımı destekleyen araştırmalar bulunmaktadır. Brewer ve arkadaşları (2022), haber kullanımının insanların yapay zekâ hakkındaki zihinsel çerçeveleriyle ilişkili olduğunu göstermiştir. Çalışmada yapay zekâ, bir yandan toplumsal ilerleme aracı olarak görülürken diğer yandan “Pandora’nın kutusu” metaforuyla kontrol edilmesi zor ve öngörülemeyen bir teknoloji olarak da çerçevelenmiştir. Teknoloji haberlerini takip etmenin bu tür çerçevelerin zihinde oluşmasıyla ilişkili olması, medyanın yalnızca bilgi aktarmadığını, insanların teknoloji hakkında düşünme biçimlerine de katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir.

Daha yakın tarihli araştırmalar da çerçevelemenin önemini ortaya koymaktadır. Palm, Kingsland ve Bolsen’in (2025) gerçekleştirdiği deneysel araştırmada katılımcılara yapay zekânın faydalarını veya risklerini vurgulayan farklı haber metinleri sunulmuştur. Araştırmacılar, haberlerde kullanılan çerçevenin insanların yapay zekânın toplumsal etkilerine ilişkin görüşlerini etkileyebildiğini bulmuştur. Benzer biçimde, 2024 yılında yayımlanan bir araştırma, ChatGPT’nin ortaya çıkışından önce ve sonra çeşitli Avrupa ve ABD gazetelerinde yayımlanan 1.682 yapay zekâ başlığını incelemiş ve ChatGPT sonrasında haber sayısının önemli ölçüde arttığını, olumlu duygu içeren başlıkların azaldığını ve olumsuz duygu içeren başlıkların arttığını bildirmiştir (An Alien in the Newsroom, 2024). Bu bulgu, yapay zekânın kamuoyundaki görünürlüğünün artmasının aynı zamanda daha kaygı odaklı bir medya atmosferiyle birlikte gerçekleşebileceğini göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Bu noktada psikolojik açıdan daha derin bir soru ortaya çıkar: İnsanlar gerçekten yapay zekâdan mı korkmaktadır, yoksa sürekli olarak korku uyandıran bir yapay zekâ anlatısına maruz kaldıkları için mi ondan korkmaya başlamaktadır? Bu iki durum birbirinden tamamen bağımsız değildir. Gerçek riskler medya aracılığıyla görünür hâle gelirken, medyanın seçtiği dil bu risklerin bireyin zihnindeki ağırlığını da değiştirebilir. Özellikle geleceğe ilişkin belirsizliğin yüksek olduğu durumlarda, “kontrolden çıkan teknoloji” veya “insanın yerini alan makineler” gibi anlatılar kişisel gelecek algısını etkileyebilir.

Sonuç olarak tartışılması gereken mesele yalnızca yapay zekânın gelecekte ne yapacağı değildir. Aynı zamanda toplumun yapay zekâyı nasıl hayal ettiği de önemlidir. Haber medyası bu hayalin oluşmasında önemli aktörlerden biridir. Risklerin görünür kılınması demokratik tartışma açısından gerekli olsa da, yapay zekânın sürekli olarak distopik bir gelecek üzerinden anlatılması, toplumun teknolojiyle kurduğu psikolojik ilişkiyi etkileyebilir. Bu nedenle daha sağlıklı bir yapay zekâ iletişimi, ne teknolojiyi koşulsuz biçimde yücelten ne de onu kaçınılmaz bir felaket olarak sunan bir anlatıya dayanmalıdır. Asıl ihtiyaç, riskleri gerçek bağlamları içerisinde tartışan, belirsizlikleri açıkça ifade eden ve yapay zekânın hem olanaklarını hem de sınırlılıklarını birlikte ele alan dengeli bir medya dilidir.

Kaynakça

  • Amodei, D. (2023, November 1). Dario Amodei’s prepared remarks from the AI Safety Summit on Anthropic’s Responsible Scaling Policy. Anthropic. https://www.anthropic.com/news/uk-ai-safety-summit
  • Anthropic. (2026). AI-enabled cyber threats: An analysis of malicious activity involving Claude. Anthropic. https://www.anthropic.com/research/attack-navigator
  • Brewer, P. R., Bingaman, J., Paintsil, A., Wilson, D. C., & Dawson, W. (2022). Media use, interpersonal communication, and attitudes toward artificial intelligence. Science Communication, 44(5), 559–583. https://doi.org/10.1177/10755470221130307
  • Nguyen, D., & Hekman, E. (2024). The news framing of artificial intelligence: A critical exploration of how media discourses make sense of automation. AI & SOCIETY, 39, 437–451. https://doi.org/10.1007/s00146-022-01511-1
  • Palm, R., Kingsland, J. T., & Bolsen, T. (2025). Framing affects support for the development of artificial intelligence in the United States. Science Communication, 47(5), 730–752. https://doi.org/10.1177/10755470251317172
  • Sarısakaloğlu, A. (2021). Framing discourses in Turkish news coverage regarding artificial intelligence technologies’ prospects and challenges. Türkiye İletişim Araştırmaları Dergisi, 37, 1–20.
  • Stise, R. (2024). Artists or art thieves? Media use, media messages, and public opinion about artificial intelligence image generators. AI & SOCIETY. https://doi.org/10.1007/s00146-023-01854-3
  • Zai, F., Rohrbach, T., & Hänggli Fricker, R. (2025). Voices and media frames in the public debate on artificial intelligence: Comparing results from manual and automated content analysis. Frontiers in Communication, 10. https://doi.org/10.3389/fcomm.2025.1599854
İlayda Böke
İlayda Böke
İlayda Böke, klinik psikoloji ve Bilişsel Davranışçı Terapi alanlarında akademik anlamda kendini geliştirmeye özen göstermiştir. Lisans eğitimini psikoloji, yüksek lisans eğitimini ise klinik psikoloji alanında tamamlayan Böke, yüksek lisans tezini erişkin psikolojisi üzerine yoğunlaştırarak Genç Yetişkinlerde Kendine Zarar Verme Davranışı, Aleksitimi ve Dürtüselik konusunu incelemiştir. Halen sosyoloji eğitimi almaya devam eden Böke, klinik psikolojiyi sosyolojik ve kültürel bir perspektiften ele almayı yazılarında ana odak noktası haline getirmiştir. Alanla ilgili çeşitli gönüllülük ve klinik deneyime sahip olan Böke, bu deneyimlerini akademik çalışmalarla birleştirerek psikoloji bilimine gerçekçi bir bakış açısı sunmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar