Son zamanlarda dikkatimi çeken bir durum var. Artık hemen hemen herkes çevresindeki insanları psikolojik kavramlarla tanımlıyor. Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ederken eski sevgilisi hakkında ‘kaçıngan bağlanıyor’ ifadesini kullandığını duydum. Sanki artık herkesin ayrıldığı eski sevgilisi ‘kaçıngan bağlanma stiline sahip’, unutkan arkadaşı ‘kesin DEHB’, eleştiren biri ise ‘narsist’ oluveriyor. Hatta yapay zekâ ile kendine tanı koyduğunu söyleyen insanlarla bile karşılaşıyoruz. Birkaç yıl önce sadece psikoloji derslerinde ya da klinik ortamlarda duyduğumuz bu kavramlar, bugün günlük konuşmaların sıradan bir parçası haline geldi.
Aslında bunun olumlu bir tarafı da var. Ruh sağlığı hakkında konuşmak artık eskisine göre çok daha normal. İnsanlar psikolojik destek almaktan çekinmiyor, ruh sağlığıyla ilgili içeriklere ilgi gösteriyor ve psikolojik kavramlarla tanışıyor. Bu durum ruh sağlığı okuryazarlığının artması açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak psikolojiye ilgi duymak ile psikolojik kavramları doğru kullanabilmek aynı şey değildir.
Psikolojik farkındalık, insanlara tanı koymaya ne zaman dönüşüyor?
Bunun en önemli nedenlerinden biri psikolojinin çoğu zaman siyah ya da beyaz çizgilerle ilerlememesidir. Bir kişide belirli davranışların görülmesi, o kişinin belirli bir psikolojik tanıya sahip olduğu anlamına gelmez.
Günümüzde birkaç dakikalık bir videoyla bağlanma stillerini, kişilik bozukluklarını ya da dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu öğrendiğimizi düşünebiliyoruz. Oysa psikolojide kullanılan kavramlar, yıllar süren araştırmaların ve klinik gözlemlerin sonucunda ortaya çıkmıştır. Bir kavramı duymak veya başkasından görmek o kişiye bir tanı koymak için yeterli değildir.
Özellikle sosyal medyada karşımıza çıkan içerikler, karmaşık psikolojik süreçleri kısa ve dikkat çekici videolara sığdırmaya çalışıyor. Bu içerikler farkındalık kazandırabilir ancak çoğu zaman değerlendirme sürecinin ne kadar kapsamlı olduğunu göstermiyor. Bir ruh sağlığı uzmanı değerlendirme yaparken yalnızca birkaç belirtiye değil, belirtinin ne kadar süredir devam ettiğine, kişinin günlük yaşamını nasıl etkilediğine, tıbbi öyküsüne ve birçok farklı etkene birlikte bakar.
Bu nedenle artık sıkça duyduğumuz ‘eski sevgilim kaçıngan bağlanıyor’, ‘bence annem narsist’, ‘yapay zekayla konuştum bende DEHB var’ gibi ifadeler, psikolojik kavramların ne kadar hızlı günlük dile taşındığını gösteriyor. Ancak psikolojinin amacı insanları etiketlemek değil, onları anlamaya çalışmaktır.
İnsan davranışını gerçekten tek bir kavramla açıklamak mümkün mü?
Belki de asıl problem, psikolojik kavramları öğrenmemiz değil, onları anlamadan kullanmaya başlamamız. Çünkü bir insana uzman olmadan tanı koymak, çoğu zaman onu anlamaya çalışmaktan çok onu tek kelimeyle açıklama çabasıdır. Oysa insan davranışı tek kelimeyle açıklanmayacak kadar karmaşıktır.
Psikolojik kavramların gelişigüzel kullanılması yalnızca yanlış anlaşılmalara yol açmaz, aynı zamanda gerçekten ruh sağlığı desteğine ihtiyaç duyan bireylerin yaşadıklarını da sıradanlaştırabilir. Her üzgün hissettiğimizde ‘depresyondayım’, her endişelendiğimizde ‘anksiyetem tuttu’ ya da her unutkanlıkta ‘kesin DEHB’im var’ demek, bu tanılarla yaşayan insanların deneyimlerini farkında olmadan basitleştirebilir. Psikolojik kavramlar, günlük dilde kullanılan etiketler değil, belirli ölçütlere ve bilimsel değerlendirmelere dayanan kavramlardır.
Bu yüzden kendimize şunu sormalıyız: psikolojik kavramları gerçekten insanları anlamak için mi kullanıyoruz yoksa onları daha hızlı sınıflandırabilmek için mi?
Kaynakça
- Esen, E. (2025). Ruh sağlığı okuryazarlığı ölçeği–yetişkin kısa formu: Türkçe versiyonun psikometrik özellikleri. Current Approaches in Psychiatry, 17(Ek 1).
- Göktaş, S., Işıklı, B., & Metintaş, S. (2018). Ruh sağlığı okuryazarlığı. Eskişehir Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi Halk Sağlığı Dergisi, 3(2).


