Telefonlarımızda saatlerce kaydırma yaparken zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımız, ama günün sonunda kendimizi aşırı yorgun hissettiğimiz anlar hepimize tanıdıktır. Fiziksel olarak sadece koltukta oturmuşuzdur ancak zihnimiz sanki saatlerce durmaksızın koşmuş gibi tükenmiştir. Fransız psikiyatrist ve psikosomatisyen Claude Smadja, modern insanın yaşadığı bu zihinsel yorgunluğu ve ruhsal yıpranmayı çok değerli bir kavramla açıklıyor: İşlemsel zaman hipotezi.
Giriş
Smadja’ya göre, cebimizdeki akıllı telefonlar, internet ve yapay zeka teknolojileri sadece vakit geçirdiğimiz zararsız araçlar değil, zaman algımızı ve doğrudan ruh sağlığımızı temelden sarsan büyük birer kültürel devrimdir. Bu teknolojik dönüşüm, bizim içsel zamanımızı ele geçirerek bizi adeta bir bilgisayar işlemcisi gibi mekanik, hızlı ve sadece o an odaklı çalışmaya zorlamaktadır. Normal şartlarda hepimizin iki farklı zamanı vardır.
Temel Çerçeve
Biri dışarıdaki saat zamanı, yani akıp giden saniyeler ve dakikalardır. Diğeri ise içerideki ruhsal zamanımızdır; yani yaşadıklarımızı düşündüğümüz, sindirdiğimiz, hayal kurduğumuz bize özel o derin alandır. İşlemsel zaman ise bu iki zamanın birbirine karışması ve dışarıdaki dijital dünyanın hızının, bizim içsel dünyamızı tamamen esir alması durumudur.
Claude Smadja, dijital çağın ve yapay zekanın ruhumuzu üç büyük darbeyle sarstığını söyler. Bunlardan ilki, maruz kaldığımız bilgi miktarıyla, yani nicelikle ilgilidir. Eskiden gün içinde karşılaştığımız bilgi miktarı sınırlıyken, bugün telefonumuzu açtığımız an karşımıza binlerce farklı veri çıkar.
Değerlendirme
Beynimiz bu devasa ve karmaşık bilgi yığınını ayıklamak, hangisinin önemli hangisinin önemsiz olduğuna karar vermek için korkunç bir enerji harcar. Bir süre sonra bu yükü taşıyamaz hale gelen zihin, büyük bir doygunluk yaşar ve Smadja bu duruma sessiz, ruhsal bir travma gözüyle bakar. İkinci darbe ise hızla ilgilidir.
Dijital dünyada her şey anlıktır ve zaman artık duraklamaz, sabırsız bir hal alır. Oysa ruhumuzun sağlıklı kalabilmesi için olayları sindirmeye, yani bir gecikme payına ihtiyacı vardır. Bir acıyı, bir sevinci ya da yeni bir bilgiyi zihinde demlendirmek zaman ister.
Dijital dünya bu sindirme süresini yok ederek bizi sadece şimdiki anın içine sıkıştırır. Geçmişin birikimi ile geleceğin planları arasındaki bağ kopar, geriye sadece anlık uyarılara hızlı tepkiler veren aceleci robotlar kalır. Üçüncü darbe ise kolektif olanın üzerimizdeki baskısıdır.
Normalde kararlarımızı kendi iç sesimiz belirlerken, sosyal medya bizi sürekli başkalarının beklentileriyle baş başa bırakır. Kendi iç sesimiz kısıldıkça dışarıdaki kalabalığın kuralları zihnimizi kaplar ve kendimize ait o özgün alan boşalır. Artık kendi hayatımızı değil, kolektif olarak bize dayatılan standart bir zamanı yaşamaya başlarız.
Claude Smadja’nın bu teorisinde işlemsel zaman; ruhsal derinliği olmayan, sadece anlık dış uyarılara yanıt veren, geçmişle ve gelecekle bağı kopmuş, mekanik ve travmatik bir zaman yaşama biçimidir. Smadja, dijital devrimin yarattığı bu yıkıcı zaman algısının en çok, dışarıdan gelecek aşırı uyarılara karşı kendini en az savunabilen, yani zihinsel işleyişleri kırılgan olan bireyleri vurduğunu belirtir. Zihin bu yoğun bilgi ve hız dalgasına karşı koyamadığında, taşıyamadığı bu dijital travmayı bedenine aktarır.
Sonuç olarak, zihinsel sınırlarını çizemeyen bu hassas bünyelerde mide ağrıları, kronik yorgunluk, egzama veya uyku bozuklukları gibi psikosomatik, yani psikolojik kökenli bedensel rahatsızlıklar ortaya çıkmaya başlar. Bu yüzden dijital çağın mekanik girdabından kurtulmak için zihnimize süzgeçler koymayı, gereksiz bildirimleri kapatmayı ve ruhumuza ihtiyaç duyduğu o yavaşlığı yeniden hediye etmeyi öğrenmemiz gerekir.
Kaynakça
- Smadja, C. (2019). Le temps calme [Sakin Zaman]


