Birçok ebeveyn, çocukları için benzer hayaller kurar. İyi bir eğitim almalarını, başarılı bir meslek sahibi olmalarını, kendi ayakları üzerinde durabilmelerini, ekonomik olarak güçlü olmalarını ve karşılaştıkları zorluklar karşısında dirençli kalabilmelerini ister. Bu, her anne babanın doğal beklentilerindendir. Ancak çocuk yetiştirme sürecinde gözden kaçan önemli bir nokta vardır: Başarı, sağlıklı bir kişilik gelişiminin yerine geçemez. Çocuğun geleceğine yapılacak en değerli yatırım, yalnızca akademik ya da mesleki başarısını desteklemek değil, kendisini güvende, değerli ve kabul edilmiş hissettiği bir gelişim ortamı sunabilmektir.
Sağlıklı çocuk gelişimi için sıkça konuşulan konulardan biri de sınır koymaktır. Çoğu zaman sınır koymanın yalnızca “hayır” demek ya da kurallar koymak olduğu düşünülür. Oysa sınırlar, çocuğun kendisini güvende hissetmesini sağlayan bir çerçeve oluşturur. Uyku saatinin belirlenmesi, ekran kullanımının sınırlandırılması ya da başkalarının haklarına saygı göstermeyi öğrenmesi, çocuğun gelişimini destekleyen uygulamalardır. Ancak burada belirleyici olan yalnızca sınırın varlığı değildir; sınırın hangi ilişki içinde ve nasıl sunulduğu da en az sınırın kendisi kadar önemlidir. Yani çocuğun gözünden sınırlar nasıl anlamlandırılıyor? Ceza olarak mı yoksa rehber olarak mı?
Çocuk, kendisini sevildiğini, kabul edildiğini ve değer gördüğünü hissettiğinde ebeveyninin koyduğu sınırları çoğunlukla bir engel olarak değil, kendisini korumaya yönelik bir rehberlik olarak değerlendirebilir. Çünkü güven duygusu, çocuğun ebeveyninin niyetini olumlu yorumlamasını kolaylaştırır. Böyle bir ilişkide “Şimdilik olmaz.”, “Dur.” ya da “Yeter.” gibi ifadeler yalnızca bir yasağı değil, aynı zamanda çocuğun duygularını düzenlemesine yardımcı olan güvenli sınırları temsil eder. Zamanla çocuk bu dışsal sınırları içselleştirir; beklemeyi, dürtülerini kontrol etmeyi, hayal kırıklığıyla baş etmeyi ve kendi davranışlarını düzenlemeyi öğrenir. Başka bir ifadeyle, öz denetim becerisi yalnızca kurallarla gelişmez, güven ilişkisinin başrol olduğu kurallarla gelişir. Böylece çocuk, kendini güvende hissettiği ilişkiler içinde “hayır” demeyi de, “hayır” ile karşılaşmayı da daha sağlıklı öğrenebilir.
Buna karşılık, sevgi, ilgi ve güven duygusunun yeterince oluşmadığı bir ilişkide aynı sınırlar çocuk tarafından farklı anlamlandırılabilir. Çocuk, kuralları kendisini korumaya yönelik bir çaba yerine, keyfi bir güç kullanımı ya da cezalandırma girişimi olarak algılayabilir. Bu durumda gösterilen tepki çoğu zaman sınırın varlığına değil; sınırın öngörülemez, açıklanmayan ya da ilişkiyi zedeleyen biçimde uygulanmasına yöneliktir. Bu nedenle çocukların gösterdiği her itirazı “kurallara uymuyor” şeklinde değerlendirmek doğru olmayabilir. Bazı durumlarda çocuk, kurala değil; kendisini anlaşılmamış, değersiz ya da güvensiz hissettiren ilişki biçimine tepki vermektedir.
Çocuklar büyürken yalnızca kendilerine konulan sınırları değil, yetişkinlerin sınır koyma biçimini de öğrenirler. Sorunlar karşısında açıklama yapan, karşısındakini dinleyen ve saygılı bir iletişim kuran ebeveynler, çocuklarına yalnızca kuralları değil, ilişkilerde sınırların nasıl kurulacağını da model olurlar. Böylece çocuk, ilerleyen yaşamında kendi sınırlarını ifade edebilen, başkalarının sınırlarına saygı gösterebilen ve otoriteyi yalnızca güç kullanımı olarak değil, karşılıklı sorumluluk ve güven ilişkisi içinde değerlendirebilen bir birey olma yönünde gelişim gösterebilir.
Elbette hiçbir ebeveyn kusursuz değildir. Her zaman doğru tepkiyi vermek ya da her durumu eksiksiz yönetebilmek mümkün değildir. Çocuk gelişiminde belirleyici olan tek bir hata ya da tek bir doğru davranış değildir. Asıl önemli olan, çocuğun genel olarak kendisini sevildiğini, dinlendiğini ve güvende hissettiği bir ilişki içinde büyümesidir. Ara sıra yapılan hatalar, sonrasında kurulan sağlıklı iletişim ve onarıcı yaklaşımlarla telafi edilebilir. Bu durum, hem ebeveynler üzerindeki kusursuz olma baskısını azaltır hem de çocuklara ilişkilerde hataların konuşularak onarılabileceğini gösterir.
Sonuç olarak, çocuk yetiştirirken asıl hedef yalnızca başarılı bireyler yetiştirmek olmamalıdır. Çünkü başarı zaman içinde değişebilir; ancak güven duygusu, sağlıklı ilişkiler kurabilme becerisi ve psikolojik sağlamlık, yaşam boyu bireye eşlik eden önemli kaynaklardır. Çocuklar çoğu zaman kendilerine söylenen her cümleyi hatırlamazlar; fakat ebeveynlerinin yanında kendilerini nasıl hissettiklerini uzun yıllar taşırlar. Bu nedenle bir çocuğun geleceğini şekillendiren yalnızca ona öğretilen bilgiler değil, onunla kurulan ilişkinin niteliğidir. Sevgi, güven ve tutarlılık üzerine kurulan ilişkiler, çocukların yalnızca bugünkü gelişimlerini değil, yetişkinlikte kuracakları yaşamın da temelini oluşturur.
Kaynakça
- Yazgan, Y. (t.y.). Kişiliği bozuk ama başarılı. Yankı Yazgan. https://www.yankiyazgan.com/kisiligi-bozuk-ama-basarili/


