Hayatımız boyunca aldığımız kararların tamamen bilinçli tercihlerimizin sonucu olduğunu düşünmek isteriz. Oysa psikoloji, seçimlerimizin önemli bir bölümünün geçmiş yaşantılarımızdan, özellikle de çocukluk döneminde geliştirdiğimiz ilişki kalıplarından etkilendiğini göstermektedir. Bu nedenle bazen bize iyi gelmediğini bildiğimiz insanlara yönelir, benzer sorunları farklı ortamlarda tekrar yaşar ya da aynı duygusal çıkmazların içinde kendimizi yeniden buluruz. Şema Terapi, bu tekrar eden örüntülerin neden oluştuğunu ve neden değiştirilmesinin çoğu zaman düşündüğümüz kadar kolay olmadığını açıklayan kapsamlı yaklaşımlardan biridir.
Bu yazıda, zihnin neden tanıdık olanı güvenli olarak algıladığı, çocukluk deneyimlerinin yetişkinlikteki seçimlerimizi nasıl şekillendirdiği ve bu döngülerin nasıl değişebileceği Şema Terapi perspektifinden ele alınacaktır.
Neden Hep Aynı Hikâyenin İçinde Buluyorum Kendimi?
Birçok insan yaşamının farklı dönemlerinde kendisini benzer sorunların içinde bulduğunu fark eder. İlişkiler değişir ancak yaşanan hayal kırıklıkları birbirine benzer. Çalışılan kurum farklıdır fakat kişi yine değersiz hissetmeye başlar. Arkadaş çevresi değişse de sınır ihlalleri devam eder ya da her önemli başarının hemen öncesinde kişi geri çekilir. Dışarıdan bakıldığında bunlar şanssızlık ya da yanlış seçimler gibi görünebilir. Ancak Şema Terapi‘ye göre bu tekrarlar çoğu zaman tesadüf değildir.
İnsan zihni geçmiş deneyimlerden öğrenir ve bu öğrenmeler doğrultusunda gelecekte nasıl davranacağına ilişkin bir yol haritası oluşturur. Özellikle çocukluk döneminde tekrar eden yaşantılar, kişinin hem kendisi hem diğer insanlar hem de dünya hakkında temel inançlar geliştirmesine neden olur. Bu inançlar zaman içinde otomatikleşerek bireyin olayları değerlendirme biçimini, duygularını ve davranışlarını yönlendirmeye başlar. Bu nedenle kişi çoğu zaman yeni bir hikâye yaşadığını düşünse de aslında geçmişte öğrendiği ilişki biçimlerini yeniden yaşamaktadır.
Zihne Tanıdık Olan, İyi Olandan Daha Güvenli Gelebilir
Günlük hayatta mutlu olmayı hedeflediğimizi düşünürüz. Oysa beynimizin temel amacı bizi mutlu etmek değil, hayatta tutmaktır. Bunun için çevreyi sürekli değerlendirir, geçmiş deneyimlerden yararlanarak geleceği tahmin etmeye çalışır.
Psikolojide ve nörobilimde giderek daha fazla kabul gören yaklaşımlardan biri olan tahmin edici beyin modeli (predictive processing), beynin dünyayı pasif şekilde algılamadığını; aksine sürekli tahminlerde bulunduğunu ve yeni bilgileri bu tahminlerle karşılaştırdığını öne sürer. Bu sistem günlük yaşamı kolaylaştırır. Her sabah ayakkabınızı nasıl bağlayacağınızı yeniden öğrenmezsiniz. Araba kullanırken her hareketinizi bilinçli olarak planlamazsınız. Beyin, daha önce işe yarayan yolları otomatikleştirerek enerji tasarrufu sağlar. Ancak bu mekanizma yalnızca motor becerilerde değil, duygusal yaşamda da çalışır. İnsanlara nasıl güveneceğimiz, eleştiriyi nasıl yorumlayacağımız, hata yaptığımızda kendimizle nasıl konuşacağımız ya da bir çatışma karşısında nasıl davranacağımız da geçmiş deneyimlerimizin oluşturduğu zihinsel haritalardan etkilenir. Bu nedenle yeni ve sağlıklı bir davranış, başlangıçta iyi hissettirmek zorunda değildir. Çünkü yeni olan aynı zamanda belirsizdir. Belirsizlik ise beyin tarafından çoğu zaman potansiyel bir risk olarak değerlendirilir.
Çocukluk Yaşantıları Bugünkü Seçimlerimizi Nasıl Şekillendiriyor?
Bugün kurduğumuz ilişkiler, verdiğimiz kararlar ve kendimize bakış biçimimiz yalnızca bugünkü deneyimlerimizin ürünü değildir. Yaşamın ilk yıllarında bakım verenlerle kurulan ilişkiler, bireyin hem kendisi hem de diğer insanlar hakkında geliştirdiği temel inançların oluşmasında belirleyici bir rol oynar. Şema Terapi, bu erken dönem deneyimlerinin yetişkinlikteki duygusal ve davranışsal örüntüler üzerindeki etkisini açıklayan kapsamlı bir kuramsal çerçeve sunar.
Şema Terapi‘ye göre her çocuk; güvenli bağlanma, sevildiğini ve kabul edildiğini hissetme, duygularını özgürce ifade edebilme, özerklik geliştirme, gerçekçi sınırlar içinde büyüme ve kendiliğinden davranabilme gibi temel duygusal ihtiyaçlarla dünyaya gelir. Bu ihtiyaçlar yeterince ve tutarlı biçimde karşılandığında çocuk hem kendisini hem de çevresini güvenilir olarak algılamaya başlar. Ancak ihtiyaçlar uzun süre ihmal edildiğinde, tutarsız biçimde karşılandığında ya da sürekli engellendiğinde çocuk yaşadığı deneyimleri anlamlandırabilmek için bazı temel sonuçlara ulaşır. Bu sonuçlar bilinçli kararlar değildir; tekrar eden yaşantıların doğal ürünüdür.
Sürekli eleştirilen bir çocuk zamanla “Yeterince iyi değilim.” inancını geliştirebilir. Sevgiyi yalnızca başarılı olduğunda hisseden bir çocuk, “Değerli olabilmek için sürekli başarılı olmalıyım.” sonucuna ulaşabilir. Duygularını ifade ettiğinde cezalandırılan ya da görmezden gelinen bir çocuk ise “Duygularımı gösterirsem reddedilirim.” veya “İhtiyaçlarım önemli değildir.” şeklinde bir yaşam kuralı oluşturabilir. Çocuk açısından bakıldığında bu inançlar yanlış değildir; içinde bulunduğu çevreye uyum sağlayabilmek için geliştirilmiş çözümlerdir. O dönemde işlevsel olan bu çözümler, yetişkinlikte aynı şekilde devam ettiğinde ise kişinin yaşamını sınırlayan kalıplara dönüşebilir.
Şema Terapi bu kalıpları erken dönem uyumsuz şemalar olarak tanımlar. Şemalar yalnızca düşüncelerimizi değil; duygularımızı, beklentilerimizi, dikkat ettiğimiz ayrıntıları ve davranışlarımızı da etkileyen derin psikolojik yapılardır.
Bu nedenle yetişkinlikte yaşadığımız olayları olduğu gibi değerlendirmeyiz. Onları geçmişte oluşmuş şemaların filtresinden geçirerek yorumlarız. Aynı olayı yaşayan iki kişinin tamamen farklı duygusal tepkiler vermesinin temel nedenlerinden biri de budur.
Şemalar Davranışlarımızı Nasıl Sürdürür?
Şema Terapi‘ye göre insanlar bu şemalarla baş edebilmek için zaman içinde farklı baş etme biçimleri geliştirir. Bazı kişiler şemaya teslim olur ve çocuklukta tanıdığı ilişki biçimlerini yetişkinlikte de tekrar eder. Sürekli eleştiren partnerleri seçebilir, ihtiyaçlarını geri planda bırakabilir ya da kendisini değersiz hissettiren ortamlarda kalmaya devam edebilir. Bazıları incinmemek için yakın ilişkilerden tamamen uzak durur. Duygusal yakınlık kurmaktan kaçınır, kimseye güvenmemeye çalışır ya da ihtiyaçlarını yok sayar. Bazıları ise tam tersi yönde hareket eder. Aşırı kontrolcü olabilir, mükemmeliyetçiliğe yönelebilir, kimseye ihtiyaç duymuyormuş gibi davranabilir ya da duygusal olarak ulaşılmaz hale gelebilir. Bu davranışlar birbirinden çok farklı görünse de ortak amaç aynıdır: Çocuklukta karşılanmamış ihtiyaçların yarattığı acıyı yeniden yaşamamaya çalışmak.
Ne var ki bu stratejiler kısa vadede koruyucu görünse de uzun vadede aynı şemaların güçlenmesine neden olur. Böylece kişi farkında olmadan yıllardır tekrar eden psikolojik döngünün içinde kalmaya devam eder.
Döngüyü Kırmak: Tanıdık Olanı Değil, Sağlıklı Olanı Seçmeyi Öğrenmek
Şema Terapi‘nin en önemli varsayımlarından biri, öğrenilmiş olanın yeniden öğrenilebileceğidir. Ancak değişim yalnızca davranışları değiştirmeye çalışmakla başlamaz. Çünkü davranışların altında onları yöneten şemalar bulunmaktadır. Bu nedenle değişimin ilk adımı, kişinin yaşamında tekrar eden örüntüleri fark edebilmesidir.
Kendisine sürekli aynı tür insanların mı çekici geldiğini, hangi durumlarda yoğun terk edilme korkusu yaşadığını, neden sınır koyamadığını ya da neden sürekli kendini kanıtlamak zorunda hissettiğini anlamaya başladığında, davranışlarının ardındaki psikolojik mekanizmaları da görmeye başlar. Böylece bugün verdiği birçok tepkinin aslında geçmişte geliştirdiği hayatta kalma stratejileri olduğunu fark edebilir.
Şema Terapi yalnızca şemaları tanımlamayı değil, çocuklukta karşılanmamış duygusal ihtiyaçların yetişkin yaşamında daha sağlıklı yollarla karşılanmasını da hedefler. Bu süreç çoğu zaman kolay değildir. Çünkü zihin uzun yıllardır tanıdığı yolları bırakmak istemez. Sağlıklı sınırlar koymak başlangıçta suçluluk yaratabilir. Güvenilir ilişkiler alışılmadık derecede sakin gelebilir. Kendini ifade etmek ürkütücü hissedebilir. Ancak bu rahatsızlık çoğu zaman yanlış yolda olunduğunu değil, beynin yeni ve daha sağlıklı bir ilişki biçimini öğrenmeye başladığını gösterir.
Son Söz
Yaşamımızda tekrar eden örüntüler çoğu zaman aynı insanların karşımıza çıkmasından değil, geçmişte geliştirdiğimiz şemaların bugünkü seçimlerimizi yönlendirmesinden kaynaklanır. Bir zamanlar bizi koruyan bu psikolojik yapılar, yetişkinlikte aynı acıları yeniden yaşamamıza neden olabilir. Sürekli kendini kanıtlama ihtiyacı, sınır koyamama, terk edilme korkusu ya da kusurlu hissetme gibi deneyimler çoğu zaman kişiliğin değişmez özellikleri değil, erken dönem yaşantılarının bugüne uzanan izleridir.
Şema Terapi, geçmişi değiştirmeyi değil, geçmişin bugün üzerindeki etkisini dönüştürmeyi amaçlar. Çünkü şemalar öğrenilmiş yapılardır ve uygun farkındalık, yeni deneyimler ve sağlıklı ilişkiler aracılığıyla zaman içinde değişebilir. Psikolojik iyileşme de tam bu noktada başlar. Kişi artık geçmişin yazdığı senaryoyu tekrar etmek yerine, kendi ihtiyaçlarını gözeten yeni bir yaşam öyküsü yazmaya başlayabilir.
Belki de kendinize sorabileceğiniz en önemli soru şudur: “Bu seçimi gerçekten bugünkü ihtiyaçlarım doğrultusunda mı yapıyorum, yoksa bana yalnızca tanıdık geldiği için mi?”


