Vücudumuzun alarm sistemi olan sempatik sinir sistemi, hayatta kalmamızı sağlamak için kritik bir rol oynar. Herhangi bir tehlike ile karşılaştığımızda, beynimizde bulunan amigdala, durumu algılar ve sempatik sistemimizi aktive eder. Bu süreç, “savaş ya da kaç” tepkisini tetikler. Örneğin, yolda yürürken üzerimize doğru hızlıca gelen bir arabanın varlığını düşünelim. Bu durumda amigdalamız tehlikeyi algılar ve sempatik sistemimiz devreye girer. Kalp atış hızımız artar, göz bebeklerimiz büyür, kaslarımız gerilir ve nefes alma hızımız hızlanır. Beynimiz, bu tehlikeden kaçmamız gerektiğini belirler ve hızlıca oradan uzaklaşmamıza neden olur. Tehlike geçtikten sonra, parasempatik sistem devreye girer ve yaşadığımız belirtiler yavaş yavaş azalır; bedenimiz rahatlamaya başlar.
Peki, gerçekten bir tehlike yokken, sanki üzerinize doğru hızlıca gelen bir araba varmış gibi hissettiğiniz oldu mu? İşte bu durum, panik atak olarak adlandırılır. Bazen, normal bir anda, ortada gerçek bir tehlike yokken beynimiz, sanki bir tehdit varmış gibi algılayıp alarm verebilir. Panik atak, bedenimizin bize karşı çalışmasından değil, bizi korumaya çalışırken yanlış alarm vermesinden kaynaklanır. Gerçek bir tehlike yokken bile beynimiz, hayatta kalmamız için alarm sistemini devreye sokabilir. O an yaşanan kalp çarpıntısı, göz bebeklerinde büyüme, kas gerilmesi ve nefes alma hızının artması gibi belirtiler, bizim “güçsüz” olmamızdan değil, alarm sistemimizin fazla hassas çalışmasından kaynaklanır.
Beynimizin yanlış alarm vermesinin birçok nedeni olabilir. Yoğun stres, travmatik yaşantılar, sürekli kaygı hali, bastırılmış duygular veya geçmişte yaşanan zor deneyimler, beynimizin tehdit algısını zamanla daha hassas hale getirebilir. Çünkü beynimiz, bir kez tehlike olarak kodladığı durumlardan kaçınmak için sürekli tetikte kalmaya çalışır. Burada önemli olan, bu belirtilerden korkmak yerine onların bize ne anlatmaya çalıştığını anlamaktır. Çünkü korku, anlaşıldıkça zamanla gücünü kaybeder. Beynimiz, her şeyi öğrenebildiği gibi, zamanla kendini yeniden güvende hissetmeyi de öğrenebilir.
Panik atak yaşayan çoğu kişi, o an kalp krizi geçirdiğini, nefesinin tamamen kesileceğini ve kontrolünü kaybedeceğini düşünür. Oysa yaşanan şey, çoğu zaman beynin kısa süreli ama yoğun alarm durumudur. Unutmamalıyız ki panik atak, o an kişiye tehlikeli hissettirse de fiziksel olarak tehlikeli ve ölümcül değildir. Şimdiye kadar tek başına panik atak geçirip nefessiz kalan veya aklını tamamen kaybeden kimse olmamıştır. Sistemimiz, doğası gereği bir süre sonra (genellikle 10-20 dakika içinde) en üst noktasına ulaşır ve ardından parasempatik sistemimizin devreye girmesiyle kendiliğinden sakinleşir. Burada önemli olan nokta şudur: Panik atak kişiye tehlikeli hissettirebilir ama aslında tek başına tehlikeli değildir. Kişi, yaşadığı belirtileri tanımaya başladıkça beynine “yeniden güvendeyim” mesajını vermeyi öğrenebilir.
Aslında korkunun büyümesine neden olan şey, belirtilerden ziyade o belirtilere yüklediğimiz anlamlardır. Bu yüzden belki de panik atakla mücadelede ilk adım, korkudan kaçmak değil, onu anlamaya çalışmaktır. Çünkü anlaşılan her duygu zamanla sakinleşir ve beynimiz yeniden güvende olmayı hatırlayabilir.



Çok doğru ve faydalı tespitleriniz için teşekkür ederiz. Başarılarınızın devamını dilerim. Yeni yazılarınızı bekliyoruz..💯💛🙏