SESSİZ KAYGILAR: ÇOCUKLARIN GÖZÜNDEN ŞİDDET VE KORKU
Son zamanlarda yaşanan ve art arda devam eden şiddet davranışları, yalnızca olayın gerçekleştiği çevreyi etkilemekle kalmıyor, bu tür haberlere maruz kalan tüm çocukları derinden etkileyebiliyor. Okul, çocuğun en güvenli ve aidiyette hissetmesi gereken ortamlardan biriyken yaşanan şiddet türü saldırılar çocuğun ‘güvenli alan’ algısını sarsan nitelikte olabiliyor. Çocuklar duydukları bu olayları sadece uzaktan seyretmekle kalmayıp, kendi yaşamları için bir tehdit yaratabilecek durum olarak adlandırmaya ve sarsılmaya daha müsait olabiliyorlar.
Çocuk Zihninde Korku ve Güvensiz Alan
Okul saldırıları gibi çocukların gözü önünde yaşanan ya da uzaktan şahit oldukları şiddet olayları, çocukların güvenli alan algısında problem yaşamalarına neden olur. Okul, çocuklar için yalnızca eğitim aldıkları bir yer değil, arkadaşları ile kaynaştıkları, sosyal iletişim kurabildikleri bir ortamdır. Bu güvenli alan algısının bozulması, çocukların okula olan bağlılıklarını olumsuz yönde etkilerken, korku ve endişe duygusunu da tetiklemiş olur. Bu korkuya maruz kalan çocuk, dışarıdaki hayatı ve en önemlisi okul hayatını artık tehlike olarak görmeye başlar. Gelişimin en önemli döneminde olan çocuklar, olayların gerçekleşme ihtimalini yetişkinler kadar gerçekçi değerlendiremez ve okulda yaşanan tehdit ortamına maruz kalan çocukların zihninde ‘Acaba benim de başıma gelir mi?’ gibi soru stilleri oluşmaya başlar.
Çocukların birebir ya da uzaktan maruz kaldığı şiddet eylemleri ve görüntüleri, davranış bozukluğu, dikkat dağınıklığı, okula gitmede isteksizlik, uyku problemleri ve yoğun duygusal kaygıları açığa çıkarabilir. Özellikle küçük yaş grubunda olan çocuklar, medya aracılığı ile gördükleri görüntüleri tekrarlı bir şekilde zihinlerinde hayal ederler ve olaya kendileri maruz kalmış gibi düşünerek içe kapanık duygusal durum hali görülebilir. Bu nedenle ebeveynlerin çocuğun davranışları ve duygularını gözlemlemeleri, ayrıca kendi sakin tavırlarını çocuklara aşılamaları ve rol model olmaları önem taşımaktadır.
Psikolojik Sağlamlık Geliştirmek
Dayanıklılık geliştirmek, bireyin yaşanılan zor durumlar karşısında yeniden toparlanma gücünün var olduğu bir durumdur. Dayanıklılık; korku duygusundan sıyrılıp güven duygusunu tekrardan sağlayabilmektir. Çocuklar için dayanıklılık geliştirmek kolay değildir ama ebeveyn desteği ile beraber tekrardan inşa edilebilir.
Çocuk, yakın çevresindeki kişilerin sağlıklı iletişiminden ve onu dinleyen, anlayan, duygularına önem veren ebeveynlerin varlığını hissettiğinde, dışarıdan gelen tehditlere karşı daha sağlam tepkiler vererek dayanıklılığını artırmış olacaktır.
Çocukların duygularını dışarıya vurmasını sağlamak da dayanıklılığı artıran nedenlerden biridir. Çocuklar, duyguyu ifade etme yöntemi olarak ya çizerek, ya konuşarak ya da en sık görülen yansıtma biçimi olan davranışsal tepkiler vererek yaşadıkları korku ve endişeyi ifade edebilirler. Ebeveynlerin dikkatli dinlemesi, çocuğun anlaşıldığını hissetmesini sağlar. Dayanıklılık doğuştan kazanılan bir özellik değildir; sağlıklı iletişim kurmak ve destekleyici cümlelerle onun güvenini sağlamak, psikolojik sağlamlığı geliştiren kritik noktalardır.
Çocuklarda Güvenli Gelecek Algısının Korunması
Travma yaşatan durumların ardından çocukların bulundukları ortamda kendini tehlike altında hissetmesi ve endişe duyması en normal duygusal tepkidir. Geleceğe dair kaygıları artarken, kendilerini kontrol edemedikleri bir dünyanın içinde bulmuş olurlar. Bu kaygılı durum, çocuklarda geleceğe dair korku ve kontrol edilemeyen tetikte olma halini doğurmuş olur. Zihinlerinde oluşan bu olumsuz algı modeli, çevrelerini algılamalarını ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkiler. Akıllarında kodladıkları güvensiz alan şeması zamanla bağlanma stillerine de etki etmeye başlar. Bu nedenle çocukların geleceğe dair kaygılarını kontrol etmek ve güven duygusunu koruyabilmek oldukça önemlidir.
Ebeveynlere düşen görevin birçoğu da öğretmenlere düşmektedir. Çocuğa yaşadığı korkuyu güvenli alanda dışa vurmasını teşvik etmek, yargılamadan düşüncelerini dinlemek, duygularını daha çekinmeden dışa aktarmasına yardım eder. Çocuğa alan tanımak, oyun oynamasını, resim çizmesini, sohbete dâhil olmasını sağlamak gibi basit aktivitelere yönlendirmek, çocukların iç dünyalarını daha iyi yansıtmaları için önemli teşvik mekanizmalarıdır.
Sonuç: Travma Sonrası Çocuklara Yaklaşım
Şiddet içeriklerine yoğun şekilde maruz kalmak, çocukların sosyal, bilişsel ve psikolojik durumlarına olumsuz etkiler bıraktığı açık bir şekilde görülmektedir. Tekrar eden sürelerde olumsuz olaylara hem fiziki hem görsel açıdan maruz kalan çocuk, güvensiz bağlar geliştirerek hayata karşı korku, kaygı ve umutsuzluk duygularını zirvede yaşar. Bu olumsuz duygu durumunun daha fazla gelişimine zarar vermemesi için hem ebeveynlerin hem öğretmenlerin hem de destek mekanizmalarının, çocukların duyguları ve düşüncelerini açıkça belirtebileceği güvenli alanı sağlamaları ve her bakımdan olumlu ya da olumsuz tepkilerine destek olmaları önem taşır.


