Dün gece bir tartışma yaşadınız, yatağa uzandınız; uyumaya çalışıyorsunuz fakat aklınızda yaşadığınız o gergin anlar dönüp duruyor. Düşünüyorsunuz, saatlerce kafanızda aynı sahneleri yeniden oynatıyorsunuz; ancak bir şeylerin eksik olduğunu fark ediyorsunuz. Karşı tarafın kurduğu cümleler belirsiz, neyi neden savunduğunu tam olarak hatırlamaya çalışıyorsunuz ama nafile. Dikkat ettiniz mi? Kendi söylediğiniz o harika laflar, verdiğiniz nokta atışı cevaplar, haklılığınızı kanıtlayan o sözler kelimesi kelimesine aklınızda. Ama karşı taraf tam olarak ne demişti, nasıl demişti, kibar bir şekilde mi söylemişti yoksa kaba saba mı konuşmuştu?
Sanki filmin o kısımları biraz flu, sesler boğuk ve görüntüler karartılmış gibi… Merak etmeyin, yalnız değilsiniz; hafızanız size erken yaşta oyunlar oynamıyor ya da kalıcı bir unutkanlık yaşamıyorsunuz. Bu aslında beynimizin hafif narsist, biraz bencil ama bir o kadar da hayati olan kendini savunma mekanizmasından başka bir şey değil. Peki ama perde arkasında bu süreç nasıl işliyor? Neden kusursuz çalışan zihnimiz, ikili ilişkilerde özellikle tartışma anında birdenbire gizli bir narsist gibi davranmaya başlıyor? Beynimiz, bu savunma kalkanını tam olarak nasıl inşa ediyor?
Yönetmen Koltuğundaki Gizli Narsist: Benlik Odağı
Meseleyi anlamak için ilk olarak beynimizin olayları, durumları, kişileri kaydettiği kısmına inmemiz gerekiyor. Beynimiz bir olayı kaydederken kendi iç dünyasına dair her şeye birinci elden, sınırsız ve kesintisiz bir erişime sahiptir. O tartışma anında kendi kalp atışınızın hızlanışı, o zekice lafı söylemeden önce zihninizde yaptığınız o saliselik plan, haklılığın getirdiği o muzip öfke patlaması zihninize saniye saniye işlenir. Ancak karşı tarafa dair elinizde sadece dışarıdan bir gözle baktığınız, kısıtlı şeyler vardır: Ses tonu, havada uçuşan kelimeler ve anlık mimikler…
Daha da önemlisi, hararetli bir tartışma anında beynimiz kendi argümanlarımızı üretmek, kendimizi savunmak ve bir sonraki golü atmak için o kadar büyük bir enerji harcar ki, karşı tarafın kurduğu cümleleri derinlemesine işleyecek, onları hafızaya kazıyacak yer kalmaz. Psikoloji literatüründe bu durum, dikkat kaynaklarımızın sınırlılığıyla açıklanan “Seçici Dikkat” kavramıyla ilişkilidir. Yani karşı tarafın cümlelerini net hatırlayamamanın temel kaynağı, aslında zihnimizin evrimsel olarak geliştirdiği bir Benlik Odağı Yanılsamasıdır. (Egocentric Bias).
Nitekim psikoloji tarihinin başyapıtlarından biri sayılan Ross ve Sicoly’nin (1979) o meşhur araştırmasında, çiftlerin geçmişte yaşadıkları tartışmaları nasıl hatırladıkları incelenmiştir. Araştırma sonucunda çarpıcı bir gerçek kanıtlanmıştır: Bireyler, ortak yaşanan olaylarda her zaman kendi katkılarını, kendi sözlerini ve argümanlarını karşı tarafınkine kıyasla çok daha net ve fazla hatırlarlar. Çünkü zihnimiz “Bulunabilirlik Kısayolu” (Availability Heuristic) ile çalışır; zihinsel depomuzda kendi ürettiğimiz verilere ulaşmak, karşı tarafın repliklerine ulaşmaktan çok daha kolay ve hızlıdır. O an zihnimiz için tek bir başrol vardır, o da biz, bizim düşüncelerimiz, bizim tepkilerimiz ve yine biz.
Sahneye Çıkan Avukat: Ego Savunma Mekanizmaları
Benlik odağı ve bulunabilirlik kısayolu nedeniyle verileri en başta taraflı ve eksik kaydetmiştik. Tabii ki hikaye sadece olayların, tartışma anının eksik kaydedilmesi veya zihinsel kısayollarla sınırlı kalmıyor; perde arkasında, beynin savunma mekanizması olarak kullandığı başka yönetmenler de var. Peki bu perdenin arkasındakiler kim? Tartışma bittikten sonra, gece zihnimizle baş başa kalıp düşüncelerimizle hesaplaştığımız anlar ne olacak? İşte tam bu noktada, yine kendimizi kandırdığımızı veya hafızamızın bizi kandırdığı düşünürüz ama sahneye Sigmund Freud’un o meşhur Ego Savunma Mekanizmaları devreye girer.
Çünkü insan beyninin psikolojik ve ben merkezcil düşündüğümüzde, hayattaki en büyük önceliklerinden biri, ne pahasına olursa olsun “Benlik Saygısını” korumaktır. Kendimizi “haksız, zalim, haksız yere sesini yükselten veya tamamen mantıksız argümanlar sunan” biri olarak görmek egomuzu derinden zedeler, içsel bir huzursuzluk yaratır. Bu psikolojik acıdan kaçınmak için beyin doğrudan huzuru ve konforu seçer. Karşı tarafın bizi köşeye sıkıştıran haklı ama tehditkar cümlelerini “Bastırma” (Repression) mekanizmasını kullanarak bilinç dışına süpürür ve onları adeta hiç söylenmemiş gibi unutmayı tercih eder.
Kendi Senaryomuzun Kahramanı Olmak
Uzun lafın kısası; bir tartışmadan sonra hafızamız objektif bir kamera kaydı gibi çalışmaz. Aksine, bizi her koşulda haklı çıkarmaya, egomuzu ayakta tutmaya çalışan taraflı bir arabulucu avukat davranıp çıkarlarımızı gözetir. Biz kendi yazdığımız, zihnimizde yeniden kurguladığımız o haklılık senaryosunun kusursuz kahramanı olurken, karşı tarafın bizi haksız çıkaran replikleri zihinsel bir sansüre uğrar.
Bir dahaki sefere kendinizi uyumadan önce zihninizle hesaplaşırken, yatakta tavanı izlerken ve kendi harika cümlelerinizi içinizden alkışlarken bulursanız, beyninize muzip bir gülümseme gönderin. Ve egonuzun sesini biraz olsun kısarak kendinize şu dürüst soruyu sormayı deneyin: “Acaba o an gerçekten ben mi çok haklıydım, yoksa beynim beni korumak için yine beni mi kayırıyor?” Peki, siz en son kiminle, ne için tartıştınız ve o gergin tartışmadan geriye bir gerçeklik mi kaldı, yoksa sadece kendi haklılığınızın gölgesi mi?


