Unutulmaktan Neden Korkarız?
Kendinizle baş başa kaldığınızda neler düşünürsünüz? Aileniz? Yaşam tarzınız? Tutkularınız? Geleceğiniz? Unutulma kaygısı? Geride bıraktıklarınız? Çocukken neler düşünürdünüz? Ailenizden aldıklarınız, size kalanlar neler? Hayatınız boyunca en çok korkunuz neden dolayıydı?
İnsanlık tarihi boyunca piramitler inşa edenler, devasa kütüphaneler kuranlar, köprüler, yollar inşa edenler, sokaklara kendilerinin veya çocuklarının isimlerini verenler hep aynı kaygıyı görmemişler midir? Unutulmak…
Peki ya bilinçli olarak unutmak için, lanetinden korkulduğu için hiç üstünde durulmayanlar? Psikolojik yaklaşımların gelişmesinde kaynaklık eden bu korkular ve kaygılar zamanla sanatla buluşup görsel şölenlerle görünür olmanın yolunu da bulmuştur. Alanın başyapıtı denebilecek “Coco” bu görsel şölenlerden birisidir.
Coco, izleyiciyi bu yakıcı sorunun peşine takıp turuncu kadife çiçekleriyle örülü bir köprüden geçirerek “ikinci ölüm”ün soğuk nefesiyle yüzleştiriyor. Bir çocuğun basit bir müzik tutkusu gibi başlayan hikaye, aslında her bireyin içindeki o kadim varoluşsal kaygıya dokunuyor. Film, ölümü biyolojik bir son olarak değil, ancak “hatırlanmadığımızda” gerçekleşen mutlak bir yok oluş olarak tanımlıyor. Bu yolculuk, sadece bir animasyon seyri değil; izleyiciyi ruhun en derin dehlizlerine, kolektif belleğin tozlu raflarına ve aile döngülerinin karmaşık düğümlerine doğru bir keşfe çıkarıyor.
İnsan Ruhuna Açılan Pencereler: Psikolojik Yaklaşımlar
Coco, sanılanın aksine bir çocuk filmi olmaktan çok teorik bilginin beyaz perdeye başarıyla aktarılmış bir eseridir. Bir sanat eseri zarafetiyle nakşedildiği nadir örneklerden biridir. Psikoloji tarihi boyunca çalışılan tüm teorilerden bir parça bulunmakla birlikte öne çıkan birkaç teoriye kısaca değinmek faydalı olacaktır:
1. Logoterapi ve Anlam İstenci: Viktor Frankl’ın “insan her koşulda bir anlam bulmalıdır” öğretisi, filmin felsefi omurgasıdır. Frankl’a göre yaşamı sürdüren şey, fiziksel hayattan ziyade bir “neden”dir. Ölüler Diyarı’ndaki her ruhun temel motivasyonu, yaşayanlar dünyasındaki birinin zihninde bir kıvılcım olarak kalmaktır.
2. Aile Sistemleri ve Nesiller Arası Travma: Aile terapisti Murray Bowen, ailenin duyguların ve kişiliğin birincil kaynağı olduğuna inandığı için aile sistemleri teorisini geliştirmiştir. Önemle benliğin farklılaşmasının her aile üyesi, özellikle de çocuklar için önemli bir hedef olduğunu vurgulamıştır. Farklılaşma, insanların kendilerini ailelerinden bağımsız olarak görmelerini gerektirdiği teorisini geliştirmiştir. Benliği yeterince farklılaşmamış kişiler, aile içi çatışmaları daha fazla içselleştirme ve duygusal olarak daha fazla zorluk çekme olasılığına sahip olduğunu öne sürmüştür. Rivera ailesi de kuşaktan kuşağa aktarılan bir benlik olgusuna direnç durumu ile karşı karşıyadır. Bir kişinin yaşadığı terk edilme travması, üç kuşak sonra bile “müzik yasağı” gibi katı bir savunma mekanizması olarak ailenin huzurunu bozmaktadır.
3. Nöropsikoloji: Nöropsikoloji, beynin ve sinir sisteminin kişinin davranışları ve zihinsel işlevleri üzerindeki etkisini değerlendirmektedir. Beynin farklı bölgelerinin, insanların davranışlarında ve zihninde ne gibi etkilere sahip olduğunun incelendiği alandır. Beynin farklı bölgelerinde oluşabilen hasarların yol açtığı davranış problemleri üzerinde çalışmaktadır. Bireylerin beyninde aldığı hasar nedeniyle düşünme tarzı, karar verme süreci, hafızasında nasıl değişimlere neden olduğunu araştırmaktadır. Film, müziğin beyindeki işleyişini, özellikle duygusal belleğin demans gibi bilişsel yıkıma karşı nasıl direndiğini bilimsel bir titizlikle işlemektedir.
4. Jungiyen Arketipler: Jung’un arketip kavramları, davranış ve kimliği etkileyen ruhun farklı yönlerini temsil eden, tekrar eden sembollerdir. Bu arketipleri anlamak, kişilik kalıplarına ve insanların başkalarıyla nasıl ilişki kurduğuna dair içgörü sağlayabilir. Filmdeki karakterler bu arketiplerden; gölge, persona, bilge ihtiyar ve ruh rehberi gibi arketiplerin modern birer temsili olarak izlenmektedir.
Karakterler ve Bazı Sahnelere Kısa Bir Bakış
Miguel:
Jungiyen anlamda bir bireyleşme kahramanıdır. Ailesinin ona giydirdiği “ayakkabıcı” kimliğini reddedip kendi gerçek sesini aramaktadır. Miguel’in tavan arasında kurduğu o gizli mabet, sadece bir hayranlık alanı değil; bastırılmış tutkularının, aile baskısından kaçırdığı özgür benliğinin somutlaşmış hali olarak düşünülebilir. Onun “yasaklı” gitarı, aslında kendi ruhuna açılan kapının anahtarıdır.
Hector:
Rivera ailesinin kolektif bilinçaltına ittiği, “istenmeyen” ve “kötülenen” bir “gölge” arketipidir. Ancak Hector’un hikayesi derinleştikçe, gölgenin aslında ailenin en büyük ışığı olduğu ortaya çıkar. Miguel’in onunla bağ kurması, bireyin kendi karanlık geçmişiyle barışma ve parçalanmış bir ruhsal bütünlüğü yeniden inşa etme sürecini temsil eder.
Mama Coco:
Ailenin duygusal hafızası ve yaşayan tarihidir. Demans haliyle aslında iki dünya arasındaki son liminal eşiktir. Miguel’in ona “Remember Me” şarkısını söylediği sahne, sadece bir film finali değil; müziğin, donmuş nöral yolları bir anahtar gibi açarak insanı kimliğine nasıl geri döndürdüğünü gösteren nöropsikolojik bir mucizedir.
Büyükanne ve Rivera Evi:
Miguel’in büyüğü çevre, Meksika toplumunun anaerkil yapısını yansıtır. Rivera evi, aile üyeleri için güvenli bir sığınaktır; ancak bireysel gelişim için baskıcı bir alandır. Ayakkabı atölyesi, travmadan kaçmak için sığınılan “rutinleri” ve “statükoyu” temsil ederken, dış dünya, meydan ve pazar yeri keşfedilmeyi bekleyen tehlikeli ama özgürleştirici hayatı simgeler.
Ernesto de la Cruz:
Analitik psikolojideki “Ego Enflasyonu”nun bir karikatürüdür. Başarı uğruna etik değerleri ve dostluğu feda eden bu figür, içi boş bir narsisistik “sahte kahraman” modelidir. Onun sarayı, egonun ne kadar büyük ama temelsiz olabileceğinin bir göstergesidir.
Mekanlar:
Kadife Çiçeği Köprüsü: Yaşayanlar ile ölüler arasındaki “Eşik” alanıdır. Sadece “hatırlanma vizesi” olanların geçebilmesi, sosyal bağların varoluşsal önemini vurgular.
Öteki Alem: Öteki alem, dikey mimarisi ve canlı renkleriyle sınırsız bilinçaltını; gerçek alem ise yatay, kurallı ve gri tonlarıyla kısıtlı bilinçli yaşamı temsil eder. Dante: Bilinç ile bilinçaltı arasında mekik dokuyan bir ruh rehberi görevindedir; rasyonel aklın bittiği yerde içgüdüsel sadakat sunar.
Miyazaki Filmleriyle Benzerlikler ve Farklar
Hayao Miyazaki’nin merceğinden bakıldığında, Miguel bir “şifacı çocuk”, Mama Coco ise ailenin ruhsal çekirdeğini temsil eden “bilge çocuk”tur. Miyazaki’de olduğu gibi, çocuk karakterler saflıklarıyla modern dünyanın unuttuğu bağları yeniden kurar. Mama Coco, hem geçmişin mirası hem de geleceğin tohumu olarak, iki dünya arasında sessiz ve kutsal bir köprü görevini üstlenir. Coco’yu Hayao Miyazaki’nin dünyasıyla kıyasladığımızda, kültürel sınırları aşan insanlık arketipleriyle karşılaşırız.
Benzerlikler:
Dişil Bilgelik: Her iki dünyada da yaşlı kadın figürleri doğaüstü dünya ile bağ kuran kutsal figürlerdir.
Ruhani Habitat: Miyazaki’de olduğu gibi, Coco’da da ruhlar dünyası “öteki” veya “korkunç” değildir; aksine, doğanın ve belleğin nefes aldığı bir ekosistemdir.
Eşik Bekçileri: Dante ve Miyazaki’nin sessiz yaratıkları, kahramana kelimelerin yetmediği yerde sezgisel rehberlik ederler.
Farklar:
Kötülüğün Anatomisi: Miyazaki dünyasında “saf kötü” yoktur; sadece dengesi bozulmuş varlıklar vardır. Coco’da ise Ernesto de la Cruz ile net bir antagonist yapısı korunur.
Kahramanlık Tanımı: Filmin kahramanı genellikle bireysel başarısını kanıtlama peşindedir; Miyazaki kahramanı ise bozulan bir dengeyi onarmak için fedakarlık yapar. Ancak Miguel, filmin sonunda bir “Miyazaki kahramanı”na dönüşerek kişisel şöhretinden vazgeçip ailesinin onurunu ve huzurunu kurtarmayı seçer.
Sonuç olarak;
Coco, her karesiyle izleyiciye şu sarsıcı gerçeği fısıldar: Bizler sadece kendi başarılarımızdan ve seçimlerimizden ibaret değiliz; bizden önce gelenlerin şarkılarını, dökülmemiş gözyaşlarını ve yarım kalmış hayallerini de hücrelerimizde taşıyoruz. Bireyleşme yolculuğumuz, ancak köklerimizle barıştığımızda ve genetik kodlarımızdaki “dışlanmış” parçaları kalbimize geri kabul ettiğimizde tamamlanır.
ACT perspektifinden Coco, bir ailenin acıyı bastırmak için müziği yasaklamak gibi “yaşantısal kaçınma”dan kurtulup, sevgi ve dürüstlükle hatırlamak gibi “değer odaklı” bir yaşama geçiş hikayesidir denilebilir.


