“Beden unutmaz; bastırılan her şey bir gün başka bir yerden konuşur.” — Doğan Cüceloğlu. Bazı bedenler hayata sanki gece hiç bitmemiş gibi uyanır. Güneş doğmuştur, şehir uyanmıştır; ancak iç dünyada hâlâ karanlık bir nöbet sürmektedir. Kalp en küçük seste irkilir, kaslar gevşemeyi unutur, zihin çevreyi tarayan bir radar gibi durmaksızın çalışır. Bu hâl çoğu zaman kaygı, hassasiyet ya da “fazla tetikte olmak” şeklinde adlandırılır. Oysa bu tablo, travmanın sinir sistemi üzerinde yarattığı hiperuyanıklılığın doğal bir sonucudur.
Travma yalnızca yaşanan olay değildir; bedenin o olay sırasında maruz kaldığı aşırı yüklenmenin izidir. Tehdit algılandığında sinir sistemi bir yangın alarmı gibi devreye girer. Beynin ilkel bölgeleri kontrolü ele alır, düşünce geri çekilir, beden hayatta kalma refleksleriyle dolar. Normal koşullarda tehlike geçtiğinde alarm susar. Travmada ise sorun, yangının bitmesinde değil, alarmın kapanmamasındadır. Beden, tehlikenin sona erdiğini fark edemez.
Hiperuyanıklılık ve Bedensel Hafıza
Bu noktada hiperuyanıklılık devreye girer. Sinir sistemi çevreyi sürekli tarayan bir güvenlik kamerasına dönüşür. Her ses, her mimik, her sessizlik potansiyel bir tehdit gibi algılanır. Dünya artık güvenli bir ev değil, her an tetiklenebilecek bir alarm sistemidir. Bessel van der Kolk bu durumu şu sözlerle açıklar: “Travma, geçmişte yaşanmış bir olay değildir; bedende şimdi olup biten bir deneyimdir.”
Bu nedenle kişi zihinsel olarak güvende olduğunu bilse bile bedeni buna ikna olmaz. Travmanın bedensel hafızasına dair güçlü bir vurgu da Doğan Cüceloğlu’ndan gelir. Cüceloğlu, travmanın bastırılarak ortadan kaldırılamayacağını şu cümleyle ifade eder: “Beden unutmaz; bastırılan her şey bir gün başka bir yerden konuşur.” Bastırılan korkular, ifade edilemeyen öfke ve tamamlanamayan tepkiler zamanla bedende kendine bir ifade alanı bulur. Hiperuyanıklılık, bedenin bu sessiz ama ısrarlı konuşma biçimlerinden biridir.
Güvenlik Arayışı ve İlişkiler
Kronik alarm hâlindeki bir beden, dinlenmeyi bile riskli bir boşluk gibi algılar. Gevşemek, savunmayı bırakmak anlamına gelir; savunmayı bırakmak ise geçmişte bedel ödetmiştir. Bu nedenle bazı insanlar yorgun olduklarını hissetseler bile duramazlar. İçlerinde görünmez bir nöbetçi vardır; çevreyi kontrol eder, ihtimalleri hesaplar, olası tehlikeleri önceden sezmek ister. Gabor Maté bu durumu şu sözlerle tanımlar: “Travma, başımıza gelen şey değil; onunla baş edemediğimizde içimizde olan şeydir.”
Hiperuyanıklılık en çok ilişkilerde kendini gösterir. Yakınlık, sinir sistemi için belirsizlik demektir; belirsizlik ise eski tehditleri çağrıştırır. Bir mesajın gecikmesi terk edilme alarmını, küçük bir çatışma büyük bir kopuş hissini tetikleyebilir. Kimi insanlar ilişkide sürekli tetikte duran bir bekçi gibi olurken, kimileri tamamen geri çekilir. Stephen Porges’in Polivagal Kuramı bu durumu şöyle açıklar: “Sinir sistemi güven hissetmediğinde, ilişki ikinci plana düşer; hayatta kalma öncelik kazanır.”
İyileşme: Bedeni Bugüne Davet Etmek
Travmanın en zorlayıcı yanı, geçmişte kalmış gibi görünmesidir. Zihin takvim yapraklarını çevirmiştir, hayat ilerlemiştir; ancak beden hâlâ o ana demirlemiştir. Çünkü sinir sistemi zamanı kronolojik olarak değil, duyusal olarak algılar. Bu yüzden “artık güvendesin” cümlesi çoğu zaman yeterli olmaz. Güven, sözel bir bilgi değil; tekrar eden bedensel deneyimlerle öğrenilen bir histir.
İyileşme bu nedenle hiperuyanıklılığı bastırmakla değil, onun neden var olduğunu anlamakla başlar. Alarmı zorla susturmak bedeni daha da savunmaya iter. Gerçek iyileşme, sinir sistemine yeni bir deneyim sunabilmektir: Tehlike geçti ve artık nöbette olman gerekmiyor. Uzun süredir kasılı duran bir bedenin gevşemeyi yeniden öğrenmesi gibidir; önce ürkütücü, sonra rahatlatıcıdır.
Sürekli tetikte olma hâli bir zayıflık değildir. Bu, bedenin seni hayatta tutmak için gösterdiği sadık bir çabanın sonucudur. Ancak hayatta kalma modunda yaşamak, yaşamla kurulan bağı daraltır. Şifa, bedeni suçlamayı bıraktığımızda başlar. Çünkü iyileşme, alarmı kapatmak değil; bedene artık güvende olduğunu hissettirmektir. Bazen iyileşme, geçmişi silmekten çok, bedeni bugüne nazikçe geri davet etmektir.


