Son yıllarda artan mezun sayısına rağmen üniversitelerde alımlarda bir değişiklik olmaması ve gitgide farklı şehirlerimizde yine de bir sürü fakülte açılması akıl alacak gibi değil. Yapılan son düzenlemelerle beraber öğretmenlerin yetersiz olduğunu düşünerek eğitimin kalitesini artırmak yerine süresini uzatmayı tercih edenlerin olduğu bir dönemde, bir de öğretmenler açısından durumu ele almak lazım. Bu mesleği ilköğretim yıllarından itibaren aldıkları eğitim sonrasında belli hedefler doğrultusunda seçen öğretmen adaylarımızın, günümüzde sürpriz üstüne sürprizlerle karşılaşması onları hayal kırıklığına uğratmakta ve mental olarak yormaktadır. Bugün sizinle bu kutsal mesleğin yeni adaylarının daha mesleğe başlamadan çektiği zorlukları ve üstesinden gelmeye çalıştığı psikolojik baskıyı ele alacağız.
Neden Öğretmenlik
Eğitim yıllarımız boyunca farklı farklı birçok öğretmen ile karşılaştık. Bunlar olumlu veya olumsuz manada bizleri etkilemeyi başardı ve eğitim hayatımızın belirli zamanlarında büyük rol aldılar. Hepimiz hayatımızda bir kere de olsa şu sözü duymuşuzdur: “Eğitim yıllarında iyi bir öğretmene denk gelmek gerçekten büyük bir şans.” İyi bir öğretmene denk gelmek ne gibi ayrıcalıklar kazandırır ki? Kendini bize sevdirmiş olması, mesleğini de seveceğimiz ve ileride o mesleğe yöneleceğimiz anlamına mı gelir? Peki biz öğretmenler, eğitim yıllarımızda gerçekten de iyi birer öğretmene denk geldiğimiz için mi bu mesleği seçtik? İleride böyle saygı gören bireyler ve gerçekten de takdir edilesi olabilmek için mi?
Pek çoğunuz buna katılacak ve ben bunu söylediğimde ilkokul öğretmenini hatırlamaya çalışıp bir kere daha güzel bir şekilde anacak. Size sorum şu: Eğitim yıllarımızda hep iyi öğretmenlere denk gelmek mümkün mü? Siz cevaplamadan ben söyleyeyim; tabii ki de hayır. Her mesleğin iyisi olduğu gibi kötüsü de vardır, dahası kötüsünden kastım mesleki yeterliliği sınırlı olanlardır. Ben, eğitim yıllarımın büyük bir kısmında tam olarak böyle öğretmenlere denk geldim. Bu durum beni meslekten soğutmadı ve aksine daha da iyi bir öğretmen olabilmek için körükledi. Her zaman sadece olumlu olaylardan veya durumlardan yola çıkarak seçimlerimizi yapmayız. Öyle anlar gelir ki olumsuz durumlardan ders çıkarır ve elimizden daha iyisi geldiğine inanarak seçimlerimizi ona göre yaparız.
Neden Öğrenemedik
İlkokul yıllarından itibaren hepimizin zorunlu olarak eğitim serüveni başlıyor. Kimimiz köy okullarında, kimimiz merkeze yakın okullarda, kimimiz özel okullarda… Farklı şehirler, farklı hayatlar, farklı öğretmenler… Bir şeylerin öğretilmesi için birçok farklı metot ve farklı materyaller ile sürekli öğrenmeye tabi tutulduk. Bu eğitim hayatımızın belirli kritik dönemlerinde, düzenli olarak neyi ne kadar ve nasıl öğrendiğimizi ölçmek üzere sınavlara girdik.
Belki de eğitim hayatımızda en büyük sorunumuz ve üzerinde düşünmemiz gereken durum bu olmalıydı: Farklı koşullar ve farklı hayatlar içinde mücadele verirken herkesi eşit bireyler olarak görüp değerlendirmemiz. Başarılı olanlar motive olup eğitim hayatlarında başarıya odaklanırken, farklı nedenlerden dolayı bir türlü eğitime odaklanamayanlar ise hayattan bir adım daha geri kalarak toparlanmaya çalıştılar. Tabii bunun faturası kime kesilecek diye düşünülürken akıllara burada en büyük rolü oynayan öğretmenler geldi.
Sistemin ufak da olsa bir yanlışı olduğunu düşünmeyip bunun yerine, sistemin bir parçası olan ve sisteme harfiyen uyması gereken öğretmenlerimize büyük pay çıktı. “Neden öğrenemiyorlar?” sorusu yerine sürekli “Neden öğretemiyorlar?” sorusunu piyasaya çıkararak mesleği zedelemeye çalıştılar. Bu yüzden sistem, belirli aralıklarla öğretecek olan kişilerin nasıl seçileceğine ve ne tür imtihanlara tabi tutulacağına dair farklı farklı yöntemler uyguladı. Tam da bu noktada neden öğrenemediğimiz kendini ele veriyor. Sorunlarımızın neyden kaynaklandığını net bir şekilde araştırmadan, değişikliğin çözüm olduğunu düşündük.
Nedir Bu Çelişki
Günümüzde kamuda tasarruf adı altında mezun olan birçok öğretmenimizi sürekli olarak bekletiyorlar ve seçim yıllarında da tasarrufu bir kenara bırakıp atamaları vaat olarak sunuyorlar. Görev başında olan ve artık emeklilik yaşı gelmiş öğretmenlerimizi ise sık sık gündeme getirerek, emekliliğe ayrılmadıkları için atamaların olmadığını bahane ediyorlar. Genç ve mezun olan öğretmenlerimizin bir kısmı da bu düşünceyi desteklerken şunu da unutmamak lazım: Emekliliğe ayrılan öğretmenlerimiz, aldıkları maaşın üçte birini bile alamayacakları bariz bir şekilde ortadadır.
Yıllarca öğretmenlik yapıp bir yerlere gelmeye çalışan emektar öğretmenlerimizin, mesleği bıraktıktan sonra geçimlerini nasıl sağlayacağını göz ardı etmemek gerekir. Bu yüzden tek taraflı düşünmeyip olaya empati kurarak yaklaşmalıyız. Emekliliği bahane ederek atamaların olmayacağını söyleyenlere bir kere daha gelecek olursak; okullarımızın neredeyse çoğunda kadrolarının eksik olduğunu görmekteyiz ve bunların atama ile değil de ücretli öğretmenler ile doldurulduğunu fark ediyoruz.
Başta sizlere dediğim gibi, öğretmen adaylarımızın aldığı eğitimin yeterli olduğunu düşünmeyip atama süreçlerini uzatmak için eğitim yıllarına birkaç yıl daha ilave edenler, öğretmenlik diploması olmayanları nasıl olur da ücretli öğretmen olarak farklı şehirlerdeki okullarımızda görevlendirir? Böyle bir durum, başta şu anda eğitim alan öğretmen adaylarımızı ve görev yapan öğretmenlerimizin psikolojisini çok net bir şekilde olumsuz anlamda etkilemektedir. Her meslekte olduğu gibi bu mesleğin de sorumlulukları, yeterlilikleri ve uyması gereken kuralları vardır. Bizler yıllarca bu mesleğin eğitimini alırken, başkalarının rahat bir şekilde yerimize konması rahatsız edici ve hazmedilemeyecek bir durumdur.
Neler Yapılmalı
Öncelikle ortada olan bu durum karşısında, her şeye rağmen kendini geliştirmekte ve sürekli üstüne koyarak ilerleyen öğretmen adaylarımız ne olursa olsun moralini bozmamalı ve mücadeleyi sonuna kadar devam ettirmelidir. Bizler birer öğretmen olarak bilmeliyiz ki geçmiş yıllarda farklı ülkelerde de ekonomik ve toplumsal nedenlerden kaynaklı zor dönemler yaşanabilmiştir. Konulardan ders çıkarmalı ve çözüm üretmekten kendimizi alıkoymamalıyız. Geleceğe umutla bakan bireyler olarak, her zaman baş gösteren sorunların bir gün çözüme kavuşacağına inanmalıyız.
Atama bekleyen öğretmenler ile görev yapan öğretmenler karşı karşıya getirilmemelidir. Emeklilik üzerinden yürütülen tartışmalar, asıl sorunu gizlemekte ve meslek içi dayanışmayı zayıflatmaktadır. Emekli öğretmenlerin ekonomik kaygıları göz önünde bulundurulmalı, öğretmen adaylarımızın istihdam hakkı ile deneyimli öğretmenlerimizin yaşam güvencesi birlikte ele alınmalıdır.
Ücretli öğretmenlik uygulaması geçici bir çözüm olmaktan çıkarak kalıcı bir sorun hâline gelmiştir. Öğretmenlik diploması olmayan bireylerin eğitim sürecine dâhil edilmesi eğitimin niteliğini düşürmekle birlikte yıllarca bu meslek için emek veren öğretmen adaylarının da mesleki değerini olumsuz anlamda etkilemektedir. Bu uygulama yeniden gözden geçirilmeli ve bir çözüm seçeneği olmaktan çıkarılmalıdır.
Yetkililerimiz ise sorunu öğretmenlerde aramaktan vazgeçmeli ve asıl sorunlara odaklanmalıdır. Sürekli bir sistemi deneyip meyvesini alamadan başka bir sisteme geçilmesi çözüm değildir; aksine ekstra sorunlar yaratır. Bu sistem karmaşası içinde ne yapacağını bilmeyen öğretmenlerimiz net bir şekilde yönlendirilemediğinden, faturanın onlara kesilmemesi gerekir.
Kamuda tasarruf adı altında, ekonomik nedenlerle eğitim arka plana atılmamalı ve bu süreçte rol alan herkese gerekli saygı ve değer verilmelidir. Bilinmelidir ki bir ülkenin geçmişinin bilinmesi ve geleceğinin şekillenmesi yalnızca eğitimle mümkündür.


