Cumartesi, Eylül 12, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İNSAN NEDEN ARTIK İNSANA DEĞİL, YAPAY ZEKAYA ANLATIYOR?

Bizi yargılamayan bir makineye anlatmak kolaylaştıkça, gerçek insan ilişkilerinin yükünü taşımayı mı unutuyoruz? Bir insanın gecenin bir yarısı telefonunu eline alıp kimseye anlatamadığı bir şeyi yapay zekâya anlatması artık şaşırtıcı değil. Kırgınlığını, ilişkisindeki problemi, yalnızlığını, öfkesini, geçmişte yaşadığı travmayı, hatta bazen partneriyle konuşamadığı cümleleri… Çünkü yapay zekâ beklemiyor, sıkılmıyor, gözlerini devirmiyor, “yine mi aynı konu?” demiyor. Tam da burada psikolojik olarak önemli bir soru ortaya çıkıyor:

İnsan gerçekten anlaşılmak mı istiyor, yoksa anlaşılmanın risklerinden mi kaçıyor?

Yapay zekâ destekli sohbetlerin ve dijital arkadaşlıkların psikoloji gündeminde giderek daha fazla yer alması tesadüf değil. Amerikan Psikoloji Birliği’nin 2026 gündeminde de yapay zekâ arkadaşlıkları ve dijital ilişkiler, insan bağlarının dönüşümünü etkileyen önemli başlıklardan biri olarak ele alınıyor.

İnsan Neden Bir Makineye İçini Döker? Çünkü insan ilişkileri karşılıklıdır. Ben bir şey anlattığımda karşımdaki insanın da bir duygusu, yorumu, sınırı, geçmişi ve beklentisi vardır. Bazen beni yanlış anlayabilir. Bazen eleştirebilir. Bazen bana katılmayabilir. Yapay zekâ ile kurulan iletişim ise çok daha kontrollü hissedilebilir. İnsan, anlatmak istediği şeyi istediği anda anlatır. Cevabın tonunu belirleyebilir. Aynı soruyu defalarca sorabilir. Utandığı bir şeyi yüz yüze söylemek zorunda kalmaz. Bir danışanın söyleyebileceği şu cümle aslında bu ihtiyacı çok iyi anlatır: “İnsanlara anlatınca konu büyüyor. Yapay zekâya anlatınca sadece anlatmış oluyorum.” Burada mesele yalnızca teknoloji değildir. Mesele, insanın ilişki içinde incinme ihtimalidir.

Yargılanmamak Her Zaman Yakınlık Değildir! Yargılanmamak rahatlatıcıdır. Fakat psikolojik yakınlık yalnızca rahatlatılmak değildir. Gerçek bir ilişkide bazen duymak istemediğimiz şeyleri de duyarız. Bazen karşımızdaki insan bize itiraz eder. Bazen davranışlarımızın sorumluluğunu almamız gerekir. İnsan ilişkilerinin iyileştirici taraflarından biri de tam olarak budur: karşılaşma. Kendimizle ve karşımızdakiyle karşılaşmak. Yapay zekâ ile kurulan duygusal iletişim, özellikle yalnızlık yaşayan kişiler için geçici bir rahatlama veya bağlantı hissi sağlayabilir. Ancak bu alanın uzun vadeli etkileri konusunda araştırmalar hâlâ gelişmektedir; özellikle dijital bağların gerçek dünyadaki sosyal ilişkilerle nasıl etkileştiği daha fazla araştırılmaktadır. Dolayısıyla mesele “Yapay zekâ kötüdür” demek değildir. Asıl mesele, neyin yerine konulduğudur.

Travma Sonrası İnsanlardan Uzaklaşmak

Travma yaşamış bir insan için ilişki bazen yakınlık değil, tehdit anlamına gelebilir. Terk edilmiş biri yeniden bağlanmaktan korkabilir. Aşağılanmış biri kendisini anlatmaktan çekinebilir. Aldatılmış biri güvenmek yerine kontrol etmeyi seçebilir. Mobbing yaşamış biri, iş yerindeki her sessizliği tehdit olarak algılayabilir. Ve bazı insanlar için insanlarla ilişki kurmak, yeniden incinme ihtimali taşır. Yapay zekâ ise burada oldukça cazip bir alan sunar: Yakınlık hissi vardır ama ilişkinin bütün riskleri yoktur. Fakat psikodinamik açıdan baktığımızda insanın temel ihtiyacı yalnızca güvenli bir alan bulmak değildir. Aynı zamanda ilişki içinde yeniden deneyimlemek, anlamlandırmak ve dönüştürmektir. Kaçındığımız her ilişki, bizi geçmişte bırakan bir güvenlik alanına da dönüşebilir.

Çift İlişkilerinde Yeni Bir “Üçüncü”!

Bu durum romantik ilişkiler açısından da önemli. Bir partner, ilişkisindeki her çatışmayı önce yapay zekâya anlatmaya başladığında burada yalnızca teknoloji kullanımı söz konusu değildir. İlişkinin duygusal dolaşımında yeni bir kanal oluşmaktadır. “Partnerime söylemek yerine yapay zekâya sorayım.” “Onunla konuşmadan önce yapay zekâ ne düşünüyor öğreneyim.”

“Bu tartışmada haklı mıyım, önce ona sorayım.”

Bir noktadan sonra insan, partneriyle konuşmak yerine partneri hakkında konuşmayı tercih edebilir. Bu ise ilişkinin temel sorunlarından birini görünür kılar: İletişim kurmak yerine iletişimin simülasyonunu yapmak. Oysa ilişki, yalnızca doğru cümleyi bulmak değildir. Bazen mesele, doğru cümleyi kurup karşımızdaki insanın vereceği cevabı göze alabilmektir.

Terapi ile Yapay Zekaya İç Dökmek Aynı Şey Değildir!

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Bir yapay zekâ ile konuşmak kişiye düşüncelerini düzenleme, duygularını ifade etme veya bir meseleye farklı açıdan bakma konusunda yardımcı olabilir. Fakat bu, psikoterapi ile aynı şey değildir. Terapi yalnızca kişinin konuşması ve karşılığında anlamlı cümleler duyması değildir. Terapötik ilişki; kişinin geçmişi, savunmaları, tekrar eden ilişki örüntüleri, aktarımı, duygusal tepkileri ve yaşam öyküsü içinde ele alınan profesyonel bir süreçtir. Bir insanın “Ben neden hep terk ediliyorum?” sorusuna cevap vermek başka şeydir. Bu soruyu hayatı boyunca neden tekrar tekrar yaşadığını birlikte anlamak başka.

Peki İnsan İnsana İhtiyaç Duymaktan Vazgeçerse?

Belki de geleceğin en önemli psikolojik sorularından biri bu olacak. İnsan, yalnızlığını teknolojiyle ne kadar kolay yatıştırabilirse, gerçek ilişkilerin zorluklarına ne kadar tahammül edebilecek? Çünkü insan ilişkileri kusursuz değildir. İnsanlar gecikebilir. Yanlış anlayabilir. Bizi hayal kırıklığına uğratabilir. Bazen bizi çok sevebilir, bazen sınır koyabilir. Ama bütün bunlara rağmen insanın gelişimi büyük ölçüde ilişki içinde gerçekleşir. Yapay zekâ bize konuşacak bir alan sunabilir. Bazen düşüncelerimizi toparlayabilir. Bazen yalnız hissettiğimiz bir anda eşlik edebilir. Fakat insanın en derin ihtiyacı yalnızca cevap almak değildir. Görülmek, etkilenmek, karşılık bulmak ve başka bir insanın dünyasında gerçekten bir yer kaplamaktır. Belki de geleceğin asıl sorusu “Yapay zekâ insanın yerini alacak mı?” olmayacak. Daha zor ve daha kişisel bir soru olacak: İnsan, incinme ihtimaline rağmen yeniden insana yaklaşmayı isteyecek mi? Çünkü teknoloji bize konuşmayı kolaylaştırabilir. Ama yakınlık hâlâ cesaret ister. Ve bazen iyileşmek, bize hiç zarar vermeyecek birini bulmak değil; yeniden bir insana güvenmenin riskini göze alabilmektir.

Mahsun Eren Kılıç
Mahsun Eren Kılıç
Bingöl Üniversitesi Psikoloji Bölümünü tamamlayan Mahsun Eren Kılıç, Lisans eğitimi sırasında Özel Kreş, Klinik, Hastane ve danışmanlık merkezlerinde stajyer psikolog olarak olarak staj yapmıştır. Bilişsel Davranışçı Terapi, EMDR terapi, Şema Terapi, Evlilik ve Çift Terapisi, Oyun Terapisi, Kum ve Masal terapisi ve Cinsel Terapi eğitimlerini alan Mahsun Eren Kılıç; Çocuk değerlendirme testleri, WISC-R ve WISC- 4 zeka testlerini klinik tanı ve tedavi yöntemlerinde eğitimlerini tamamlamıştır. Psikolog Mahsun Eren Kılıç, Alanında uzman kişiler ve kurumlar tarafından verilen pek çok farklı konudaki eğitim, seminer, konferans, kongre ve workshoplara aktif olarak katılmıştır. Aldığı eğitimler sonucunda birçok terapi ve değerlendirme yetkinliğine sahiptir. Psikolog Mahsun Eren Kılıç; Çocuk, Ergen ve Yetişkinlerle Psikoterapi çalışmalarını sürdürmektedir. Bireysel Terapi, Online terapi, Aile ve Çift terapisi ve çocuk terapisi süreçlerine eşlik etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar