Pazartesi, Ağustos 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Eylül Sendromu: Hayatımıza Yeniden Başlamak Zorunda Mıyız?

Eylül geldiğinde takvim değişmekten biraz daha fazlasını yapıyor sanki. Yazın yavaşlayan temposu yerini yeniden düzene, planlara, sorumluluklara ve hedeflere bırakıyor. Tatilin ardından işe dönmek, okulların açılması, yeni eğitim döneminin başlaması, şehirlerin yeniden kalabalıklaşması… Bütün bunların arasında bir de kendimize verdiğimiz sessiz sözler beliriyor: “Artık toparlanmalıyım.” Belki spora başlayacağız, daha düzenli besleneceğiz, erken kalkacağız, kitap okuyacağız, daha çok çalışacağız, telefonla daha az vakit geçireceğiz. Hatta bazen hayatımızın birçok alanını aynı anda değiştirmeye karar veriyoruz. Çünkü Eylül, bize yeni bir sayfa açmak için iyi bir fırsat gibi geliyor.

Peki gerçekten yeni bir sayfa açmak zorunda mıyız?

Mevsimlerin, takvimlerin ve önemli tarihlerin davranışlarımız üzerinde düşündüğümüzden daha fazla etkisi olabiliyor. Yeni bir ay, yeni bir yıl, doğum günü veya okul dönemi gibi zamanları birer “başlangıç noktası” olarak algılayabiliyoruz. Psikolojide insanların bu tür zamanlarda geçmişteki benliklerinden bir sınır çizip gelecekteki benliklerine yönelmeye daha yatkın olabildikleri biliniyor. Bu nedenle Eylül, yalnızca takvimde yeni bir ay değil, zihnimizde de “yeniden başlama” duygusu oluşturabiliyor. Ancak burada küçük bir sorun ortaya çıkabiliyor. Yeni başlangıç fikri bazen umut vermek yerine üzerimizde baskı oluşturabiliyor. “Bu dönem çok verimli olmalıyım.” “Artık kendimi toparlamam gerekiyor.” “Bu yıl her şey farklı olacak.” “Geçen yıl yapamadıklarımı bu yıl mutlaka yapmalıyım.” Böyle düşündüğümüzde Eylül, dinlenmiş bir şekilde hayatımıza dönmek yerine kendimizi değerlendirdiğimiz bir sınav dönemine dönüşebiliyor. Yaz boyunca ertelediğimiz ne varsa bir anda karşımıza çıkıyor ve kendimizi değiştirmemiz gereken uzun bir liste hazırlıyoruz. Oysa insan davranışı bu kadar hızlı ve keskin değişmiyor. Alışkanlıklarımızın, düşünce biçimlerimizin ve ilişkilerimizin bir geçmişi var. Bir takvim yaprağının değişmesiyle bizim de bir gecede değişmemiz gerekmiyor. Belki de Eylül’e başka bir yerden bakmalıyız. Yeniden başlamak yerine devam etmek. Çünkü hayatımızda her şeyi sıfırlamamız gerekmiyor. Belki geçen yıl başladığımız ama sürdüremediğimiz bir alışkanlığa yeniden dönebiliriz. Belki bıraktığımız bir hedefi tekrar ele alabiliriz. Belki de geçen dönemde bizi yoran bir şeyden ne öğrendiğimize bakabiliriz. Bazen ilerlemek, yeni bir yol açmak değil de zaten üzerinde olduğumuz yolu biraz daha iyi tanımak olabilir. Üstelik kendimizden aynı anda çok fazla değişim beklemek, hedeflerimizi sürdürülebilir olmaktan çıkarabilir. “Bu Eylül hayatımı tamamen değiştireceğim” demek yerine “Bu ay kendim için hangi küçük değişikliği sürdürebilirim?” diye sormak daha gerçekçi olabilir. Belki her sabah bir saat erken kalkmak yerine, uyku düzenimizi yarım saat öne çekmek. Her gün spor salonuna gitmek yerine haftada iki gün yürümek. Bir anda bütün hayatımızı düzenlemeye çalışmak yerine, uzun zamandır ertelediğimiz tek bir işi tamamlamak. Küçük adımların değeri biraz da burada ortaya çıkıyor. Çünkü psikolojik iyi oluş yalnızca büyük hedeflere ulaştığımızda oluşmuyor. Kendimiz üzerinde etkimiz olduğunu hissetmek, yapabildiğimiz şeyleri fark etmek ve kendimize verdiğimiz sözleri sürdürebilmek de iyi oluşumuzu destekliyor. Belki de Eylül’ün bize hatırlatması gereken başka bir şey vardır. Herkes aynı hızda ilerlemek zorunda değil.

Sosyal medyada yeni başlangıçlar, yeni hedefler ve “bu yıl benim yılım” mesajlarıyla karşılaşırken kendimizi başkalarının hayatıyla kıyaslamak kolaylaşıyor. Birinin yeni bir işe başlaması, diğerinin yüksek lisansa kabul edilmesi, bir başkasının evlenmesi ya da hayatında büyük bir değişiklik yapması, bizim de aynı yerde olmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Hayatın bir takvimi yok. Bazılarımız için Eylül gerçekten bir başlangıç olabilir, bazılarımız içinse biraz durup nefes alma zamanı. Bazen ilerlemek, bir şeyleri hızlandırmak değil, kendimize yetişmek için yavaşlamaktır. Bu nedenle bu Eylül kendimize büyük sözler vermek zorunda değiliz. Belki kendimize yalnızca daha nazik davranacağımıza söz verebiliriz.

Geçmişte yapamadıklarımızı bir başarısızlık listesi gibi değil, bize kendimiz hakkında bir şeyler öğreten deneyimler olarak görebiliriz. Nerede zorlandığımızı, neye ihtiyacımız olduğunu ve bundan sonra neyi farklı yapmak istediğimizi düşünebiliriz. Çünkü yeni bir başlangıç yapmak için mutlaka yeni bir “biz” yaratmamız gerekmiyor. Olduğumuz kişiyle de yola devam edebiliriz. Belki Eylül bize hayatımızı baştan yazmayı değil, kaldığımız yerden daha bilinçli devam etmeyi öğretebilir.

Zeynep Yapınca
Zeynep Yapınca
Zeynep Yapınca, psikolog ve yazar olarak psikolojik danışmanlık, çocuk ve ergen ruh sağlığı ile akademik çalışmalar alanında çalışmalarını sürdürmektedir. Psikoloji lisans eğitimini tamamlayan Yapınca; Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Aile Danışmanlığı ve Deneyimsel Oyun Terapisi alanlarında uzmanlaşmış olup mesleki eğitim ve süpervizyon süreçlerine aktif olarak devam etmektedir. Çocuk, ergen ve ailelerle yürüttüğü çalışmalarda; bireyin duygusal, bilişsel ve sosyal gelişimini bütüncül bir bakış açısıyla ele almayı amaçlamaktadır. Klinik uygulamalarının yanı sıra psikoloji, ebeveynlik, çocuk gelişimi ve kişisel farkındalık üzerine yazılar kaleme almakta olup psikoloji bilgisini herkes için anlaşılır, ulaşılabilir ve günlük yaşamla bağlantılı bir şekilde aktarmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar