Açlık, vücudun besin ihtiyacını bildiren bir sinyal olmanın ötesinde, kişinin yaşantısına bağlı olarak farklı anlamlar taşıyabilir. Bu his zamanla bir başarı ölçütüne dönüşebilir; tokluk ise bir rahatlama değil tehdit gibi algılanabilir.
Aç kalmak, adeta bir kontrol biçimi haline gelir. Yeme davranışı üzerinden kontrolün kaybedildiği düşüncesi, benlik algısında belirgin bir sarsıntı yaratır.
Bu nedenle, yeme bozuklukları çoğunlukla tabakta başlamaz. Bunlar, psikolojik süreçlerin, biyolojik yatkınlıkların ve çevresel etkileşimlerin iç içe geçtiği, zaman içinde şekillenen karmaşık tablolardır.
Peki, yeme bozuklukları derken kastettiğimiz nedir?
Bu sorunun yanıtı, yeme bozukluklarının ne olmadığına bakıldığında netleşir. Çünkü yeme davranışı, herkesin hayatında zaman zaman değişkenlik gösterir; ancak bu değişimlerin her biri yeme bozukluğuna işaret etmez.
Kısa süreli iştah kaybı veya belirli besinlerden kaçınma, tek başına bir yeme bozukluğu olarak değerlendirilmez. Yeme bozuklukları, çoğu zaman kişinin iç dünyasında taşıdığı zorlanmaların beden ve yeme davranışı üzerinden görünür hale gelmesidir. Aynadaki görüntü zamanla nesnel olmaktan çıkar ve içsel eleştirinin, değersizlik duygularının taşıyıcısı olarak kendini gösterir. Kişi, ne kadar zayıfladığını, ne kadar yediğini ya da telafi davranışlarını objektif olarak değerlendiremez. Çünkü beden artık olduğu gibi değil, hissedildiği gibi algılanmaktadır.
Bu nedenle, yeme bozukluklarını yalnızca yeme tercihi, irade ya da dış görünüş çerçevesinde ele almak yetersiz kalır. Zamanla bazı düşünceler, duygular ve davranışlar birbirini besleyen bir döngü oluşturur. Kişi yalnızca bedenini farklı algılamakla kalmaz, bu algının yarattığı yoğun kaygıyı azaltmak için bazı davranışlara da başvurur.
Yeme bozukluklarında görülebilen telafi edici davranışlardan biri de kusmadır. Bu davranış, başlangıçta suçluluk, kaygı ya da bedensel rahatsızlık hissini azaltmaya yönelik bilinçli bir girişimken, zamanla otomatikleşmiş bir tepkiye dönüşebilir. Bedensel uyarılar, belirli miktarda yemek veya bazı duygusal durumlar kusma refleksini tetikleyebilir. Bu noktadan sonra davranış istemsizce sürdürülür; çünkü artık hareket fizyolojik düzeyde yerleşmiştir.
Bu gerçeklik, yeme bozukluklarını irade ya da motivasyon eksikliğiyle açıklamaya çalışan yaklaşımların ne kadar yetersiz olduğunu açıkça gösterir. Kişi çoğu zaman davranışın zararlarının farkındadır; durmak ister, fakat bunu tek başına ve kolayca yapamayabilir. Asıl mücadele de burada başlar.
Biz psikologlara yeme bozuklukları her zaman yemekle ilgili cümlelerle anlatılmaz. Kontrol, suçluluk, utanç, yeterli olamama hissi ve yoğun bir iç eleştirmen bu öykülere eşlik eder. Yeme davranışı, zamanla bu duygularla baş etmenin bir yolu haline gelir. Kimi için yemek yememek, kimi için fazla yemek, kimi içinse yedikten sonra bedeni cezalandırmak bir düzenleme girişimidir. Birçok kişi için bu davranış, hayatında kontrol edebildiğini hissettiği az sayıdaki alanlardan biridir. Ancak bu kontrol hissi geçicidir. Uzun vadede bedensel ve ruhsal maliyeti ağırdır.
Yeme Bozukluklarının Görünümleri
Anoreksiya nervoza, enerji alımının kısıtlanması, kilo alma korkusu ve beden algısında çarpıklık ile seyreder. Kilo kontrolü çoğunlukla açlık ve aşırı diyetlerle sağlanır; bazı olgularda kusma davranışı veya yoğun egzersiz de görülür. Kişinin belirgin ölçüde zayıflamasıyla sonuçlanır.
Bulimiya nervoza, yeme atakları ile bu atakları telafi etmeye yönelik davranışların döngüsel biçimde tekrarlandığı bir tablodur. Kilo kaybetme amacıyla kusma, laksatif/diüretik ilaçların kullanımı veya aşırı egzersiz yapma gibi çeşitli yöntemlere başvurulur. Dışarıdan bakıldığında fark edilmesi zor olabilir; çünkü kilo çoğu zaman normal aralıktadır.
Tıkanırcasına yeme bozukluğu ise kısa sürede büyük miktarda yemek yeme ataklarıyla karakterizedir. Burada telafi edici davranışlar görülmez, ancak yeme sonrasında yoğun pişmanlık ve kendine öfke duyguları yaygındır.
Bu tablolar farklı görünümler sunsa da ortak bir zeminde buluşurlar. O zemin, kişinin bedenini ve yeme davranışını, duygularını düzenlemek için kullanmasıdır.
Eşlik Eden Ruhsal Süreçler
Yeme bozuklukları sıklıkla kaygı bozuklukları, depresif belirtiler ve obsesif düşünce örüntüleriyle aynı tabloda yer alır. Bazı bireylerde travmatik yaşantılar ve erken dönem ilişkisel deneyimler de bu tablonun şekillenmesinde belirgin rol oynar. Yeme davranışı ve kilodaki değişimler bazı ruhsal bozukluklarda da görülebilir ve ilk bakışta bir yeme bozukluğunu düşündürebilir. Ancak bu belirtiler her zaman aynı psikopatolojik sürece işaret etmez. Örneğin, depresyon vakalarında görülen iştah azalması ve kilo kaybı, anoreksiya nervozadaki kısıtlayıcı yeme örüntüsüyle aynı anlamı taşımaz.
Risk Tablosu
Anoreksiya nervoza için en yüksek risk ve tanı yaşları ergenlik döneminde, bulimiya nervoza için ise genç yetişkinlikte bildirilmiştir. Prevalans oranları kadınlarda anoreksiya nervoza için yaklaşık %0,5–1, bulimiya nervoza için %1–2 aralığındadır. Erkeklerde her iki bozukluk da daha seyrektir; klinik örneklerde erkek/kadın oranı yaklaşık 1/5-10 olarak belirtilmektedir (Kjelsås et al., 2004; van Eeden et al., 2021). Ayrıca, kilo ve beden üzerinden rekabetin yoğun olduğu alanlarda çalışan bireylerin yeme bozukluğu geliştirme riski yüksektir.
Tedaviye Dair
Yeme bozukluğu vakalarında erken tedavi kritik öneme sahiptir. Besin alımının kronik olarak yetersiz kalması ya da kusma gibi telafi edici davranışların uzun süre sürdürülmesi, vücudun temel metabolik dengesini bozma riski taşır. Enerji ihtiyacının uzun süre karşılanmaması, birçok sistemde geri dönülmez tıbbi komplikasyonlara yol açar. Bu etkiler sıklıkla sinsi ilerler ve erken dönemde fark edilmediğinde yaşamı tehdit eden sonuçlar doğurabilir. Tedavide tek bir yaklaşım yerine psikolojik, psikiyatrik ve tıbbi boyutların birlikte ele alındığı bütüncül bir model benimsenir. Psikoterapi sürecin temelini oluşturur. Aileyle iş birliği, tıbbi gözlem ve gerekli durumlarda ilgili branşlarla eşgüdüm önemlidir. Amaç yalnızca yeme davranışını değiştirmek değil, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi dönüştürmektir. Bu süreç çoğu zaman iniş çıkışlarla ilerler. Önemli olan, bu mücadeleyi tek başına taşımaya çalışmamak ve bedeni cezalandırmadan da duygularla baş etmenin yollarını yeniden öğrenebilmektir.
Kaynakça
American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed., text rev.). American Psychiatric Association Publishing. Crone, C., Fochtmann, L. J., Attia, E., Boland, R., Escobar, J., Fornari, V., Golden, N., Guarda, A., Jackson-Triche, M., Manzo, L., Mascolo, M., Pierce, K., Riddle, M., Seritan, A., Uniacke, B., Zucker, N., Yager, J., Craig, T. J., Hong, S. H., & Medicus, J. (2023). The American Psychiatric Association practice guideline for the treatment of patients with eating disorders. American Journal of Psychiatry, 180(2), 167–171. doi: 10.1176/appi.ajp.23180001
Kaye, W. H., Bulik, C. M., Thornton, L., Barbarich, N., & Masters, K. (2004). Comorbidity of anxiety disorders with anorexia and bulimia nervosa. American Journal of Psychiatry, 161(12), 2215–2221. doi: 10.1176/appi.ajp.161.12.2215
Kjelsås, E., Bjørnstrøm, C., & Götestam, K. G. (2004). Prevalence of eating disorders in female and male adolescents. Eating Behaviors, 5(1), 13–25. doi: 10.1016/S1471-0153(03)00057-6
National Institute for Health and Care Excellence. (2017). Eating disorders: Recognition and treatment (NICE Guideline NG69). NICE.
Stice, E. (2002). Risk and maintenance factors for eating pathology: A meta-analytic review. Psychological Bulletin, 128(5), 825–848. doi: 10.1037/0033-2909.128.5.825 van Eeden, A. E., van Hoeken, D., & Hoek, H. W. (2021). Incidence, prevalence and mortality of anorexia nervosa and bulimia nervosa. Current Opinion in Psychiatry, 34(6), 515–524. doi: 10.1097/YCO.0000000000000739


