İçinde yaşadığımız çağın getirileri sebebiyle hız, önemli bir ölçüt haline gelmiştir.
Zamanın değeri çoğunlukla ne kadar çok iş yaptığımızla, ne kadar hızlı sonuç aldığımızla ölçülür.
Bu durum farkında olmadan yaşamın hemen her alanına yansır; hız, duygusal süreçlerde bile bir başarı ölçütüne dönüşür.
Böyle bir konuda bile beklemek, yavaşlamak ya da süreci olduğu gibi kabul etmek çoğu zaman verimsizlikle eşdeğer görülür.
Oysa hız, her zaman ilerleme anlamına gelmez.
Bazen aceleyle atılan adımlar, düşünmeden verilen kararlar ya da “çabuk çözülmesi” istenen duygular, nitelikli değişime engel olabilir.
Değişim, yalnızca eyleme değil, aynı zamanda düşünme ve bekleme alanına da ihtiyaç duyar.
İşte bu noktada tarihsel kökeni Roma İmparatoru Augustus’a kadar uzanan bir ilke bize rehberlik eder:
Festina lente — “Yavaşça acele et.”
Festina Lente Nedir?
Festina lente, tarih boyunca farklı bağlamlarda kullanılan bir ilkedir.
Roma İmparatorları Augustus ve Titus’un ilkesi olarak bilinen bu ifade “yavaşça acele et” anlamına gelir.
Bu ilke, hem bireysel hem de toplumsal gelişim süreçlerinin doğasına dair önemli bir gerçeği hatırlatır:
Kalıcı ve anlamlı değişim, sabırsız aceleyle değil; dikkatli, farkındalıklı ve istikrarlı bir hızla gerçekleşir.
Psikoterapi süreci bağlamında ele alındığında ise festina lente ilkesi, bize oldukça işlevsel bir çerçeve sunar.
Festina Lente’nin Terapötik Karşılığı
Psikoterapi, bireylerin yaşamlarını ele alarak içsel çatışmalarını anlama ve yeni başa çıkma becerileri geliştirme sürecidir.
Bu süreç, bireylerin kişisel yaşam deneyimlerine göre farklılık gösterir ve zaman ister.
Psikoterapi yolculuğu, hızlı çözümler vaat eden yüzeysel tekniklerle değil; zaman içinde gelişen terapötik ittifakla ilerler.
Terapötik ittifak; danışan ile terapist arasında karşılıklı güven ve iş birliği temelinde, terapinin hedeflerine birlikte ulaşmayı içeren süreçtir.
Sharf, Primavera ve Diener’in (2010) meta-analizinde de gösterildiği üzere, danışan ile terapist arasındaki ittifakın gücü, terapinin devamlılığını belirleyen en güçlü faktörlerden biridir.
Bu ittifakın kurulması ise zamana, güvene ve sabra ihtiyaç duyar.
Psikoterapiyi Erken Bırakma Nedenleri ve Festina Lente
Çeşitli araştırmalar, danışanların yaklaşık beşte birinin (Swift & Greenberg, 2012) süreci tamamlamadan terapiyi sonlandırdığını göstermektedir.
Bu durum, terapinin verimliliğini azaltmakta ve danışanların iyileşme potansiyelini sınırlandırmaktadır (Ogrodniczuk, Joyce & Piper, 2005, akt. Çavuş, 2021).
Alan yazında terapiyi erken bırakmaya ilişkin pek çok faktör tartışılmıştır (Swift & Greenberg, 2015):
-
Danışana ilişkin özellikler (yaş, sosyoekonomik durum, önceki deneyimler),
-
Terapiste ilişkin faktörler (empati eksikliği, deneyim düzeyi),
-
Danışan-terapist ilişkisi ve terapinin doğasına dair unsurlar.
Ancak ortak payda, danışanların çoğunun gerçekçi olmayan bir hızda değişim beklemeleridir.
Özellikle genç danışanların “problemlerimden hemen kurtulmak istiyorum” beklentisiyle terapiye başladıkları, ancak sürecin doğası gereği ilerlemenin yavaş olduğunu fark ettiklerinde motivasyon kaybı yaşadıkları görülmektedir (Geldard & Geldard, 2017; akt. Çavuş, 2021).
Terapi, danışanı değişime götürecek nitelikte bir süreçtir.
Danışan, bu süreci genellikle acı, sıkıntı veya kriz durumlarından hızlı kurtulmak için başlatır.
Ancak bireylerin yıllar boyunca geliştirdiği düşünce kalıpları ve davranış örüntüleri, birkaç haftada değişmez.
Erken Bırakmayı Önlemede Festina Lente İlkesi
Psikoterapi literatüründe erken bırakmayı önlemeye yönelik çeşitli stratejiler önerilmiştir (Swift ve ark., 2012):
-
Danışanların terapi süresi ve değişim kalıpları hakkında bilgilendirilmesi,
-
Danışan beklentilerinin dikkate alınması,
-
Terapötik ittifakın güçlendirilmesi,
-
Danışan motivasyonunun desteklenmesi.
Bu stratejilerin ortak noktası, danışana değişim sürecinde sabrın önemini kavratmaktır.
Burada festina lente, yalnızca teorik bir ilke değil, aynı zamanda pratik bir rehber niteliği taşır.
Danışana, değişimin acil bir ihtiyaç olduğunu ama aynı zamanda yavaş yavaş inşa edildiğini anlatmak, süreci daha gerçekçi bir zemine oturtur.
Böylece danışan, sabrın kayıp değil, kazanım getiren bir tutum olduğunu deneyimleyebilir.
Sonuç
Festina lente ilkesi, psikoterapide sıklıkla göz ardı edilen bir gerçeği hatırlatır:
Terapi, zamanla ve sabırla şekillenen bir süreçtir.
Terapiyi erken bırakma olgusu, çoğu zaman danışanların aceleci beklentileriyle yakından ilişkilidir.
Oysa sabırla devam eden bir süreç, danışana yalnızca semptomatik iyileşme değil, aynı zamanda içsel dönüşüm ve yaşam kalitesinde artış sağlar.
Dolayısıyla psikoterapi sürecinde festina lente ilkesini anlamak, hem danışan hem de terapist için yol gösterici bir pusula olabilir.
Bu bakış açısı, erken bırakmanın önlenmesine katkı sağlarken, aynı zamanda terapinin özüne uygun derin ve anlamlı bir ilerleme biçimi sunar.
Kaynakça
Çavuş, F. Z. (2021). Psikoterapiyi erken bırakma: Bir gözden geçirme. Journal of Sustainable Educational Studies (JSES), 2(4), 18–34.
Ogrodniczuk, J. S., Joyce, A. S., & Piper, W. E. (2005). Strategies for reducing patient-initiated premature termination of psychotherapy. Harvard Review of Psychiatry, 13(2), 57–70.
Sharf, J., Primavera, L. H., & Diener, M. J. (2010). Dropout and therapeutic alliance: A meta-analysis of adult individual psychotherapy. Psychotherapy, 47(4), 637–645.
Swift, J. K., & Greenberg, R. P. (2012). Premature discontinuation in adult psychotherapy: A meta-analysis. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 80(4), 547–559.
Swift, J. K., & Greenberg, R. P. (2015). Treatment dropout in psychotherapy: Causes, consequences, and prevention. American Psychological Association.


