Pazar, Şubat 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yakınlığa Özlem, Yalnızlıktan Kaçış: Seksin Paradoksu

Kimilerine göre Adem’i cennetten kovduran; muhafazakârların kısık sesle konuşurken, sekülerlerin yüksek desibelde normalleştirdiği, queer’lerin ise haykırdığı bir olgu: seks…
Kimi zaman küfrün ve aşağılamanın esas öznesiyken kimi zaman bir romantik ilişkinin en kutsal mertebesi; pek çok çifti aile yapan ama nice aileleri de bazen eksikliğiyle bazen de fazlalığıyla dağıtan, alışverişinin gizli ve sessiz yapıldığı ancak sağlık ürünlerinden oyuncaklarına, dijital mecradan iç giyimine hatta insan bedeni pazarlamadan porno endüstrisine kadar ekonomide belirgin bir atardamar haline gelen; zaman zaman kısıtlanan, zaman zaman da alenileştirilen; bazen meşrulaştırılan, bazen yasaklanan; varlığı ayrı, yokluğu apayrı dert olan, aynı anda iki bireyi hem birine daha da bağlama hem de birinden daha da uzaklaştırma yeteneği olan; hem sohbetlerde en çok konuşulan hem de en çok susulan bir eylem… Tüm bu yönleriyle kültürel, toplumsal, biyolojik ve daha pek çok perspektifte oldukça karmaşık, tartışmalı ve paradoksal bir olgu.

Yatak odası kültürü… Şimdiye kadar hiçbir kültür bu kadar evrensel bir düzlemden daha ulusal ve yerelliğe çekilmemiştir. Bir zamanlar bazı şeyler sadece orada konuşulur, orada giyilir ve orada gerçekleştirilirdi; hatta ilk defa orada keşfedilirdi çünkü mahremiyet. Bu mahremiyet öyle güçlüydü ki değil başka bir evde yatak odasına girmek, aynı evin içinde dahi olsa belli olgunluğa ulaşan çocuklar bile kendi ebeveynlerinin yatak odasına, salona ya da mutfağa girilir gibi girilmeyeceğini bilirdi. Lakin günümüzde artık cinsellik ve şehvet hiç olmadığı kadar her yerde, her şeyde…

Bahsedilen bu “her şeydelik” ve “her yerdelik” yalnızca pornografi, OnlyFans gibi doğrudan ya da flört uygulamalarının çoğu gibi dolaylı olarak cinsellik temalı içeriklerin çoğalması değil; aksine özellikle satış–pazarlama hamlelerinin inşaattan otomotiv sektörüne, moda güdümündeki tekstilin tarz değişiminden sosyal medyada ya da gerçek hayattaki konuşmalara kadar cinsellik arzusunu aleni veya alt metin olarak temel güdü ya da seksin çağrıştırıcısı haline getirmesidir.

Peki, neden böyle oldu?

1. Yatak Odasının Kamusallaştırılması: Mahremiyetin Çöküşü

Oluşturulan algıyı kavramak için konunun en başına dönüp sorgulamak gerekiyor. Seks gerçekten beslenme, nefes alma, uyuma gibi en temel ihtiyaçlardan mı? Belki de geliştirilen ve yönlendirilen algı sayesinde sevme/sevilme–ait olma gibi duyguların bilerek önüne geçirildi ve aslında ikincilikle gümüş madalya alması gereken bir kavrama bir çeşit illüzyon ve çalışmalarla altın madalya takıldı.

Temel ihtiyaç, organizmanın varlığını sürdürebilmesi için sahip olması gerekenler; yokluğunda ise varlığının son bulacağı/zarar göreceği şeyler olarak tanımlanmaktadır. Akademik anlamda temel ihtiyaçlardan ilk defa bahseden, sistematik, kapsamlı ve hiyerarşik bir model geliştiren ve cinselliği de bu sisteme dahil eden kişi Maslow’dur. Daha öncesinde Darwin de 1859–1871 arası yazılarında “üreme içgüdüsü” ve “cinsel seçilim” kavramlarından bahsetmiştir. Kaldı ki bahsettikleri seks değil, bir bütün olarak cinselliktir; ve cinsellik seksi içine alan çok daha geniş, karmaşık ve kapsamlı bir kavramdır.

Ancak gerek bu insanların gerekse sonraki çalışmaların cinselliği temel ihtiyaçlarda belirtmesi yanlış anlaşılmış, çoğu zaman da çarpıtılmıştır. Çünkü bahsettikleri esasında cinselliğin birey için değil, insan türü için temel ihtiyaç olması; seks olmadan insanın ölmeyeceği, fakat neslin devamı için gerekli oluşudur. Lakin modern zamandaki algı ise seksin nefes almak, su içmek, yemek yemek, uyumak gibi esas biyolojik ihtiyaçlarla bir olduğu yönünde adım adım dönüştürülmeye çalışılmakta; pek çok kişi ve kurum da bu iddialarına dayanak olarak yukarıda bahsedilen bilim insanlarını göstermekte, yani seksi olması gerekenden fazla olağanlaştırmaktadır.

Bu, uzun soluklu bir değişimin/planın (belki de) ilk aşamasıydı. Nasıl ki topraktan çıkarılan bir maden doğrudan kullanılamayıp önce işlenmesi gerekiyorsa; seksin algısını değiştirmek için de önce onu gereğinden fazla “normale” dönüştürmek gerekliydi ve bu büyük oranda da başarılı oldu.

Modern zamanla birlikte seks değişmeye başladı ve günümüzde bambaşka bir boyuta ulaştı. Artık seks yalnızca bedensel bir deneyim değil; adeta bir statü göstergesi, güç temsili, performans puanı, hatta kimi zaman bir “başarı belgesi” gibi dolaşıyor. Sosyal medyada, flört uygulamalarında ve gündelik sohbetlerin satır aralarında seks yapabilmek/cinsellik arzusu uyandırmak neredeyse “değerli olduğunun kanıtı”na dönüşmüş durumda.

Seks yapan karizmatik, yapamayan ezik; isteyen özgüvenli, istemeyen sorunlu; çok yapan güçlü, az yapan zayıf… Bu ikili kodlamalar insanın en mahrem alanını bile performans çağının bir skor tabelasına taşıyor.

2. Arzu Değil, Yalnızlık Pazarlanıyor

Seksin pazarı ve değeri tarih boyunca yüksekti. Buna en güzel örneklerden biri İzmir/Efes Antik Kenti’nde Kuretler Caddesi’nde, mermer kaldırımda (çıplak bir ayak izi, yanında bir kadın figürü ve bir kalp işaretiyle) adeta ilk reklam panosunun bir geneleve ait olmasıdır.

Ayrıca seksin değerini her zaman yüksek tutacak şeylerden bir tanesi de gerek biyolojik gerekse psikolojik boyutta kendisine karşı şiddetli bir istekle beraber gerçekleştirildiğinde yüksek bir haz ve tatmin uyandırmasıdır. Bu sebeplerden ötürü seks geçmişte nasıl değerliyse bugün ve gelecekte de değerli olmaya devam edecektir.

Ancak modern çağda hisseleri tavan yapan asıl olgu “yalnızlık”. Bugünün insanı tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar bağlantı içinde ama bir o kadar da yalnız. Pazarlama sektörü bu kırılgan duyguyu fark etti ve şu formülü geliştirdi: “Yakınlık satamıyorsak, yakınlık hissi satalım.” Seks çağrışımlı bedenler, ürünler, kıyafetler, spor salonu reklamları, parfümler, arabalar, telefonlar… Hepsi aynı boşluğa oynuyor: İnsana kısa süreli bir görülme ve değerli olma hissi vermek.

Reklamlar, “Bu ürüne sahip olursan arzu edilir olacaksın,” diyor. O arzu edilirlik ise gerçek bir yakınlığın değil; anlık hazların ruhu kısa süreli uyuşturan etkisinin karşılığı.

Kısacası pazarlanan şey seks değil; yakınlık illüzyonu oluyor. Satın aldıklarımızı ise ruhumuzdan parçalarla ödeyip, kibirlenmek için köpüren egolarımıza yediriyoruz.

Bu algılar öylesine güçlü ki sadece ürün satışıyla kalmayıp hayatımıza ciddi tezahürlerde bulunuyor. Modern kültür kısa süreli ilişkileri özgürlük ve güç göstergesi olarak sunarken; “takılmalık” ilişkilerin hızla norm haline geldiği bir dünyada seks, bir bağ kurma ihtiyacının değil, bağlanma korkusunun da başrol oyuncusu olabiliyor.

Çünkü birine yaklaşmak kolay; ama kalmak, derinleşmek, kendini gösterip orada var olmak, bir ve “biz” olmak zor. Bu yüzden pek çok kişi duygusal açlığının ve anlam arayışının ağırlığını taşımaktansa bedensel yakınlığın geçiciliğinde soluklanmayı seçiyor.

Dışarıdan bakıldığında özgürleşmiş gibi görünen cinsellik kültürü, aslında derin bir yalnızlığın üstünü örten parlak bir ambalaj. Sarışın, esmer, kızıl, olgun, kendinden daha genç, cosplay, public, grup… Üstelik o kadar çok çeşidi var ki… Çok fazla denenecek ve keşfedilecek zevk var.

Yaygın anlayışta seks kültürü adeta beyaz tavşan ve bizleri de Alice gibi harikalar diyarına götürmeyi vadediyor. Ancak ne oluyor da fantastik bir dünya niyetiyle girdiğimiz o delikte kendimizi kuyuya Yusuf gibi düşmüş buluyoruz?

KAYNAKÇA

Bauman, Z. (2003). Liquid love: On the frailty of human bonds. Polity Press.

Darwin, C. (1871). The descent of man, and selection in relation to sex. John Murray.

Fredrickson, B. L., & Roberts, T.-A. (1997). Objectification theory: Toward understanding women’s lived experiences and mental health risks. Psychology of Women Quarterly, 21(2), 173–206. https://doi.org/10.1111/j.1471-6402.1997.tb00108.x

Lewczuk, K., Gola, M., Skorko, M., Nowakowska, I., Bielecka, A., & Kraus, S. W. (2021). Increase in the prevalence of online pornography use: A systematic review. Journal of Behavioral Addictions, 10(1), 1–15. https://doi.org/10.1556/2006.2021.00015

Maslow, A. H. (1943). A theory of human motivation. Psychological Review, 50(4), 370–396. https://doi.org/10.1037/h0054346

Twenge, J. M., & Campbell, W. K. (2018). The narcissism epidemic: Living in the age of entitlement. Atria Books.

U.S. Department of Health and Human Services. (2023). Our epidemic of loneliness and isolation: The U.S. Surgeon General’s advisory on the importance of social connection and community. HHS.

Wright, P. J., Tokunaga, R. S., & Kraus, A. (2016). A meta-analysis of pornography consumption and sexual satisfaction. Journal of Sex Research, 53(4–5), 560–574. https://doi.org/10.1080/00224499.2015.1025123.

Mustafa Derviş AKPINAR
Mustafa Derviş AKPINAR
Mustafa Derviş Akpınar, Hacettepe Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Anabilim Dalı’ndan yüksek şeref öğrencisi olarak (3,73/4.00 GPA) dereceyle mezun olmuştur. TÜBİTAK bünyesinde çeşitli çalışmalara imza atan Akpınar; Türk Hava Kuvvetleri’nde görev aldığı süreçte askeri psikoloji, performans artışı ve travma konularında çalışmalar yürütmüştür. Şu anda bir kreşte müdür yardımcısı olarak görev almakta, ebeveynlere psikolojik destek sağlamakta ve rehberlik hizmetleri sunup eğitim programları geliştirmektedir. Ruh sağlığı, eğitim bilimleri, bireysel-toplumsal ilişkiler, aile ve çocuk üzerine yazılar kaleme alan Akpınar, psikolojiyi kültürel normlarımıza uygun ve topluma fayda sağlayacak şekilde entegre etmeyi misyon edinmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar