Bireyler gelecekte karşılaşacakları olayların kendilerinde nasıl duygular uyandıracağını öngörme eğilimindedir ve çoğu kararı da bu beklentilere göre şekillendirir. Kişinin gelecekteki yaşam olaylarına karşı verdiği duygusal tepkileri tahmin etme süreci affective forecasting (duygusal tahmin) olarak bilinir (Gilbert, 2009 ; Wilson ve Gilbert, 2003). Geç bir saatte yatan kişi sabah erkenden kalkmanın yaratacağı yorgunluk hissini tahmin edebilir. Sunuma çıkacak olan öğrenci daha önceki deneyimlerinden bildiği kadarıyla kaygılı hissedeceği tahminini rahatlıkla yapabilir. Ancak çoğu zaman yaptığımız duygusal tahminlerde hissedeceğimiz duygunun yoğunluğu ve süresi konusunda sistematik hatalar yapmaya meyilliyizdir.
Kişi önemli bir sınavdan aldığı düşük notun uzun süreli yoğun bir üzüntüye neden olacağını düşünebilir. Oysa duruma verilen gerçek duygusal tepkinin tahmin edilenden daha zayıf ve daha kısa süreli olması muhtemeldir. Ya da yeni bir yere taşınan biri çok yalnız hissedeceği ve uzun süre mutsuz olacağı tahmininde bulunabilir. Fakat taşındıktan belki de bir hafta sonra ortama sandığından daha hızlı uyum sağladığını fark eder. Piyango kazanan biri sonsuz mutluluk bekler fakat bu mutluluk yavaşça söner.
Duygusal tahminlerle ilgili yapılan araştırmalar, insanların gelecekteki olayların kendilerine ne kadar zevk veya hoşnutsuzluk getireceğini rutin olarak yanlış tahmin ettiklerini gösterir (Wilson & Gilbert, 2005). Bu durum literatürde ‘duygusal tahmin hataları’ olarak geçer. Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı üzere, en sık karşılaştığımız tahmin hatası impact bias (etki yanlılığı)dır.
Etki yanlılığı gelecekte yaşayacağımız olayların duygusal etkisini — duyguların hem şiddetini hem de ne kadar uzun süreceğini — abartma eğilimidir. Fakat gerçek duygusal tepki çoğunlukla daha hafif ve daha kısa sürelidir. Bireyler karar verirken bu yanlılığa sıklıkla maruz kalır. Etki yanlılığının nedenleri bir dizi bilişsel süreçten kaynaklanır. Fakat biz bu çalışmada iki mekanizma üzerinde duracağız.
Etki Yanlılığının Nedenleri
1) Focalism (Odaklanma Hatası)
Etki yanlılığının en temel ve en güçlü sebeplerinden biridir. Kişi gelecekteki olayı düşünürken o olaya gereğinden fazla odaklanır ve aynı zaman diliminde gerçekleşebilecek diğer yaşam olaylarının düşünce ve duygularını ne ölçüde etkileyeceğini göz ardı eder. Bunun sonucunda ise odaklandığı olayın etkisini abartır.
Wilson ve arkadaşlarının (2000) focalism üzerine yaptıkları klasik deneyde futbol taraftarları iki gruba ayrılmış ve taraftarlara takımları maçı kazanması durumunda maçtan sonraki pazartesi günü ne kadar mutlu olacaklarını tahmin etmeleri istenmiştir. Birinci grup sadece maça odaklanırken ikinci gruba mutluluk sorusu sorulmadan önce normal yaşamlarına dair hatırlatma yapılmıştır.
Deneyin sonucunda birinci grup galibiyetin verdiği coşkuyu akıllarında canlandırıp maçtan sonraki pazartesi günü bile mutluluktan havaya uçacaklarına dair abartılı tahminler yapmış fakat tahminleri gerçeğe uymamıştır. İkinci gruba ise tahminlerinden önce maçtan sonraki pazartesi günü yapacakları sıradan, günlük işler hatırlatıldı. Kişiler anladı ki takımları kazansa bile o pazartesi günü yine okula veya işe gidecekler ve sıkıcı işlerle uğraşacaklardı. Bu sebeple daha makul bir mutluluk tahmininde bulundular.
Bu grubun tahmini doğruya çok daha yakındı. Yani insanlara o gün yapacakları sıradan işler hatırlatıldığında odaklanmanın büyüsü bozulmuş oldu. Maç hayatlarındaki tek şey olmadığından mutlulukları da sonsuza dek sürmezdi.
2) Immune Neglect (Bağışıklık Hatası)
Olumsuz olaylara tepki olarak ortaya çıkan etki yanlılığının başlıca kaynağı, insanların psychological immune system (psikolojik bağışıklık sistemi) dediğimiz yapının iyileşmelerini ne kadar hızlandıracağını öngörememeleridir (Wilson & Gilbert, 2003).
Gilbert ve arkadaşları (1998) bu olguyu ‘bağışıklık ihmali’ olarak adlandırmıştır. Bu durum insanların olumsuz olaylara karşı sahip oldukları psikolojik savunma mekanizmalarını hafife alması olarak açıklanabilir. Vücudumuzun bakterilere karşı savaşan biyolojik bağışıklık sistemi gibi zihnimiz de üzüntü ve hayal kırıklığına karşı savaşan psikolojik bağışıklık sistemine sahiptir. Fakat genelde gelecek tahmini yaparken bu sistemin varlığını unuturuz.
Sevgiliden ayrıldıktan sonra aylarca perişan olacağımızı düşünsek de zamanla daha farklı hissetmeye ve o kişinin zaten bize göre olmadığını düşünmeye başlarız. Zihin kişiyi toparlamaya eğilimlidir. Olumsuz bir durum karşısında otomatik olarak devreye girip olayı rasyonalize eder. Bu sistem bilinçdışında çalışır; ki işe yaraması için de gizli kalması gerekir. Çünkü kendimizi kandırdığımızı bilseydik yaptığımız savunma işe yaramayabilirdi.
Kısaca bağışıklık ihmali zihnin zorluklarla başa çıkma kapasitesini göz ardı etmemizden kaynaklanır. Bizler kötü olaylara zamanla alışır, anlamlandırır, yeniden çerçeveler ve açıklama üretiriz. Fakat duygusal tahmin yaparken yaşadığımız kötü olayın etkisi sonsuza dek sürecek sanırız.
Peki Ne Yapmalıyız?
Tahminlerimize güvenmek ve güvenmemek arasındaki ayrımı ne belirler? Bizler duygunun türünü yani bir olay olduğunda buna karşı verdiğimiz duygusal tepkiyi doğru tahmin ederiz. Ki bu konudaki öngörülerimize güvenmemiz de gerekir. Fakat bu duyguların çok yoğun olacağı ve uzun süreceği yanılgısına düşeriz.
Olaya olan keskin odağımız yüzünden günün geri kalanının devam edeceğini göz ardı ederiz. Bunun sonucunda duygusal tahminimiz abartılı ve bağlamdan kopuk bir hale gelir. Ayrıca kötü olayları rasyonalize edip toparlayan savunma mekanizmamızı da tüm bu tahmin süreci boyunca dışlarız.
Tahminlerimize olan güveni, geleceğe dair olan beklentilerimizi yönetebilme kabiliyetimiz belirler. Daha geniş bir bağlamdan bakmayı öğrenmek, tahminlerimizi daha gerçekçi hale getirir.
Kaynakça
Wilson, T. D., & Gilbert, D. T. (2003). Affective forecasting. Advances in Experimental Social Psychology, 35, 345–411.
Wilson, T. D., & Gilbert, D. T. (2005). Affective forecasting: Knowing what to want. Current Directions in Psychological Science, 14(3), 131–134.
Gilbert, D. T., Pinel, E. C., Wilson, T. D., Blumberg, S. J., & Wheatley, T. P. (1998). Immune neglect: A source of durability bias in affective forecasting. Journal of Personality and Social Psychology, 75(3), 617–638.


