Pazartesi, Haziran 15, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Varoluşçulukta Kötülük Kavramı

Kötü / Kötülük nedir?

“Kötü” kavramı, “istenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, iyi karşıtı, zararlı, tehlikeli, kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan” anlamlarında kullanılır. Geleneksel felsefede varlığın iyi, yokluğun ise kötü olduğu düşüncesi hâkimdir. Kötülük, insanın sınırlı bir varlık olmasından kaynaklanan ve insana acı veren tecrübeler olarak tanımlanabilir. Varoluşçulukta kötülüğün, insanın gelişmesi ve derinleşmesinde bir işlevi vardır. Kötülük tecrübesinin olumsuz etkileri bulunsa da, inşa edilen anlam ve değerler dünyasını sarsarak kişiye farkındalık kazandırır ve yeni değerleri inşa etmesi için bir zemin sunar.

Varoluşçulukta kötülük, insanın varoluşundan ayrı bir parça olarak düşünülemez. Hayatı boyunca seçimler yapmak zorunda kalan insan, aynı zamanda sınırlı ve ölümlü olduğunun da farkındadır. Bu farkındalık, insanda kaygı, suçluluk, umutsuzluk gibi duygulara sebep olur. Kendini inşa etme çabası içinde olan insan için bu süreçler acıdan tamamen uzak ilerlemez. Bu sebeple kötülük dediğimiz kavram, insan hayatının herhangi bir döneminde deneyimlediği somut tecrübelerle kendini gösterir.

Kötülük kavramı, fiziksel/doğal ve ahlaki olmak üzere iki çeşittir:

Doğal Kötülük

Deprem, yangın, sel, salgın, hastalık, heyelan gibi doğal afetler, hastalık ve ölüm gibi deneyimler doğal kötülüklerdir.

Ahlaki Kötülük

İnsan kaynaklı cana kıyma, terör, soykırım, adaletsizlik, zulüm, dolandırıcılık, hırsızlık gibi yerilen fiil ve davranışlardır. Bu tür kötülükler, insanın seçimleriyle ortaya çıkar.

Hem doğal hem de ahlaki kötülüğün ortak yönü, insan yaşamını derinden etkilemeleridir. Buradan, kötülüğün yalnızca bir kavramdan ibaret olmadığı, aynı zamanda pratik yaşamda karşılığı olan bir insani tecrübeye işaret ettiği sonucu çıkarılabilir. Bu tecrübe, öncelikle bir acı çekme tecrübesidir.

Kierkegaard, Jaspers, Unamuno gibi varoluşçu düşünürlere göre kötülük, Tanrı’nın ilahi planının bir parçasıdır. İnsan, deneyimlediği acılar ve ıstıraplarla mücadele eder, sabreder ve teslimiyet gösterirse olgunlaşabilir.

Heidegger’e göre kötülük, insanın kendini gerçekleştirirken olanaklarını kullanamaması ve kendine giderek yabancılaşmasıdır. Bu yabancılaşma sürecinde kişi, kendini varoluşsal kaygı ve anlamsızlıklar içinde anlam ararken bulabilir. Sartre ise kötülüğe daha toplumsal bir pencereden bakar. Ona göre kötülük, kişinin kendi özgürlüğünü kötüye kullanması ve başkalarının özgürlüklerini kısıtlamasıyla ilgilidir. Diğerlerine zarar verecek seçimler yaparak kendini de aldatmış olur. Bu kötülüğün üstesinden gelmenin yolu, kişinin kendisine ve başkalarına karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmesi ve kendi ihtimallerini gerçekleştirmek için uygun seçimler yapmasıdır.

Heidegger, Sartre ve Camus gibi varoluşçu düşünürlere göre kötülük, insanın hayat içindeki mücadelesinin doğal bir parçasıdır. İçine fırlatıldığımız bu dünyayla mücadelemizde kendi gerçekliğimizle uyumlu seçimler yapabiliriz. Bu sayede kendi hayatımızın sorumluluğunu üstlenebilir ve otantik bir yaşam için çabalamış oluruz.

Friedrich Nietzsche’ye göre kötülük, tıpkı iyilik gibi insan varoluşunun bir parçasıdır. Bu sebeple kötülük, çözülmesi gereken veya ortadan kaldırılması gereken bir problem değildir. Kötülüğü lanetlemenin bir anlamı veya gereği yoktur. İnsan, yaşadığı acıların içinden geçerek kendini yaratabilir, derinleşebilir ve yetkinleşebilir.

Karl Jaspers’e göre kötülük, bir insanlık durumudur. Sonsuz sayıda olasılık arasından bir seçim yapmanın getirdiği gerilimi ifade eder. Jaspers, kötülüğün bireysel ve toplumsal boyutlardan oluştuğunu öne sürer. Bireysel kötülük, insanın özgürlüğü ve sınırlılığı arasındaki içsel çatışma süreçlerinden ve yaptığı ahlaki seçimlerle oluşurken, toplumsal olarak kötülük, bireyin diğerlerine olan sorumluluğundan kaçmasından doğar. Kötülüğü kontrol edilmesi gereken bir şey olarak görür; çünkü kötülük, özgürlüğün inkar edildiği bir tür esaret gibidir. Bireyin bu esaretten kurtulabilmesi ve kötülüğün yapıcı işlevini kullanabilmesi için, kötülüğün aşılmış olması gerekir. Bunun için insan, bu gerçekle yüzleşip uygun bir seçim yapmalıdır.

Birçok varoluşçu düşünür arasında kötülük kavramı, insan doğasının bir parçasıdır ve yapıcı bir işlevi vardır. Kötülük, baş edilmesi gereken bir olgudur ve onunla yüzleşmek gerekir. Farkındalık sahibi olan, hayatta bir anlam ve amaç arayışında olan, kendini gerektiğinde eleştirebilen insanların kötülüğü yapıcı işlevde kullanmaları mümkündür.

Ayşenur Kamalı
Ayşenur Kamalı
Ayşenur Kamalı, lisans eğitimini Psikoloji alanında tamamlamıştır. Özel eğitim kurumunda ve travma odaklı uluslararası bir projede psikolog olarak görev almıştır. Çeşitli topluluklarda, alanındaki uzmanlarla podcast içerikleri üretmiştir. Dergilerde yayınlanmak üzere yazılar kaleme almakta ve farkındalık oluşturmak amacıyla sunumlar düzenlemektedir. Gönüllü olarak farklı araştırma gruplarında ve topluluklarda yer almaktadır. Varoluşçuluk, yas, travma, intihar, OKB, mizofoni, kaygı, depresyon konularına ilgi duymakta ve yazılarını bu konular yelpazesinde yazmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar