Davranışın Yankısı
Geçmişimize dikkatle baktığımızda, bugün bizi biz yapan ve yaşamımızın yönünü değiştiren bir cümleyi, bir bakışı ya da bir insanı hatırlayabiliriz. O cümlenin, o bakışın ya da o insanın bıraktığı yankılar içimizde yaşamaya ve bizi şekillendirmeye devam eder.
Peki o zaman bir davranış gerçekten nerede başlar ve nerede biter?
İlk bakışta bu sorunun cevabı oldukça basit görünür. Bir davranış yapılmış ve sona ermiştir, söylenen söz söylenmiştir, giden gitmiştir; o an geride kalmıştır. Ancak davranışların onları gerçekleştiren kişinin sınırlarında son bulmadığını da görürüz. Davranışlar, ilişkiler içinde yeniden anlam kazanır, başka insanların düşüncelerine, duygularına ve davranışlarına dokunarak yaşamaya devam eder. Bir davranışın gerçek ömrü, bıraktığı etki ile temas eden ilişkiler kadardır.
Yaşamın ilk yılları bunun en güçlü örneğidir. Bir bebek dünyaya gelişmiş bir benlikle gelmez. Kendini sakinleştirmeyi, korktuğunda ne yapacağını, sevilmeye değer olup olmadığını tek başına öğrenemez. Bütün bunlar, ona bakım veren kişiyle kurduğu ilişki içinde yavaş yavaş inşa edilir. Bowlby’nin (1969) bağlanma kuramı ve onu izleyen çalışmalar, güvenli bağlanmanın yalnızca çocukluk dönemini değil, yetişkinlikte kurulacak ilişkilerin niteliğini de etkilediğini göstermektedir. Başka bir deyişle, insan önce başka bir insanın zihninde karşılık bulur; sonra kendi benliğini oluşturmaya başlar.
Bu yalnızca çocuklukla sınırlı değildir. Bandura’nın (1977) sosyal öğrenme kuramı, insanların davranışlarının önemli bir bölümünü başkalarını gözlemleyerek öğrendiğini ortaya koymuştur. Çocuklar yalnızca kendilerine anlatılan değerleri değil, anne babalarının birbirine nasıl davrandığını, öğretmenlerinin öğrencileriyle nasıl konuştuğunu ve yetişkinlerin anlaşmazlıkları nasıl çözdüğünü de öğrenirler. Davranışlar yalnızca bireysel tercihler değildir; görünmeden kuşaktan kuşağa aktarılan ilişki biçimleridir.
Nörobilim de bu ilişkiselliği desteklemektedir. Nöroplastisite araştırmaları, beynin yaşam boyunca deneyimlere göre yeniden şekillendiğini göstermektedir (Doidge, 2007). Özellikle duygusal anlam taşıyan ilişkiler, beynin bağlantılarını güçlendirebilir ya da zayıflatabilir. Bir insanın duyduğu “Sana güveniyorum.” cümlesi yalnızca moral veren bir ifade değildir; kendisine ve başkalarına nasıl yaklaşacağını etkileyebilecek bir deneyimdir. Aynı şekilde sürekli eleştirilen ya da değersiz hissettirilen bir insan da yalnızca incinmez; zamanla kendisini ve dünyayı algılama biçimini de bu deneyimler üzerinden kurabilir.
Psikoterapi araştırmalarında bulgulardan biri de iyileştirici etkinin büyük ölçüde terapötik ilişkiden kaynaklanmasıdır. Farklı terapi yaklaşımlarını inceleyen kapsamlı çalışmalar, danışan ile terapist arasında kurulan güven ilişkisinin değişimin en güçlü belirleyicilerinden biri olduğunu göstermektedir (Flückiger ve ark., 2018). İnsan sadece bilgi edinerek değil, ilk kez gerçekten anlaşıldığını hissettiği için değişir. Başka bir insanın güven veren varlığı, zihnin yeniden örgütlenmesine yardımcı olabilir. İnsan davranışı ilişkiler içinde oluşur, ilişkiler içinde değişir ve ilişkiler aracılığıyla yaşamaya devam eder.
Her yaşam öyküsü, kişinin biyolojik özellikleri ve çevresel koşullarıyla benzersizdir ve insanlar birbirini sürekli etkileyen ilişkisel varlıklardır. O zaman davranış yalnızca onu yapan kişiye ait değildir. Bu yüzden insan olmanın sorumluluklarından biri de yalnızca kendi davranışlarımızdan değil, davranışlarımızın oluşturduğu psikolojik iklimden de sorumlu olduğumuzu fark etmemizdir. Çünkü insanlar sözlerden çok kendilerini bir başkasının yanında nasıl hissettiklerini hatırlarlar.
Çocuk öğretmeninin anlattığı konuları unutabilir; ama kendisine ilk kez “Yapabilirsin.” diyen kişiyi unutmaz. Bir danışan seanslarında konuşulan her ayrıntıyı hatırlamayabilir; ama ilk kez yargılanmadan dinlenmenin verdiği güven duygusunu taşıyabilir. Bir arkadaşımız, sohbetlerimizi unutabilir; fakat en zor gününde yanında olduğumuzu unutmaz. Bu düşünceyle birlikte iyilik de yalnızca ahlaki bir tercih gibi görünmüyor. İyilik, başkalarının da iyi olabilme olasılığını artıran psikolojik bir süreç gibi görünüyor. Güven gören insanın güven verme, saygı gören insanın saygı gösterme, gerçekten dinlenen insanın başkasını dinleme olasılığı artıyor. Elbette bu doğrusal bir ilişki olmasa da, psikolojinin farklı alanlarından gelen bulgular, güvenli ve destekleyici ilişkilerin içinde bireylerin davranışlarını dönüştürebilme olasılığının da arttığını göstermektedir. Belki de dünya, sandığımız kadar büyük olaylarla değişmiyor. Belki dünya, insanların birbirine bıraktığı küçük ama gerçek izlerle değişiyor.
Bir teşekkür, içten bir özür, bir cesaret cümlesi, bir çocuğun merakını küçümsememek, bir insanın hikâyesini dikkatle dinlemek…
Bunlar küçük görünüyor olabilir ama yaşamın bu küçük davranışların görünmeyen bir ağ gibi birbirine bağlanmasıyla ilerlediğini düşünüyorum.
Şu soruyu sorabiliriz
“Bugün benden çıkan hangi davranış, benden sonra da iyiliğe katkı sağlayacak şekilde yaşamaya devam edebilir?”
Bu sorunun cevabını göremesek de aklımızda bu soruyla davranmayı öğrenmek, davranışlarımızı düşünmeye bizi yöneltebilir.
Bugün psikoloji bize insanın nasıl düşündüğünü, nasıl öğrendiğini ve nasıl değiştiğini giderek daha iyi açıklıyor. Ancak bütün bu bilgilerin arasında gözden kaçırmamamız gereken daha sessiz bir gerçek var: İnsan, yalnızca kendi zihnini şekillendiren bir varlık değildir; başkalarının zihninin de bir parçasıdır. Her ilişki, her karşılaşma ve her davranış, başka bir insanın dünyayı algılama biçimine dokunur. Bu nedenle insan davranışını yalnızca bireysel bir tercih olarak görmek eksik bir bakış açısıdır. Davranış, aynı zamanda ilişkisel bir sorumluluktur. Çünkü hiçbir davranış yalnızca onu yapan kişide tamamlanmaz. Bir davranışın gerçek ömrü, bıraktığı iz kadar uzundur.
Bu düşünce, insan olmayı yalnızca düşünen, hisseden ya da karar veren değil, aynı zamanda başka insanların geleceğine sessizce katılan bir varlık olduğunu hatırlatıyor. Söylediğimiz bir söz, gösterdiğimiz bir sabır, kurduğumuz bir güven ilişkisi ya da görmezden geldiğimiz bir ihtiyaç… Bunların hiçbiri yalnızca yaşandığı ana ait değiller. Her biri, biz fark etmeden başka hayatların içine karışıyor. Dünya her gün insanların birbirine nasıl baktığında, birbirini nasıl dinlediğinde, birbirine ne hissettirdiğinde yeniden kuruluyor. Büyük değişimler de görünmeyen küçük davranışların birikimi değil mi? İnsanın geride bıraktığı en değerli miras, unvanları ya da başarıları değil de başka insanların yaşamında iyilik olarak yankılanmaya devam eden davranışlar bence. Dünya, daha iyi ve daha güvenilir bir yere de, birbirimizin içinde büyüttüğümüz iyiliğin sessiz yankılarıyla dönüşebilir.
Kaynakça
- Bandura, A., & Walters, R. H. (1977). Social learning theory (Vol. 1, pp. 33-52). Englewood Cliffs, NJ: Prentice-hall.
- Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. I: Attachment. Basic Books.
- Doidge, N. (2007). The brain that changes itself. New York: Viking.
- Flückiger, C., Del Re, A. C., Wampold, B. E., & Horvath, A. O. (2018). The alliance in adult psychotherapy: A meta‐analytic synthesis. Psychotherapy, 55(4), 316–340.


