Salı, Temmuz 28, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

TUTUNMAK YA DA BIRAKMAK

Bir embriyo rahme ya tutunur ya da tutunamaz. Daha da geriye gidersek milyonlarca spermden yalnızca bir tanesinin yumurtaya tutunmasıyla başlar hayat. Doğum ancak annemizin güvenli sularını bırakabildiğimizde gerçekleşir. Oradan çıkınca ise belki dehşetle karşıladığımız dünyada bu kez bizi besleyebilecek ve sakinleştirebilecek tek şeye tutunuruz; annemizin memesine. Daha sonra onu da bırakırız. Zorlansak da, yoksunluğunu yaşasak da bırakırız.

Bir noktada tutunarak ayağa kalkabildiğimiz ama bırakırsak yere düşeceğimiz ayaklanma dönemi başlar. Eskiden tutulmazsak düşeceğimiz yerler, yavaş yavaş biz tutmazsak düşeceğimiz yerlere dönüşür.

Psikanalitik Bakışla Tutunmak ve Bırakmak

Bu döngüler hep başta zorlansak da bırakarak ve sonra yeni şeylere tutunarak değişir. Mahler için bu mesele ayrışma ve bireyleşmenin zorunlu aşamalarında; Klein için iyi nesne ve kötü nesne arasındaki geçişte; Winnicott içinse ruhsal olarak tutulma yani kapsanma deneyiminde belirir.

Winnicott’un “holding” dediği şey, annenin yalnızca fiziksel değil ruhsal olarak da bebeği tutmasıdır; ama sağlıklı gelişim için annenin yavaş yavaş bırakabilmesi de gerekir.

Yetişkinlikte Tutunmak ve Bırakmak

Varlığımızın başından beri hem fiziksel hem de ruhsal olarak bu kadar hayati olan bu ikilem yetişkinlikte nelere tekabül eder? İşimizi seçerken, bir ilişkiyi yaşarken, her sabah yataktan kalkarken… tüm seçimlerimizde tutunmak ve bırakmak düzleminden parçalar bulabiliriz.

Seçmek bazen tutunacak kadar hayati bir eyleme dönüşür ve orada artık özgürlükten çok korkular vardır. Bir çok varoluşçunun da karşılaştığı gibi özgürlüğün bedeli çoğu zaman dayanılmaz bir kaygıdır ancak bu kaygıyla karşılaşmadan da otantik bir yaşamdan söz edemeyiz.

O zaman şu soru sorulabilir: ya sıkı sıkıya tutunduğumuz yerler, aslında çoktan vadesini doldurmuş şeylerse?

Özgürlük, Kaygı ve Seçimler

Varlığımızın başından beri hem fiziksel hem de ruhsal olarak bu kadar hayati olan bu ikilem yetişkinlikte nelere tekabül eder? İşimizi seçerken, bir ilişkiyi yaşarken, her sabah yataktan kalkarken… tüm seçimlerimizde tutunmak ve bırakmak düzleminden parçalar bulabiliriz.

Seçmek bazen tutunacak kadar hayati bir eyleme dönüşür ve orada artık özgürlükten çok korkular vardır. Yalom’un dediği gibi, özgürlüğün bedeli çoğu zaman dayanılmaz bir kaygıdır.

O zaman şu soru sorulabilir: ya sıkı sıkıya tutunduğumuz yerler, aslında çoktan vadesini doldurmuş şeylerse? Hepimizin kendisini ait hissettiği yerler, kişiler, ideolojiler ve alışkanlıklar elbette vardır. Ama ya ait hissetmek, seçim yapmak, ve denemek ile “sımsıkı tutunmak” arasındaki farkı bilmiyorsak ve her şey tutunmak kadar hayati ya da bırakmak kadar ölümcül geliyorsa?

Bu yüzden ya düşsek daha güçlü kalkabileceğimiz yerler varken biz, sözde tutunduğumuz dallarda yavaş yavaş kuruyorsak? Bu soruların cevapları herkes için farklı olabilir.

Ama neyi neden yaptığımızı, neden öyle hissettiğimizi ve düşündüğümüzü — yargıyı bir kenara koyup, gerekirse korkudan titreyerek — kendimize sorarsak; belki de sıkmaktan yorulan ellerimiz biraz olsun gevşer.

Otantik Tutunmalar ve Bırakmalar

O zaman tek kolla asılmaya, arada bırakmaya, düşsek de ölmeyeceğimizi fark etmeye ve istiyorsak yine sımsıkı tutunmaya devam etmeye cesaret edebiliriz. Tutunmak otantik tutmalara ve bırakmalara dönüşebilir.

Çünkü yaşamımız tutunmak ve bırakmakla başlayıp bu ikilemin için kalabilmeyi gerektirerek ilerlerken en sonunda yine bir bırakışla ve belki yeni bilinmeyenlere tutunuşla son bulur.

Elif Turgay
Elif Turgay
Elif Turgay, klinik psikolog ve konservatuvarda caz vokal öğrencisidir. Lisansını Bilkent, yüksek lisansını Bahçeşehir Üniversitesi'nde yapmıştır. Psikodinamik ve varoluşçu ekollerle çalışmakta, bireylerin içsel dünyalarını anlamlandırmalarına eşlik etmektedir. Bireysel seansların yanı sıra, gruplar için sanat terapilerinden faydalanmakta ve sanatın her alandaki gücüne inanmaktadır. Hem psikoloji hem sanat alanında kendini geliştirmeyi sürdüren Elif, yazılarıyla insan meselelerine dair her şeyi bir de kendi süzgecinden geçirerek paylaşmak ve paylaşarak çoğalmak istemiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar