Pazar, Haziran 28, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Tanıdık Acının Çekimi: İnsan Neden Kendisine İyi Gelmeyeni Tekrar Tekrar Seçer?

Bazı insanlar hayatlarında aynı hikâyeyi farklı kişilerle tekrar tekrar yaşar. Partner değişir, ortam değişir, hatta yıllar geçer; ancak ilişkinin duygusal dinamiği çoğu zaman benzer kalır. Başlangıçta yoğun çekim, ardından belirsizlik, hayal kırıklığı, değersizlik hissi ve duygusal yorgunluk… Dışarıdan bakıldığında bu durum çoğu zaman basit bir soruya indirgenir: “Madem sana iyi gelmiyor, neden gitmiyorsun?” Oysa insan davranışı her zaman bilinçli seçimlerle açıklanamaz. Psikoloji bize gösterir ki birey, her zaman kendisine iyi geleni değil, çoğu zaman kendisine tanıdık geleni seçer.

Ve tanıdık olan şey, her zaman güvenli değildir.

Psikanalitik kuramda bu durum “tekrar zorlantısı” olarak ele alınır. Tekrar zorlantısı, bireyin geçmişte yaşadığı ancak tam anlamıyla işleyemediği duygusal deneyimleri farklı kişiler ve farklı bağlamlar içinde yeniden üretme eğilimidir. Dikkat çekici olan nokta, tekrarlanan örüntülerin çoğu zaman haz verici değil, acı verici olmasıdır. İlk bakışta bu durum çelişkili görünür: İnsan neden kendisine zarar veren bir ilişki biçimini tekrar tekrar seçsin?

Bunun yanıtı çoğu zaman bilinçdışında saklıdır.

Zihin, işleyemediği deneyimleri yalnızca hatırlamaz; bazen onları yeniden yaşar. Söze dökülemeyen duygular davranışa dönüşür. Çözümlenmemiş ilişkisel yaralar, yetişkinlikte yeni ilişkiler içinde tekrar sahnelenebilir. Kimi zaman birey farkında olmadan geçmişte alamadığı sevgiyi bu kez almayı, görülmediği yerde bu kez görülmeyi, seçilmediği yerde bu kez seçilmeyi bekler. Ancak dinamik aynı kaldığında sonuç da çoğu zaman değişmez.

Bu noktada bağlanma örüntüleri önemli hale gelir. Erken dönem bakım veren ilişkileri, bireyin yakınlık, güven ve aidiyet algısını şekillendirir. Çocuk için bakım veren yalnızca fiziksel ihtiyaçları karşılayan biri değildir; aynı zamanda duygusal düzenlenmenin de ilk kaynağıdır. Eğer çocuk sevgiyi tutarsız, koşullu ya da erişilmesi zor bir deneyim olarak yaşadıysa, yakınlık ilerleyen yaşamda huzurla değil kaygıyla eşleşebilir.

Örneğin, duygusal olarak mesafeli bir ebeveynle büyüyen bir çocuk, sevgiye ulaşabilmek için sürekli çabalamayı öğrenebilir. Zamanla sevgi onun zihninde doğal ve güvenli bir bağ olmaktan çıkar; uğruna emek verilmesi, mücadele edilmesi ve kazanılması gereken bir şeye dönüşür. Yetişkinlikte bu bireyin, duygusal olarak ulaşılmaz partnerlere çekilmesi şaşırtıcı değildir. Çünkü sinir sistemi bu dinamiği tanır.

Burada kritik bir ayrım vardır: Tanıdık olan ile güvenli olan aynı şey değildir.

İnsan zihni çoğu zaman öngörülebilir örüntülere yönelir. Beyin için tanıdık olan, belirsiz olandan daha az tehdit edici algılanabilir; bu örüntü acı verici olsa bile. Çünkü bilinmezlik enerji gerektirir. Yeni bir ilişki biçimine izin vermek, sağlıklı sınırlar koymak, farklı bir yakınlık deneyimine alan açmak psikolojik olarak zordur. Değişim yalnızca davranışları değil, kişinin kendilik algısını da dönüştürür.

Travma perspektifinden bakıldığında bu durum daha da anlam kazanır. Travma sadece kişinin başına gelen olaylarla ilgili değildir; aynı zamanda sinir sisteminin bu olaylar karşısında nasıl organize olduğuyla ilgilidir. Bazen zihin açıkça “Bu ilişki bana zarar veriyor” derken, beden o ilişkiden kopmakta zorlanabilir. Çünkü sinir sistemi için yoğunluk, belirsizlik, kovalamaca ve duygusal iniş çıkışlar tanıdık olabilir.

Birçok kişi terapi sürecinde önemli bir farkındalığa ulaşır: Aslında aradığı şey sevgi değil, tanıdık bir duygusal atmosferdir. Kimi zaman kişi huzuru sıkıcılık sanır; kaosu ise tutku olarak yorumlar. Sürekli tetikte olmak, mesaj beklemek, karşı tarafın ilgisini kaybetme korkusu yaşamak “aşkın yoğunluğu” gibi algılanabilir. Oysa çoğu durumda bu, regüle olamayan bir sinir sisteminin alarm halidir.

Bu nedenle bazı bireyler güvenli ilişkilerde beklenmedik bir yabancılık hissedebilir. Tutarlı, açık iletişim kuran, duygusal olarak erişilebilir biri başlangıçta çekici gelmeyebilir. Çünkü huzur, geçmiş deneyimlerde yeterince yer bulmamışsa, sinir sistemi onu tanımakta zorlanır. Kaos tanıdıktır; huzur ise yabancı.

Tekrar eden örüntüler bazen bireye paradoksal bir kontrol hissi de sağlar. Kişi, “Sonunun kötü olacağını zaten biliyordum” diyerek belirsizlik karşısında kendisini koruduğunu hissedebilir. Böylece acı, en azından öngörülebilir hale gelir. Bazı insanlar için öngörülebilir acı, belirsiz huzurdan daha tolere edilebilir olabilir.

İyileşme, tekrar eden döngüyü fark etmekle başlar. Terapide çoğu zaman sorulması gereken soru “Neden yine aynı kişiyi seçtim?” değildir. Daha temel soru şudur: “Bu duygu bana nereden tanıdık geliyor?”

Bu soru bireyi suçluluktan çıkarıp anlamaya taşır. Amaç geçmişi silmek değil, geçmişin bugünkü seçimler üzerindeki görünmez etkisini fark etmektir. Farkındalık arttıkça otomatik seçimler zayıflar. Kişi alarm sistemini ilişki sanmamayı öğrenir. Zamanla huzur da yabancı olmaktan çıkar.

İnsan çoğu zaman canını acıtan kişiyi değil, o kişinin içinde uyandırdığı tanıdık duyguyu arar. Bazen peşinden koştuğumuz şey sevgi değil; çocukluktan tanıdığımız eksiklik, belirsizlik ya da onay arayışıdır. Bu yüzden bazı insanlar aşkı huzurda değil, kaosta arar.

Oysa iyileşme, tanıdık acıyı romantize etmeyi bıraktığımız yerde başlar. Çünkü her tanıdık his eve dönüş değildir; bazıları yalnızca eski yaraların yankısıdır.

Beyan Özbek Başaran
Beyan Özbek Başaran
Beyan Özbek Başaran, psikoterapi, psikolojik danışmanlık ve akademik çalışmalar alanında deneyim sahibi bir klinik psikolog ve yazardır. Psikoloji lisansının ardından Klinik Psikoloji yüksek lisansını tamamlamış; EMDR, travma terapisi, bilişsel davranışçı terapi ve çift terapisi alanlarında uzmanlaşmıştır. Çocuk, ergen ve yetişkinlerde dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ve odaklanma problemlerinin ölçülmesinde kullanılan testler üzerine çalışmakta; bu alanda aktif uygulamalar yürütmektedir. Kamu kurumlarında psikolog olarak görev aldığı yıllarda kadınlara yönelik şiddetle mücadele, kadın istihdamını destekleme ve toplumsal sorunlara dair projelerde yer almış; farklı meslek gruplarına ve toplumun çeşitli kesimlerine eğitimler vererek bilinçlendirme çalışmalarına katkıda bulunmuştur. Bugün, kurucusu olduğu psikolojik danışmanlık merkezinde uzman klinik psikolog olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Akademik bilgisini yazarlıkla birleştirerek, bireylerin ruh sağlığını güçlendirmeye yönelik eğitim içerikleri üretmekte; psikolojik sağlamlığı artırmayı, kişinin önce kendisini tanıyarak iyi geleni seçebilmeyi ve sevebilmeyi öğrenmesini merkezine alan bir bakış açısını paylaşmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar