Salı, Haziran 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Su Akar, Yolunu Sen Bulursun

Bugün bana sorsanız, hayal gücünü nasıl kullanıyorsun diye, aklıma ilk olarak 10 yaşımdayken sinema salonunda izlediğim Disney yapımı Alice Harikalar Diyarı filmi gelir. Motivasyonum her düştüğünde dönüp tekrar izlediğim filmlerden biridir. Filmin ilk sahnelerinde bir karakter, bir şeyin gerçekleşmesinin imkânsız olduğunu söyler. Alice’in babası ise ona şu cevabı verir: “İmkânsızı gerçekleştirmenin tek yolu, onun mümkün olduğuna inanmaktır.” Film işte bu cümleyle başlar.

Yıllar geçse de Alice Kingsleigh karakteriyle kendimi özdeşleştirmeye devam ettim. Alice’in beyaz tavşanı takip ederek bilinmeze doğru gitmesi, kendisine yapılan evlilik teklifini reddetmesi ve kendi yolunu seçmesi beni her zaman etkilemiştir. Çocukken neden böyle bir karar verdiğini tam anlayamazdım. Ancak cesaretine, bağımsızlığına ve farklı oluşuna hep hayran kalmışımdır.

Film boyunca toplumsal normların kadınlar üzerindeki etkisini de görürüz. Alice’in yalnız kalmasının kötü bir şey olduğu söylenir; ona uygun bir evlilik yapmasının daha doğru olacağı anlatılır. O ise çevresindeki herkesin normal kabul ettiği şeyleri sorgular. Hatta bir sahnede annesine, “Başımın üstünde balık ve fanusu olsaydı yine sana garip gelir miydi?” diye sorar. Belki de beni etkileyen tarafı buydu. Başkalarının çizdiği yolu takip etmek yerine kendi yolunu araması ve ararken hayal gücüyle ve emek vererek ilerlemesiydi.

Alice’in tavşanı ona yol gösterirken, benim de hayatım boyunca beni yönlendiren kendi kelebeğim oldu.

Bu ayki yazıma ilham veren olay ise çalıştığım kreşte yaşandı. Bir sabah çocuklar kum havuzunda oynuyordu. Kum havuzunun içinde büyük kayalıklar ve bir su düzeneği bulunuyor. Düğmeye basıldığında su akmaya başlıyor ve kayalıkların arasından ilerliyordu. Bir süre onları izledim.

Bizim toplumumuzda sık kullanılan bir söz vardır: “Su akar, yolunu bulur.” Fakat o gün fark ettiğim şey şuydu; evet su akıyordu ama yolu kendi kendine bulmuyordu. Altı çocuk, ellerindeki küreklerle önüne kanallar açıyor, yön veriyor ve suyu istedikleri yere ulaştırıyordu. Onlar çalıştıkça su ilerliyordu. Yavaşladıklarında ise su sadece birikiyor ve çamura dönüşüyordu.

Yaklaşık on dakika boyunca bunu izledim. Sonra kendi kendime şunu düşündüm: Belki de hayat tam olarak böyleydi. Bazı insanlar “Kaderinde varsa olur.” diyerek beklemeyi tercih ediyor. Oysa çocuklar bana farklı bir şey gösteriyordu. Su akıyordu ama yolunu açan yine onlardı. Emek vermeden hiçbir şey ilerlemiyordu. Ama sonunda kendi istediklerini başarıyorlardı. Onların gözlerinin içine baktığımda o heyecanı ve oluş halini görüyordum.

Kelebek etkisi‘nden sık sık bahsederim. Bazen bir yere verdiğiniz emeğin sonucunu orada göremezsiniz. Fakat o emek başka bir kapıyı açar. Başka bir yerde karşınıza çıkar. Hayatın yönü bazen görünmez şekilde değişir. Ama bunun için önce harekete geçmek gerekir.

Geçenlerde biri bana kendi hayatından bir örnek anlattı. İstanbul’a gitmesi gerekiyormuş. Cebinde sınırlı miktarda para varmış ve ertesi gün önemli bir sınava girecekmiş. Kalacak yeri yokmuş. Otel fiyatlarına baktığında bütçesinin çok üzerinde olduğunu görmüş. Buna rağmen oturup endişelenmek yerine yürümeye devam etmiş. Üsküdar sahilinde ilerlerken kamu çalışanları için uygun fiyatlı bir konaklama yeriyle karşılaşmış. Üstelik fiyatı cebindeki para kadarmış.

Daha sonra yine aynı şeyi yapmış. “Yarın memleketime nasıl döneceğim?” diye saatlerce kaygılanmak yerine o gün yapması gereken işe odaklanmış. Bu hikâyeyi dinlediğimde kreşteki çocuklar geldi aklıma. Hayat bazen gerçekten su gibi akıyor. Fakat o suyun yönünü belirleyen şey çoğu zaman attığımız küçük adımlar oluyor. Kader, oturup beklemek değil; yürürken karşımıza çıkan yolları görebilmektir.

Bu yüzden bugün geldiğim noktada şuna inanıyorum: Su akar, yolunu bulur. Ama çoğu zaman o yolu açan sensin. Ve belki de hayal gücü tam olarak burada devreye girer. Henüz ortada görünmeyen yolu görebilmekte, mümkün olmayanın mümkün olabileceğine inanabilmekte.

Bazen de insanlar cesur insanların korkmadığını düşünür. Oysa benim gördüğüm şey bunun tam tersidir. Alice tavşanın peşinden giderken korkuyordu. İstanbul’a sınava giden kişi de korkuyordu. Ben Almanya’ya gelirken de korkuyordum. Çünkü bilinmeyen her zaman korkutucudur.

Fakat yıllar içinde şunu öğrendim; hayatımızı değiştiren kararları çoğu zaman korkusuz olduğumuz için değil, korkmamıza rağmen attığımız için alıyoruz. Çocuklar suya yol açarken suyun nereye gideceğini tam olarak bilmiyorlardı. Yine de kazmaya devam ediyorlardı.

Belki de hayatın sırrı tam olarak budur. Yolun sonunu görmek değil, önündeki ilk adımı atabilmektir. Bu yüzden çocuklarınızla birlikte Alice Harikalar Diyarında filmini izlemenizi tavsiye ederim. Çünkü bazen bir tavşanı takip etmek, insanı kendi yoluna götürebilir.

O halde yazıyı size şunu sorarak bitirmek istiyorum: “Bir kunduz neden bir çalışma masası gibidir?”

Selinay Sönmez
Selinay Sönmez
Ben Selinay Sönmez. 2024 yılında Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. Eğitimim boyunca psikolojinin temel alanlarına dair geniş bir perspektif edinmekle birlikte, özellikle nöropsikoloji alanına yoğun bir ilgi geliştirdim. İnsan beyninin işleyişi, zihinsel süreçlerle davranış arasındaki bağlantılar ve nörobilimsel araştırmalar, akademik merakımın merkezinde yer alıyor. Yazın hayatımda ise yalnızca tek bir alana bağlı kalmak yerine, psikolojinin farklı dallarını keşfetmeyi ve bu zenginliği okuyucularla buluşturmayı amaçlıyorum. Bu doğrultuda, her ay düzenli olarak klinik psikolojiden gelişim psikolojisine, sosyal psikolojiden bilişsel bilimlere uzanan geniş bir yelpazede içerikler kaleme almayı sürdürüyorum. Amacım, psikolojiyi yalnızca akademik çevreler için değil, geniş bir okuyucu kitlesi için erişilebilir, anlaşılır ve ilham verici kılmak.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar