Pazartesi, Temmuz 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Büyüdüğünü Hissetmemek: Doğduğum Yılı Biliyorum, İçinde Olduğum Yılı Değil

Küçük bir kız çocuğuyken, sahip olduğum bütün düşüncelerin ve hislerin gelip geçici olduğunu söylediler. “Üzüldüğün hiçbir şeyi hatırlamayacaksın, kimsenin adını anımsayamayacaksın.” dediler. Bense dokuz yıldır aynı şeyi düşünüyorum.

Şehirler değiştirdim, ülkeler gezdim, yeni insanlarla tanıştım. Şimdi gözlerimi kapatsam, hiçbir detayı atlamadan anlatırım size seneler önce olanları. Herkesin adını hatırlıyorum. Hiçbir yüz onlarınkine benzemiyor.

Bir yere varacağınıza dair inancınız arttıkça zihninizdeki labirenti anlamanız da bir o kadar uzun zaman alıyor.

Kendim gibi hissetmiyor değilim, kendimin bu olduğunu kabullenemiyorum. Değişime direniyor gibi gözüküyorum çünkü her şeyi değiştirmek istiyorum. Değiştirmeye de tam olarak dokuz yıl önceden başlamak istiyorum. Bazen yaşım sorulduğunda duraksıyorum.

Ben yıllardır aynı yaştayım. Bazen tıpkı dokuz sene önceki kendim gibi konuşuyorum. Aynı öfkeyle cevap veriyorum babama. Aynı şekilde gülüyorum şakalara. Hiç büyümemiş gibi hissediyorum. O zamanlardan hiç fotoğrafım yok ama aynaya her baktığımda aynı kız çocuğunu görüyorum. Gördüğüm öfke tam da on üç yaşıma ait ama artık kime kızdığımı kestiremiyorum.

Ben küçük bir kızken başka insanların yanında yemek yemekten, yeni bir saç stili denemekten, sınıfta söz almaktan korkuyordum. Bunların hepsini yıllar boyunca defalarca yaptım. Peki neden her şeyi bir güne sığdırmışım gibi hissediyorum?

İnanın, alarmımın sesini değiştirmeseydim, yarın uyandığımda yine üniformamı arardı gözlerim. Çünkü ben her gün aynı güne uyanıyorum ama o gün bugün değil. Her gün bugünü değil, dokuz sene öncesini yaşıyorum. Farklı kıyafetlerim var, odam farklı. Annem artık azarlamıyor beni, ben de çarpmıyorum kapıları. Kardeşlerim büyüdü; sanki beni bile geçtiler.

Yine de farklı hissettirmiyor. Eve geldiğimde annem, “Okul nasıldı?” diye sorsa, hiç düşünmeden cevap verecek gibiyim.

“Kötüydü, anne. Artık okula gitmek istemiyorum.”

Bu hislerim üzerine düşündükçe, zamanın içinde sıkışıp kaldığım için değil, orada kapanmamış bir şeyler olduğu için böyle hissettiğimi anlamaya başladım. Eğer gerçekten zamanda geriye gidebilseydim, on üç yaşından başlardım yaşamaya ve bu sefer her şeyi farklı yapardım diye düşünüyordum. İstediğim gibi yapardım saçımı, istediğim kadar yemek yerdim, cevabını bildiğim sorulardan kaçmazdım, kendimi odama kapatmazdım.

Sonra şunu fark ettim: Her gün aynı güne uyanıyor gibi hissediyordum çünkü kendime ikinci bir şans vermek istiyordum. Aynı odada uyanacağım ama bu sefer o odadan çıkmak isteyeceğim bir günüm olsun istiyordum. Bu isteğin diğer ilk şansları elimden aldığını fark etmem çok uzun zaman aldı.

Hâlâ anı yaşamayı sanırım pek beceremiyorum. Ama eğer geçmişe dönebilseydim, söz veriyorum, değiştirmeye kendimden başlamazdım. Hâlihazırda kötü bir gün geçiren bir çocuğun omuzlarına seneleri bırakmazdım.

Bütün bu hislerin iyi yanından bakarsak, geçmişe gitmeme gerek kalmadı. Büyümemiş olmanın en iyi tarafı, gülümsemelerimin ardındaki mutluluğun hep on üç yaşındaki hâlime ait olması oldu.

Düne ait üzüntülerin yarına sarkmaması dileğiyle. Yarınların dokuz yıla nasıl dönüştüğünü anlamayabiliyor insan.

Zümra Batuz
Zümra Batuz
Zümra Batuz, Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü dördüncü sınıf öğrencisidir. Akademik ilgisi psikodinamik kuramlar üzerine yoğunlaşmaktadır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve oyun terapisi alanlarında eğitimler almıştır. Türk Hava Yolları bünyesinde ve klinik alanda staj yapmıştır. İlerleyen meslek hayatında klinik psikoloji alanına yönelmeyi hedefleyen Zümra Batuz, psikolojik kavramların gündelik yaşamdaki izlerini yazılarına taşır. İnsana dair her şeyin duyulmaya ve görülmeye değer olduğunu düşünmektedir ve yazılarında öz farkındalık yaratmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar