Bazı sorular, cevap alabilmek için sorulmaz; bazen sadece her şey yolundayken bile içimizdeki belirsizliğe bir anlam bulabilmek için sorulur. Sezen Aksu’nun Sızı adlı şarkısında dediği gibi:
Hiç aç, susuz yaşamadım ki
Hiç parasız, pulsuz kalmadım ki
Hiç aşksız, sevgisiz olmadım ki
Neden, neye, kime bu özlem?
Şarkının bu dizelerinde dikkat çeken şey, özlemin belirgin olarak hissedilmesidir. Hayatında sevgi, aşk ve “iyi ki yaşanılmış” denilen anılar vardır; buna rağmen kişinin içinde tarif edemediği bir boşluk, adını koyamadığı bir özlem kalır. İşte bu noktada sızı, bir kayıp değil, anlamlandıramadığımız bir duygu hâline gelir. Kişi neyin eksik olduğunu bilmez; belki ortada gerçekten eksik olan hiçbir şey yoktur. Ancak yine de içinde bir yerlerde cevap bulamadığı soruların yarattığı huzursuzluk vardır. Bu nedenle sorular, bir cevap bulmak için değil; içimizdeki o belirsiz duygunun kaynağını aramak için sorulur. Çünkü bazen insanı en çok yoran şey, bir anda ortaya çıkan sızı değil, o sızının neden var olduğunu bilememektir.
Belirsizlik, psikolojik iyi oluşu en çok zorlayan deneyimlerden biridir. İnsan zihni netlik ve kesinlik arar. Bu nedenle cevabı olmayan sorularla karşı karşıya kaldığımızda yalnızca düşüncelerimiz değil, duygularımız da etkilenir. Bazen somut bir sorun yaşamasak bile, geleceğe, kendimize ya da yaşamımıza dair taşıdığımız bilinmezliklerle mücadele ederiz. Bu durum, psikolojide belirsizliğin neden güçlü bir duygusal yoğunluk olarak değerlendirildiğini açıklayan önemli noktalardan biridir.
Bu noktada belirsizlik yalnızca bir bilinmezlik olmaktan çıkar ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi de karmaşık hale getirir. Çünkü bazen insan neyi kaybettiğini değil, neyi aradığını bilmemenin ağırlığını taşır. Psikolojide varoluşsal boşluk olarak da ele alınan bu durum, kişinin yaşamında her şey yolunda görünmesine rağmen içten içe bir tatminsizlik hissetmesiyle bağlantılıdır. Çünkü insan, fiziksel ihtiyaçları bir yana, yaşamın anlamını arayan bir varlıktır. Dışarıdan bakıldığında açıklanabilecek bir neden bulunmasa da, kişi içinde eksik kalan bir şeyler olduğunu hisseder. Bu eksiklik her zaman bir insan, bir hedef ya da bir başarı değildir; kimi zaman anlam arayışının, kimi zaman ertelenmiş duyguların, kimi zaman da kişinin zamanla uzaklaştığı benliğinin bir yansımasıdır.
Şarkıda da bu yüzden özlemin sebebi belli değildir. Çünkü burada özlenen şey, tam olarak bilinmeyen bir tamamlanmamışlık hissidir. İnsan bazen geçmişte bırakmak zorunda olduğu bir anına, gerçekleştiremediği ihtimallere ya da zaman içinde kaybettiği hevesine özlem duyabilir. Ancak bu özlemin kaynağı net olmadığında geriye yalnızca anlam veremediğimiz hisler kalır. Şarkının etkileyici tarafı da burada ortaya çıkar; dinleyeni belirli bir hikâyeye değil, hemen herkesin hayatının bir döneminde deneyimlediği o belirsiz boşluk hissine götürür.
Belki de bu yüzden bazı geceler durup dururken hüzünleniriz. Her şey yolundayken bile içimiz daralır. Bir şarkı çalar ve uzun zamandır susturduğumuz duygular konuşmaya başlar. O an fark ederiz ki bizi etkileyen şey, yaşadığımız an değil, geçmişten bugüne sessizce taşınan ve adı konulmamış o sızıdır.
Belki de hissedilen o sızının çaresi, hayatımızdaki yerini kabul edebilmektir. Çünkü bazı duygular geçmek için değil, bize kendimizi hatırlatmak için vardır. Ve bazen cevap, o duygunun neden var olduğunu anlamaktan değil, onunla yaşamayı öğrenmekten geçer.


