Cuma, Temmuz 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kaygı ile İnsan: Korumaya Çalışan Alarmın Sessiz Hikâyesi

İnsan, kaygıyla birlikte varoluşunun sancılarını taşımaya başladı. Henüz ortada olmayan bir tehlikeye karşı bedende ortaya çıkan alarm sistemi, aslında insanı korumaya çalışıyordu. Kalbin hızla atması, nefesin sıklaşması, kasların gerilmesi… Tüm bunlar, “Hazır ol, tehlike olabilir.” diyen bedenin doğal tepkileriydi. O günlerde bu alarm, insanın hayatta kalmasını sağlayan en önemli mekanizmalardan biriydi.

Belki de bu yüzden kaygıyı tamamen kötü bir duygu olarak görmek haksızlık olur. Çünkü insanın bugüne kadar hayatta kalmasını sağlayan şeylerden biri de kaygıydı. Tehlikeyi önceden fark ettiriyor, bedeni hazırlıyor ve yaşamı koruyordu. Sorun, kaygının varlığı değil; bazen ortada gerçek bir tehlike yokken de aynı alarmı çalmaya devam etmesidir. Alarmın görevi evi korumaktır; fakat bazen en ufak bir rüzgârı bile yangın sanabilir.

Fakat zaman değişti. Artık vahşi hayvanların yerini sınavlar, belirsizlikler, ilişkiler, gelecek kaygıları ve zihnimizin ürettiği olasılıklar aldı. Beden ise hâlâ aynı alarm sistemiyle çalışmaya devam ediyor. Ortada gerçek bir tehlike olmasa bile gerçekleşmemiş onlarca felaket senaryosuna aynı tepkiyi veriyor. İnsan, daha hiçbir şey yaşamadan kaygılanıyor, yoruluyor ve kendini savaş ya da kaç tepkisinin içinde buluyor.

Varoluşçu psikolojinin önemli isimlerinden Rollo May, kaygının insan olmanın doğal bir parçası olduğunu söyler. Çünkü insan yalnızca bugünü yaşayan bir varlık değildir; geleceği düşünen, seçim yapan, hata yapmaktan korkan ve yaşamına anlam vermeye çalışan bir varlıktır. Belirsizlik oldukça kaygı da olacaktır. Belki de amaç kaygıyı hayatımızdan tamamen çıkarmak değil, onunla nasıl yaşayacağımızı öğrenmektir.

Aslında kaygı, insanı daha fazla üzülmesin ya da zarar görmesin diye önceden korkutmaya çalışıyor. Sanki çocuğuna zarar gelmesin diye her ihtimali düşünen koruyucu bir ebeveyn gibi… Niyeti kötü değil; sadece korumaya çalışıyor. Fakat bazen bunu o kadar abartıyor ki insan, yaşamaya fırsat bulamadan olabilecek her kötü ihtimali yaşamış gibi hissediyor.

Zihin ise bu ihtimalleri gerçekmiş gibi işlemeye başlıyor. “Ya başarısız olursam?”, “Ya reddedilirsem?”, “Ya kötü bir haber alırsam?” soruları peş peşe geliyor. Oysa bunların büyük bir kısmı henüz yaşanmamış, belki de hiçbir zaman yaşanmayacak ihtimallerden ibaret. Buna rağmen beden, bu düşünceleri gerçek bir tehlike varmış gibi algılıyor ve alarm sistemini çalıştırıyor. İşte bu yüzden bazen yalnızca bir düşünce bile kalbimizin hızlanmasına, nefesimizin daralmasına ya da kaslarımızın gerilmesine neden olabiliyor.

Kaygı biraz da istenmeyen bir çocuk gibidir. İtildikçe, susturulmaya çalışıldıkça ya da yok sayıldıkça kendine daha fazla yer bulmaya çalışır. Çünkü aslında istediği şey itilmek değil; görülmek, anlaşılmak ve kabul edilmektir. Ne kadar “Git.” dersek, o da sanki o kadar yüksek sesle “Ben buradayım.” demeye devam eder.

Belki de bu yüzden kaygıyla savaşmak çoğu zaman onu daha da güçlendirir. Sürekli susturmaya çalıştığımız bir çocuk nasıl daha yüksek sesle ağlarsa, kaygı da bastırıldıkça kendini daha fazla hissettirebilir. Oysa bazen durup ona kulak vermek, “Şu an beni neden uyarmaya çalışıyorsun?” diye sormak bambaşka bir kapı aralayabilir. Çünkü kaygının altında çoğu zaman incinme korkusu, belirsizlik, kaybetme endişesi ya da kontrol edememe hissi vardır.

İnsan ise bu korku veren duygudan doğal olarak uzaklaşmak ister. Çünkü onun için kaygı; huzursuzluk, belirsizlik ve bitmek bilmeyen felaket senaryoları demektir. Oysa bazen kaygının bize anlatmaya çalıştığı şey, korkunun kendisinden daha değerlidir. Belki de kaygı bize yalnızca şunu söylemeye çalışıyordur: “Seni korumaya çalışıyorum.” Onun sesini tamamen susturmaya çalışmak yerine neden konuştuğunu anlamaya çalıştığımızda, kaygıyla kurduğumuz ilişki de değişmeye başlayabilir.

Belki de mesele, kaygının hiç olmaması değildir. Mesele, kaygının direksiyona geçmesine izin vermeden onunla birlikte yol alabilmeyi öğrenmektir. Çünkü yaşam, belirsizliklerle örülü bir yolculuktur ve insan bu yolculukta kimi zaman korkacak, kimi zaman endişelenecek, kimi zaman da geleceğin ne getireceğini bilemeden yürümeye devam edecektir.

Kaygıyı tamamen susturmaya çalışmak, belki de bizi korumaya çalışan bir sesi bütünüyle susturmaya çalışmaktır. Oysa asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, o sesin ne zaman gerçekten bizi uyardığını, ne zaman ise geçmiş deneyimlerimizin ve zihnimizin ürettiği olasılıkların etkisiyle gereğinden fazla yükseldiğini ayırt edebilmektir.

Rollo May‘in de vurguladığı gibi kaygı, insan olmanın kaçınılmaz bir parçasıdır. Kaygı hissetmek zayıflık değil; yaşamı önemsemenin, seçim yapmanın, sevebilmenin ve geleceğe dair umut taşımanın bir göstergesidir. Belki de insan, kaygısıyla birlikte büyür; belirsizliğe rağmen adım attıkça olgunlaşır.

Bu yüzden belki de kaygıya her geldiğinde “Git.” demek yerine, “Beni neden korumaya çalışıyorsun?” diye sormak gerekir. Çünkü kaygı bazen yalnızca görülmek isteyen bir çocuk, bazen de görevini biraz fazla ciddiye alan koruyucu bir ebeveyndir. Onu anlamaya başladığımızda kaygı artık bizi yöneten bir duygu olmaktan çıkar; bize kendimizi anlatan bir yol arkadaşına dönüşebilir.

İnsan olmak belki de tam olarak budur. Kaygının hiç olmadığı bir yaşam aramak değil; kaygıya rağmen sevmek, üretmek, umut etmek ve yürümeye devam edebilmektir. Çünkü cesaret, kaygının yokluğu değil; kaygı yanımızdayken de yaşamın içinde kalabilmektir. Belki de huzur, kaygının tamamen sustuğu yerde değil; onun sesini tanıyıp direksiyonu yeniden kendi ellerimize alabildiğimiz yerde başlar.

Ezginur Kalaycı
Ezginur Kalaycı
Ezginur Kalaycı, psikolojik danışman, çocuk gelişimci ve yazar olarak psikolojik danışmanlık ve akademik çalışmalar alanında geniş bir deneyime sahiptir. Çocuk gelişimi ön lisans ve psikolojik danışmanlık lisans eğitimini tamamlayan Kalaycı, şu anda psikolojik danışmanlık alanında yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Oyun terapisi, masal terapisi, aile danışmanlığı ve sanat terapisi alanlarında çeşitli eğitimler alan Kalaycı, birçok gönüllülük projesinde aktif olarak yer almaktadır. Psikolojiyi herkesin kendi ruh sağlığını keşfedip güçlendirebilmesi için daha ulaşılabilir kılmayı hedefleyen yazar, bu doğrultuda insanlara rehberlik edecek psikolojik farkındalık içerikleri üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar