Yemek Asla Gelmez (FoodNeverComes) küresel olarak yoğun ilgi gören bir akım. Online yemek siparişi veren bir siteye girdiğinizde, yemekler arasında geziniyor, canınızın çektiği yiyecekleri sepete atıyorsunuz. Sepetinizi tamamlama butonuna bastığınızda, kartınızdan bir kuruş bile eksilmiyor ve kuryenizi haritadan takip ediyorsunuz; ancak kuryeniz asla siparişinizi teslim etmiyor. Güney Kore’de yeni olarak piyasaya sürülen bu sahte dopamin siteleri (Dopamine Sites), alışveriş yaptığınız için siparişinizin size ulaşmamasını sağlıyor. Bu sitelerin amacı, e-ticaret yapmak değil; insanları “şimdi al, sonra öde” ekonomisine bir nevi karşı çıkmak. Yani, modern tüketim kültürünün anlık haz (instant gratification) arayışı ile ekonomik gerçeklik arasındaki uyumsuzluğun yarattığı bilişsel çelişkiye karşı geliştirilmiş bir dijital kaçınma stratejisi.
Aynı zamanda, Güney Kore gibi Asya ülkelerinde yüksek estetik kaygılar ve fit kalma baskısı nedeniyle geç saatlerde yemek yeme isteğini yok etmek için de kullanılmaktadır. Geç saatlerde yemek yeme davranışı, suçluluk duygusuna yol açıyor ve bu duygudan kurtulmak için dopamin sitelerine başvuruluyor. Peki, nörolojik açıdan bakıldığında bu süreç zihnimizde nasıl işliyor? Dopamin, sanılanın aksine sadece mutluluk hormonu değildir. Beynin bizi harekete geçiren, merakı uyandıran ve sürekli arayışta olmamızı sağlayan motivasyon kaynağıdır. Dopamin, sonuç olarak değil, süreç içerisinde yer alan bir sıvıdır. Yani, istediğimizi ödül olarak nitelendirirsek, ödülü kazandığımızda değil, o ödüle gittiğimiz süreçte salgılanır. Dopamin, beklenti anlarında salgılanır. Bu nedenle, sahte dopamin sitelerindeki sahte kuryelerin amacı, siparişin beklenme süresini uzatmaktır. Eğer sahte alışveriş (Dopamine Sites) yapıp kurye atanmadan alışveriş bitseydi, beklenti evresi çok kısa olacaktı ve anlık heyecan yarım kalacaktı. Bizleri heyecanlandıran ve beynimizi en çok etkileyen şey, sipariş değil, o siparişi beklemektir.
Telefonunuzda kuryenin her hareketi, beynimizde yeni bir dopamin dalgası oluşturur ve heyecanı canlı tutar. Ancak bu dijital yol ile aldığımız yapay dopaminden beynimiz, bizi korumak amacıyla Dopamin Reseptörlerini (alıcıları) kapatmaya başlar. Dopamin reseptörlerinin kapatılması, beynimizdeki homeostaziyi (dengeyi) korumamıza yardımcı olur. Yani, yapay olarak gelen fazla dopaminleri dengelemek amacıyla alıcıları engeller. Alıcıların kapanması iyi bir şey gibi görünse de, aslında daha büyük bir tehlike vardır. Beynimiz alıcıları kapattığında, artık eskiden beyine yeten heyecan dalgasına erişebilmek için daha fazlasını istemeye başlarız. Nörolojide bu duruma “tolerans eşiğinin yükselmesi” denir; bu durum bağımlılığa yol açmaktadır. Günün sonunda, sahte sepeti daha hızlı doldurmaya ve daha çok zaman harcamaya başlarsınız. En kötüsü, emek göstermeden hızlıca elde edilen yapay dopamine alışan beyin, emek ve sabır isteyen ders çalışmak, resim çizmek, enstrüman çalmak gibi işlere odaklanamaz hale gelir ve tahammül edememeye başlarsınız.
Bu şekilde dijital bağımlılık süreci başlar. Çin dijital şirketleri, bağımlı olan bireylerin uzun süre dizi ve film izlemek yerine 30 saniye ile 2 dakika arasında olan videolara yoğun ilgi gösterdiğini gözlemleyerek, bu bireyler için ‘mikro diziler’ (short-drama) akımını geliştirmiştir. Her bölümün 1 ila 2 dakika arasında değiştiği, 80 ile 100 bölümden oluşan, olayların aşırı hızlı geliştiği entrika, aldatma ve fantastik konular içeren mikro diziler, tek parçada 2,5 saat uzunluğunda verildiğinde izlenmezken, bu şekilde sunulduğunda daha fazla ilgi çekmeye başlamıştır. Hatta o kadar popülerleşti ki, bunun için olan platformlara para vererek üye olmaya başladılar.
Bağımlılık dediğimiz kavram, sadece maddeler veya alkol ile oluşmaz. Günlük hayatta sürekli değişen hayata uyum sağlamak amacıyla farkında olmadan bağımlılık sürecine dahil olabiliriz. Bu iki örnek, size ne kadar uç noktaymış gibi gelse de, günün sonunda dönüp kendimize baktığımızda ekran süremizin ne kadar fazla olduğunu, gönülden istediğimiz işlere ve hobilere vakit ayırmadığımızı göreceğiz. Sıkılıp yarıda bıraktığınız eylemlere baktığınızda, aslında hepimizin bu sürecin uzaktan veya yakından dahil olduğunun farkına varacaksınız.


