Sevgiye, yakınlığa en çok ihtiyaç duyduğumuz anlarda neden mesafe koymak isteriz? Biriyle olan yakınlaşmanız arttıkça içiniz ısınmak yerine daralıyor mu? İlişki derinleşmeye başladığında geri çekilme isteği mi doğuyor? Belki de mesele sevememek değil, yakınlığın sizin dünyanıza güvenli bir deneyim olarak yerleşmemiş olmasıdır.
Yakınlık Algısının Şekillenmesi: Bağlanma
İnsanlar doğaları gereği bağ kurmaya ihtiyaç duyarlar. John Bowlby’nin bağlanma kuramına göre bebekler ancak onlara bakmaya ve onları korumaya istekli bir yetişkin varsa yaşamlarını sürdürebilirler (Kesebir & ark., 2011). Bowlby’e göre bağlanma; “Kişilerin korktukları, hastalandıkları ya da yorulduklarında bir nesneye, kişiye karşı duydukları güçlü yakınlık arzusudur.” Erken çocukluk döneminde bu yakınlık arzusunun karşılanıp karşılanmamasına göre bağlanma stilleri ortaya çıkar (Dalgar & ark., 2021). Bağlanma kuramına göre bebeklerin bakım verenleri ile kurduğu ilişki yalnızca o dönemi değil, ileride kurulacak tüm yakın ilişkileri de şekillendirir.
Günlük Hayatta Bağlanma Stilleri
Bağlanma kuramına göre ebeveyn davranışları ve çocukla etkileşim biçimleri daha sonraki yıllarda bireylerin yakın ilişkilerden beklentilerini, inançlarını ve tutumlarını etkileyen “İçsel Çalışma Modellerini” oluşturur. İçsel Çalışma Modelinde kişinin zihninde kendisi ile bağlandığı kişiler arasındaki etkileşimi barındıran ve sonraki ilişkilerindeki algı, beklenti ve davranışlarını yönlendiren bir harita üzerinde yol bulunur. Kurama göre anne-çocuk etkileşiminde zihnin iki temel şeması vardır; bu şemalar birbirini doğrulayıcı ve tamamlayıcı şekilde gelişir. Bunlar “Değerli Ben” ve “Güvenilir O” şemalarıdır. Bu iki şema yakın ilişkilerdeki bağlanma kaygısı, mesafe ve kaçınma davranışıyla ilişkilidir (Kesebir & ark., 2011).
Bağlanma teorisi bireylerin yetişkinliklerindeki romantik ilişkileri ile çocukluktaki bakım verenleriyle olan ilişkilerine paralellik gösteren “Üç Ana Bağlanma Stili” ortaya koyar (Levine & Heller, 2025).
-
Güvenli Bağlanma: “Değerli Ben” + “Güvenilir O” şemaları vardır. Bu bağlanma stiline sahip kişi kendini sevilebilir, değerli ve yeterli görür. Karşısındaki kişiyi ise ulaşılabilir, destekleyici ve güvenli olarak algılar. Bu insanlar yakınlık konusunda rahattır.
-
Kaygılı Bağlanma: “Değersiz Ben” + “Güvenilir O” şemaları vardır. Burada kişi kendini yeterince değerli ve sevilebilir olarak görmeyebilir. Karşısındakini ise değerli ve önemli görür; ancak onun da sürekliliğinden emin değildir. Terk edilme korkusu yüksek düzeydedir. Yakınlık ihtiyacı yoğundur, mesafe ise terk edilme kaygısını tetikler.
-
Kaçıngan Bağlanma: “Değerli Ben” + “Güvenilmez O” şemaları vardır. Kişi kendini güçlü, bağımsız ve yeterli görür. Ancak başkalarını duygusal olarak güvenilmez ya da hayal kırıklığı yaratabilecek olarak algılar. Onlar için yakınlık kontrol kaybı ve incinme riski demektir. Duygusal ihtiyaçlar ve yakınlık ihtiyacı bastırılabilir ya da küçümsenebilir. Kaçıngan birey için yakınlık sevgi değil, savunma sistemini aktive eden bir deneyimdir.
Yakınlık Neden Tehlikeli Gelir? Kaçıngan Bağlanmanın Psikolojik Dinamikleri
Kaçıngan bağlanma stilinde birey, karşısındaki kişiyi duygusal olarak güvenilmez ve hayal kırıklığı yaratma potansiyeline sahip olarak algılar. Bu nedenle yakınlık ihtiyaç duyulan bir bağdan çok kontrol kaybı ve incinme ihtimalini temsil eder. İşte bu noktada yakınlık, güvenli bir liman olmaktan çıkarak tehlikeli bir alan haline dönüşür.
Kaçıngan bağlanmada mesele sevememek değil güvenememektir. Çünkü “Güvenilmez O” şeması karşıdaki kişiyi potansiyel bir destek figüründen çok hayal kırıklığı yaratabilecek biri olarak algılar. Bu nedenle yakınlık, duygusal bir ihtiyaçtan ziyade savunma sistemini harekete geçiren bir uyaran görevi görür.
Kaçıngan bağlananlarda ilişkide yakınlık arttıkça içsel alarm sistemi aktive olur. Yakınlaşmak; kırılgan olmak, ihtiyaç duymak anlamına gelir. Kişinin geçmiş yaşantılarında yakınlık, ihtiyaçların karşılanmadığı ve duygusal temasın güvenli olmadığı şeklinde deneyimlenmiş ise zihin yakınlığı “risk” olarak algılar. Bu durumda kişi bilinçli olarak değil, otomatik olarak yakınlık karşısında mesafe koyar.
Yakınlık arttıkça geri çekilmek, soğumak ya da ilişkiyi sabote etmek sevgisizlikten değil, psikolojik olarak kendini koruma çabasından kaynaklanır.
Yakınlık Neden “Tehdit Olarak” Algılanır? Erken Dönem İlişki Deneyimleri
İlişkide kurulan yakınlığın tehdit olarak algılanması çoğu zaman bugüne ait bir değerlendirme değildir; erken dönem ilişki deneyimlerinin içselleştirilmiş izleriyle bağlantılıdır. Bağlanma kuramı çerçevesinde bakım veren ile kurulan ilk ilişkiler çocuğun hem kendilik algısını hem de başkalarına dair beklentilerini şekillendirir. Duygusal ve fiziksel ihtiyaçların tutarlı ve duyarlı bir şekilde karşılanmadığı; çocuğun üzüntü, korku ve yakınlık arayışlarında bakım vereninin mesafeli, reddedici ya da aşırı bağımsızlığı vurgulayan tutumlar sergilemesi çocukta önemli bir uyum stratejisine sebep olur: İhtiyaçları bastırmak.
Erken çocukluk döneminde bakım verenin fiziksel olarak var olsa bile duygusal olarak erişilebilir olmaması çocuğun “yakınlık talep etmek sonuç vermez” ya da “ihtiyaçları göstermek zayıflıktır” şeklinde inançlar geliştirmesine yol açabilir. Duygusal ihtiyaçların tutarlı olarak karşılanmadığı, yakınlığın zaman zaman geri çekilme ya da mesafe ile sonuçlandığı deneyimler çocuk zihninde belirli bir öğrenme yaratır: Yakınlık güvenli olmayabilir. Bu öğrenme bir hatıra olarak değil, içsel bir ilişki şeması olarak varlığını korur. Bu nedenle ilişkilerde ortaya çıkan yakınlığa karşı mesafe koyma mevcut partnerlerle ilgili değil, geçmişte oluşmuş bir koruma mekanizmasıyla ilgilidir.
Kaçıngan bağlanma örüntüsü duygusal bir termostata benzetilebilir. Yakınlık belirli bir eşiği aştığında sistem dengeyi sağlamak amacıyla mesafeyi artırır. Bu bilinçli bir tercih olmaktan çok erken dönemde öğrenilmiş bir regülasyon biçimidir.
Kaçınganların Gündelik Korunma Araçları
• “Bağlanmaya hazır değilim.” demek.
• Partnerdeki ufak kusurlara takılıp bunun duyguları sekteye uğratmasına izin vermek.
• Geçmiş partnerlerden sıkça bahsedip kıyaslama yapmak.
• Karşı tarafa hisleri olduğunu vurgulayıp “Seni seviyorum” diyememek.
• İlişkide hiçbir sorun yokken uzaklaşmak.
• Fiziksel yakınlıktan kaçınmak.
• Sır saklamak, meseleleri belirsiz bırakmak.
• İlişki içinde olmadığı günlere özlem duymak.
• “Mükemmel partner” kriterlerini aramak.
• Tek başına kalmak için fırsat kollamak.
Sonuç
Yakınlık bazı insanlar için bir alarmdır. Kaçıngan bağlanma örüntüsünde yakınlıktan kaçınma çoğu zaman sevgisizlik değil, geçmişte öğrenilmiş bir korunma biçimidir.
Ancak bağlanma örüntüleri sabit yapılar değildir. İçsel çalışma modelleri, yeni ve tutarlı ilişki deneyimleriyle dönüşebilir. İhtiyaç duyduğunda karşılık bulmak, kırılgan olduğunda reddedilmemek ve yakınlaştığında incinmemek; zihnin tehdit algısını yeniden düzenleyebilir. Böylece bir zamanlar alarm yaratan yakınlık, zamanla düzenleyici ve güvenli bir deneyime evrilebilir.
Belki de mesele yakınlıktan kaçmak değildir. Belki mesele yakınlığın bir zamanlar tehlikeli olmuş olabileceğini kabul etmek ve onu yeniden öğrenmeye cesaret edebilmektir.
“Çünkü insanın temel ihtiyacı yalnızca bağımsız kalmak değil, güvenle bağlanabilmektir.”
Kaynakça
Bı̇lgı̇ç, Ö., & Evrensel, Ö. Ü. A. Kaygılı-Kaçıngan Kapanı: Bağlanma Stilleri Kapsamında Romantik İlişkilerin Ele Alınması.
Dalgar, G., Civil, F., Savaş, E. N., & Şahin, A. (2022). Attachment In Early Childhood: An Examination From John Bowlby And Mary Ainsworth. Eurasian Journal Of Health Sciences, 5(1), 85-92.
Kesebir, S., Kavzoğlu, S. Ö., & Üstündağ, M. F. (2011). Bağlanma Ve Psikopatoloji. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 3(2), 321-342.
Levine, A., & Heller, R. (2025). Bağlanma: Aşkı Bulmanın Ve Korumanın Bilimsel Yolları (25. Basım). (E. Güldemler, Çev.). Aganta Yayınları.


