Gündelik yaşam içerisinde farkında olarak ya da olmadan sürekli ilişki ve iletişim içerisindeyiz. Kişiler arası ilişki ve etkileşimlere dair yapılan bir sohbette, bir seans esnasında ya da bana yöneltilen bir soruda, herkesin en çok onarmak istediği alanın ilişkisel dünya olduğu kanaatine varacak sayısız örnekle karşılaştım. Peki, sizce hayatımızda bu kadar yaygın ve yoğun bir yere sahip olan kişiler arası ilişkiler neden böylesine zorlanılan bir alan olarak kalmaya devam ediyor? Gelin, bu soruya birlikte cevap arayalım…
İlk olarak, herkes temelinde karşısındaki kişi ya da kişiler tarafından anlaşılmadığından yakınıyor. Neden bu kadar anlaşılmaya odaklanıyoruz? Çünkü belki de ilişki kurmayı ve iletişimde olmayı tam manasıyla bilmiyoruz. Arkadaşınız, sevgiliniz, komşunuz, eşiniz yani ilişki ve bağ kurduğunuz herhangi bir kişi ile olan etkileşiminiz, sadece sizin anlatmanız ya da anlaşılmanız ile sınırlı olan bir hadise değildir. İlişki kurmanın bir ucu doğası gereği anlatmak, diğer ucu ise anlamaktır. Yani, anlaşılmaya o kadar çok odaklanıyoruz ki belki de anlamanın lezzetini kaçırıyoruz.
Bana göre önem arz eden diğer bir husus ise ilişki kurduğunuz kişi ya da kişiler ile olan diyaloglarda kullanılan dildir. Örneğin, gerçekleşen herhangi bir durumu sürekli olarak eleştiren ve suçlayan bir “sen dili” ile anlatmak, sizi konuya dair çözümden bir hayli uzaklaştıracaktır. Aynı durumu ya da yakınmanızı daha kapsayıcı olan ve aslında kendi duygu ve düşüncelerinizden yararlanarak ifade ettiğiniz “ben dili” ise tam olarak bu noktada anlaşılmanızın kapılarını aralayacaktır.
Madem ki ilişkilerden bahsediyoruz, o halde konuşulanlar kadar ilişkilerde konuşulmayanların da yerine değinmeden olmaz diye düşünüyorum. Bir romantik ilişkiyi ele alalım. Burada iki farklı insanın bir araya gelerek oluşturduğu bir olguyu konuşuyoruz. Ancak oluşan bu yeni olgunun her iki katılımcısı da farklı birer evren gibidir. Her insan, ayrı bir iç dünyaya ve ayrı içsel dinamiklere sahiptir. Hal böyle olunca, iç dünyalarına ait korkuları, kaygıları ve travmatik deneyimleri bir araya gelerek oluşturdukları ilişkiye de dahil ederler. İşte tam olarak burada yaşanan durum, söylenen bir söz veya ifade edilen bir beklentinin karşı taraftaki dünyada tam olarak nasıl bir temsile karşılık geleceğinin birçok ihtimali vardır. Yani, aslında anlatmak istediğim şey, söylediğiniz herhangi bir şey karşı tarafta sadece söylediğiniz kadarına denk gelmeyebilir. Bu detayı göz önünde bulundurmak, ilişki içinde yaşanabilecek her türden çatışmayı makul bir zeminde irdeleme olanağı verecektir.
İnsan zaten doğası gereği karmaşık bir yapıdır. Herhangi bir ilişki türü söz konusu olduğunda ise durum ister istemez çok daha kaotik bir hal alabilmektedir. Bu noktada, ilişkisel dünyanızı daha konforlu bir hale getirmek sandığınızdan daha kolaydır. Bence yapmanız gereken tek şey, karşı tarafa da biraz kulak vermek…


