Özgürlük, yalnızca seçme hakkı değil; seçmediğimiz ihtimallerin ağırlığıyla yaşayabilme hâlidir. İnsan genelde “ne kadar çok seçenek varsa o kadar özgürüm” diye düşünür; ancak çok fazla seçenek olduğunda karar vermek zorlaşır. Çünkü artık sadece seçtiğimiz şeye değil, seçmediğimiz tüm ihtimalleri de düşünmek zorundayız. Daha fazla ürün, daha fazla insan, daha fazla şehir, daha fazla yaşam tarzı… Seçeneklerin çoğalması ilk bakışta hayatı genişletiyor gibi görünse de, modern insanın deneyimi bazen bunun tersini söyler: Seçenekler arttıkça karar vermek zorlaşır ve karar verdikten sonra seçmediğimiz ihtimaller zihnimizde daha fazla yer kaplamaya başlar.
Birini, bir şeyi seçmek, geri kalan seçenekleri arkada bırakmak anlamına geldiği için, eğer seçim kişi tarafından yapıldıysa, seçilen de seçilmeyen de kişinin kendi sorumluluğunda hissedilebilir. Oysa sosyal psikoloji, seçeneklerin artmasının her zaman daha fazla mutluluk getirmediğini; bazen kaygıyı, pişmanlığı, FOMO’yu yani bir şeyleri kaçırma korkusunu ve kendini suçlamayı beraberinde getirebileceğini gösterir.
Gündelik hayatta bile bunu sık sık yaşarız. Ailemizle mi vakit geçirmeliyiz, arkadaşlarımızla mı buluşmalıyız? Evde dinlenmek mi daha iyi olur, dışarı çıkmak mı? Bir planı seçtiğimizde, aklımızın bir yanı seçmediğimiz diğer ihtimalde kalabilir. Arkadaşlarımızla buluştuğumuzda ailemizi ihmal etmiş gibi hissedebiliriz; ailemizle kaldığımızda ise dışarıdaki hayatı kaçırıyormuşuz gibi düşünebiliriz. Böylece seçim yapmak yalnızca bir karar verme süreci olmaktan çıkar; aynı zamanda seçmediğimiz ihtimallerle zihinsel olarak hesaplaşmaya dönüşür.
Genel kanı, çoğunlukla haklı olarak, seçme özgürlüğünün iyi bir şey olduğu yönündedir. Ancak modern dünyada pek çok yeni durumla beraber seçim özgürlüğü bile yük gibi hissedilebilir. “İstediğini seçebilmek”, “kendi hayatına yön verebilmek”, “başkası adına karar vermeden yaşayabilmek” gibi olumlu görünen durumlar, en nihayetinde “Diğerini seçseydim daha mı iyi olurdu?”, “Acaba onu mu tercih etmeliydim?” sorularına dönüşebilir. Aklımızın bir köşesinde “Başka bir hayat mümkün müydü?” sorusu sürekli canlı kalabilir. Örneğin, dating uygulamaları, modern özgürlüğün en görünür örneklerinden biridir. Kişi artık sınırlı bir sosyal çevreyle değil, yüzlerce potansiyel partnerle karşılaşır. Ancak araştırmalar, bu seçenek bolluğunun insanları ilişkiye daha açık hâle getirmek yerine zamanla daha reddedici bir zihniyete sokabileceğini göstermektedir. Seçenek arttıkça kabul etme ihtimali azalmakta; kişi karşısındaki insanı bir ihtimal olarak görmek yerine, daha iyi bir ihtimalin varlığı üzerinden değerlendirmeye başlamaktadır.
Seçeneklerimiz varsa, seçtiğimiz şeyin “mükemmel” olmasını ya da en azından bizim için en doğru seçenek olmasını bekleyebiliriz. Çünkü zihnimiz “Bu kadar alternatif arasından bunu seçtim, o zaman beni tatmin etmeli” diye düşünür. Ancak herhangi bir şey her zaman kusursuz değildir. Her seçim, içinde küçük eksiklikler ve vazgeçişler barındırır. Bu yüzden seçenek bolluğu bazen tatmini değil, tatminsizliği artırabilir.
Sartre’nin de dediği gibi “insan özgür olmaya mahkûmdur” sözü, özgürlüğü yalnızca bir hak değil, aynı zamanda bir sorumluluk olarak düşünmemizi sağlar. Bugünün dünyasında bu sorumluluk, yalnızca hayatımızı seçmekle sınırlı değildir; aynı zamanda seçmediğimiz bütün ihtimallerle de yüzleşmek zorunda kalırız.
Peki çözüm nedir? Sosyal medyayı kapatmak mı? Dating uygulamalarını silmek mi? Beklentilerimizi düşürmek mi? Yoksa birinin bizim adımıza karar vermesini beklemek mi? Belki de çözüm, seçenekleri tamamen yok etmek değil; seçeneklerle kurduğumuz ilişkiyi değiştirmektir. Yani mesele özgürlükten vazgeçmek değil, özgürlüğü yalnızca “daha fazlasına ulaşmak” olarak değil, “yeterli olanla kalabilmek” olarak da düşünebilmektir. Her seçmediğimiz ihtimali bir kayıp gibi görmek yerine, seçtiğimiz şeye anlam verebilmek de özgürlüğün bir parçasıdır. Çünkü seçim yaptıktan sonra o seçime nasıl baktığımız, yine hâlâ bizim elimizdedir; yani hâlâ özgürüzdür.
Belki de özgürlük, her seçeneğe sahip olmak değil; seçtiğimiz şeyin arkasında durabilmek, seçmediklerimizin yasını sürekli tutmamak ve hayatı sonsuz ihtimaller arasında kaybolmadan sürdürebilmektir. Bu noktada özgürlüğü de yeniden ele almamız gerekebilir. Gerçekten özgür olan kim? Kendi kararlarının ağırlığını taşıyan kişi mi, yoksa seçim yapma yükünden azade bırakılan kişi mi?
HELİN BADİKANLI


