Güzel bir gün geçirdiniz, projeniz ya da işiniz çok beğenildi veya hayatınıza dışarıdan bakıldığında her şey mükemmel görünüyor. Ancak yalnız kaldığınızda, içinizde bir yerlerde o tanıdık ses yükseliyor: “Hala yeterli değilsin.” Eğer bu hissi sık sık yaşıyorsanız, yalnız değilsiniz. Bugün yetişkinlerin büyük bir kısmı, sırtlarında ne kadar çok başarı madalyası taşısa da, içlerindeki o “hiçbir şeye yetemeyen” çocuğun ağırlığıyla yürüyor. Çünkü yetersizlik hissi, bugünün başarısızlıklarından değil, dünün eksik bırakılmış duygularından beslenir.
Duygusal İhmal
Bir çocuk, görülmek, duyulmak ve sadece var olduğu için sevilmek ister. Ancak bazı evlerde sevgi ve kabul, kurallara bağlıdır. “Takdir getirirsen sevilirsin”, “Uslu olursan değer görürsün”, “Kuzenlerin gibi başarılı olursan yeterli olursun.” İşte bu koşullu kabul ortamı, çocuğun zihnine tehlikeli bir tohum eker: “Ben, olduğum halimle değerli değilim. Değer görmek için hep daha fazlasını yapmalıyım.” Burada bahsettiğimiz durum genellikle fiziksel bir şiddet ya da büyük bir travma değildir. Çoğu zaman karşımıza çıkan, görünmeyen duygusal ihmaldir. Anne babalar çocuklarının karnını doyurur, onları en iyi okullara gönderir ama çocuğun korkularını, heyecanlarını ve hayal kırıklıklarını görmezden gelir. Kıyaslamalar, yüksek beklentiler ve sürekli eleştiriyle büyüyen çocuk, suçu asla yetişkinlerde aramaz. Çocuk zihniyetinin o masum ve savunmasız yapısıyla faturayı kendine keser: “Eğer beni sevmiyorlarsa, bende bir eksiklik var.” Bu his, çocuk büyüdükçe sessizce derine çekilir ve kişinin tüm kendilik algısını ele geçiren kalıcı bir yetersizlik hissine dönüşür.
Yetersizlik hissiyle büyüyen çocuklar, yetişkinlik hayatında çeşitli maskelere bürünebilirler. Bazı kişiler durmaksızın çalışır, sürekli üretirler ancak bir türlü tatmin olmazlar. Bazıları “Nasılsa başaramayacağım” düşüncesiyle potansiyellerini hiç zorlamazlar. Eleştirilme riskini göze almaktansa, sahneye hiç çıkmamayı tercih ederler. Bazıları ilişkilerde fazlasıyla verici olur çünkü reddedilmekten korkar. Bazıları ise en küçük eleştiriyi bile kişisel bir değersizlik kanıtı gibi algılar. Hangi maskeyi takarsanız takın, yetişkinlikteki yansımalar değişmez. Sürekli bir onay arama ihtiyacı, hata yapmaktan ölümüne korkma ve bitmek bilmeyen bir kendini başkalarıyla kıyaslama hali.
İçsel Eleştiri
Çocuklukta sık duyulan eleştiriler, kıyaslanmalar ve koşullu kabul deneyimleri zamanla içselleşir. Bir süre sonra kişi başkalarının onu eleştirmesine ihtiyaç duymadan kendi kendini yargılamaya başlar. Bu eleştirmen, hayatınızdaki en acımasız yargıçtır. Başkalarının size göstermediği katılığı, siz kendi kendinize gösterirsiniz. Aslında başarısız, yeteneksiz ya da beceriksiz değilsinizdir. Kişinin kendine karşı kurduğu sert dilin kökeninde eski bir duygusal yalnızlık vardır. En zorlayıcı taraflarından biri de şudur: Bu insanlar çoğu zaman kendi duygusal eksikliklerini fark etmekte zorlanırlar. Çünkü çocukluklarında yaşadıkları şey onlara normal gelmiştir. Sürekli eleştirilmek, ihtiyaçlarının geri planda kalması ya da sevgiyi hak ederek almaya çalışmak hayatın doğal işleyişi gibi hissedilebilir. Bu yüzden birçok insan yetişkinlikte yaşadığı değersizlik hissinin kaynağını anlamadan yaşamını sürdürür. Sürekli daha iyi olmaya çalışır ama neden hiç tam hissedemediğini çözemez. Oysa bazı yaralar sessizce oluşur ve sessiz oluşan yaralar da uzun süre görünmeyebilir.
Bu konuda önemli olan şey suçlu aramak değildir. Her ebeveyn kötü niyetli değildir. Bazı aileler sevgilerini göstermeyi bilmeden büyümüştür. Bazıları kendi duygusal yüklerini çocuklarına fark etmeden taşımıştır. Ancak iyi niyet, çocuğun hissettiği eksikliği her zaman ortadan kaldırmaz. Bir çocuk için en temel ihtiyaçlardan biri yalnızca bakım görmek değildir. Anlaşılmak, duygularının ciddiye alınması ve olduğu haliyle kabul edildiğini hissedebilmektir. Kişi sevgi için sürekli kendini değiştirmek zorunda kalmadığında, iç dünyasında daha sağlam bir güven hissi oluşur.
Kendine Yeni Bir Gözle Bakabilmek
Peki, bu sessiz döngüden çıkmak mümkün mü? Evet, ama iyileşme, her şeyden önce kişinin kendine bakışını, zihnindeki o acımasız sesin kime ait olduğunu fark etmesiyle başlar. Kendine sürekli yüklenen biri, içindeki sesin gerçekten kendisine mi ait olduğunu zamanla sorgulamaya başlayabilir. Her başarısızlıkta çöken o yoğun utancın, geçmişten gelen eski bir öğrenme olduğunu fark edebilir. Ve belki ilk kez şunu düşünebilir: “Ben gerçekten yetersiz miyim, yoksa yıllardır böyle hissetmeye mi alıştım?” Bugün yetişkin bir birey olarak, çocukken alamadığınız o güveni ve koşulsuz sevgiyi kendinize verme gücüne sahipsiniz. Hata yaptığınızda kendinizi hırpalamak yerine, “Şu an zorlanıyorum ama bu benim değerimi eksiltmez” diyebilmek, kendinize göstereceğiniz en büyük şefkattir. Geçmişi değiştiremeyiz; çocukluğunuzdaki o boşlukları yok edemeyiz. Ancak bugün, o yaralı çocuğun elinden tutup ona yalnız olmadığını, sadece var olduğu için bile yeterli olduğunu söyleyecek kişi sizsiniz. Kendinizle kuracağınız bu yeni bağ, dünün gölgelerini bugünün ışığıyla iyileştirmenin tek yoludur.


