Salı, Haziran 23, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sanat Terapisi İyileştirirken Van Gogh Neden İntihar Etti?

Sanat terapisi varken Van Gogh neden intihar etti? Yıl 1890, akşam güneşi batmaya yakın. Daha önce saatlerini geçirdiği, her yerini ezbere bildiği ve kendi bakış açısıyla tuvallerine, eskizlerine yansıttığı o buğday tarlasında, bu sefer yağlı boyaları veya kalemleriyle değil, kendine bile ait olmayan o silahla beraber; tıpkı parasızlıktan kendine ait olmayan o boya malzemeleri gibi.

Silahı kaldırdı ve göğsüne nişan alıp tetiği çekti. Bu hikâye, Yıldızlı Gece, Badem Çiçeği tabloları veya kulağını kesmesi gibi yine dürtüsel bir drama ile bilinen Vincent Van Gogh’a ait. Hayatının son 10 yılında resme yönelmesine rağmen, sanatın iyileştirici gücü tek başına bir bilinci topluma kazandırmaya yetmedi ve daha önce yaşadığı sorunların bir çığ gibi büyüyüp altında kalması ile sonuçlandı.

Peki neden?

Sanat terapisi, günümüz dünyasında birçok ekolün kullandığı bir araçtır. Tekrar ediyorum, bir araç. Sanatın iyileştirici gücü aslında çoğumuzun sahip olduğu bir yanılgı olabilir. Sanat, iç dünyamızı yansıtma yolu; onun gücü belki de soyut olanı somut hale getirmek, kimsenin konuşamadığı, dilde sahip olduğumuz o zihni tercüme etmektir. Ama onu regüle etme kısmı aslında sanata mı ait, yoksa terapi anını yöneten terapiste mi?

Kısmi olarak Van Gogh’ta da gördüğümüz gibi, sanat dışa vururken kontrol edilemez ilham, belki de geldiği yere göre bireyi daha karanlığa yahut melankoliye çekiyor olabilir. Bu, aslında vahşi bir kaplanı eğiticisi olmadan dışarı salmak ve izleyenlerin hazin sonu ile biten hikâyeye benziyor. Küçük bir parantez olarak burada emsal kullanılan Van Gogh bir temsildir; çünkü yaşadığı sorunların dışında (boya yemek, ki o zamanlarda olan boyalar ciddi toksik madde içeren kimyasallardı, özellikle Van Gogh’un favorisi olan krom sarısı, kurşun beyazı gibi yine dürtüsel bir davranışı vardı. Ve doktorunun önerisiyle kullandığı ilaçlar ruh sağlığını negatif etkiledi.) psikolojik ve nörolojik problemlerin bir bütünü vardı. Uyumsuzluk, parasızlık, sanatının değer görmemesi ve romantik ilişkilerinin kötü gitmesi de cabası.

Vincent’ın değiştirdiği birçok meslekten sonra en uzun süre bağlı kaldığı ressamlık, bize farklı bir zihni görünür kıldı; parlak bir gökyüzünü, geceleyin bile ışıklar içinde yıldızları izleyen bir köyün varlığını gösterdi. Sanata tutunduğu son 10 yılında yaşadığı hipergrafi, yaptığı yaklaşık 1000 çizimi ve 900 tablosu (hayattayken satılan tek eseri: The Red Vineyard, yaklaşık 400 frank etti) bu muazzam üretimin her insan zihninin sahip olduğu bambaşka perspektiften birinin ifşa olmasını sağladı.

Robert Yerkes ve John D. Dodson kuramına göre, uyarılma arttıkça performans belirli bir noktaya kadar paralel bir artış gösterir; bu noktadan sonra ise ters U şeklinde bir düşüşe geçer. Ancak bir seviyeden sonra performansı artıran bu uyarılma, Nirvana gibi bir zirveden sonra düşüşe neden olur. Vincent Van Gogh için elimizde klinik veriler yoktur; sahip olduğumuz bilgiler mektuplar ve doktoru gibi çevresindeki kişilerin anlatılarıdır. Yani bir kuramı uyarlamak için bilgi eksikliği vardır. Yine de üretimle artan ve belli bir noktada intiharla sonuçlanan bir süreç için bu kuram farklı bir perspektif sağlar.

Bu kurama göre stres; kişinin ilerlemesini sağlayan heyecan, kaygı, baskı, ilham ve temel zihinsel hareketlilik gibi unsurları kapsar. Bu tür stresler az olduğunda kişi, ilerlemesi için gereken motivasyona sahip olamaz; ancak çok aşırı olduğunda bu kez hayatsal işlevselliği engeller. Bu işlevselliğe hem yaşam hem de sanat açısından bakılabilir. Van Gogh tarafında artan hayat stresörleri, ilham yoğunluğu, kendini ispatlama dürtüsü ve saymadığımız diğer etkenler arttıkça sanatı da arttı; ancak bir noktada ona güç veren bu unsurlar akıl sağlığını zorlamaya başladı. Bu da aslında kuramda geçen düşüşe karşılık gelir. Bu durum, bir tür sürmenaj olarak da değerlendirilebilir.

Hayatının son kısımlarını geçirdiği Saint-Paul-de-Mausole akıl hastanesinde doktoru ile iyi bir ilişki kursa da gördüğü tek tedavi izolasyon imkânı, atak anında müdahale ve serbest alandı. Vincent, abisine yazdığı mektuplarında olduğu yerin ona iyi geldiğini ve köyün kendisi gibi onlara da iyi geleceğini dile getiriyordu.

Terapi, özellikle de terapistle beraber kurulan bağ ile iyiye doğru gitmeyi sağlıyor. Sanat, bağ kurma ve terapistin nispeten yoğunlaşacağı şeyi daha iyi görmesi için bir mucize olabiliyorken, kontrolsüz salımda ilhamın besini sanatçının akıl sağlığını feda etmesi ile sonuçlanabilir. Sanatın tek başına kişide performans kaygısı, ilham endişesi gibi şeyleri yanında getirirken, sanat terapi ile birleştiğinde bunlardan arınıyor. Sonuçta sanat icra etme ve sanatla terapide olma farklı kavramlardır. Sanatı buradaki bakış açısında çizimi bir ifade aracı ve çoğu ekolde terapi ise bu ifadenin işleme süreci olarak değerlendirebiliriz.

Belki de Vincent için sanat, yutan bir karadelik değildi; kontrolsüz dışa vurumla intiharını 10 yıl geciktirip bastırılmış acıyı dışa vurarak erteleyen bir yardım eliydi. Bu, bize sanatın işlevinin iyileştirmek için değil, uçurumun kenarında duran güvensiz bir korkuluk mu olduğunu düşündürebilir.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Azra Şevval Kaya
Azra Şevval Kaya
2002 yılında İstanbul’da doğup büyüyen Azra Şevval Kaya, aslen Artvinlidir. Medresede İslami ilimler ve Arapça eğitimi almıştır. 2024 yılında İstanbul Galata Üniversitesi Psikoloji bölümünde eğitimine başlamıştır. Üniversite bünyesinde Genç Yeşilay Kulübü’nün yönetim ekibinde yer almakta ve aynı zamanda üniversitenin iklim elçisi olarak görev yapmaktadır. Ayrıca Geleceğin Bilimi kurumunda Psikobilim Atölyesi’nin organizasyonunu yürütmektedir. Yıllardır sanat ve resimle ilgilenmekte, işaret dili eğitimi almaktadır. Sokak hayvanları için gönüllü olarak bireysel çalışmalarını sürdürmekte; daha önce Mutlu Yuva Derneği bünyesinde resim öğretmenliği adı altında sosyal rehberlik faaliyetlerinde bulunmuştur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar