Pazar, Ağustos 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bir Çocuğun Dünyasına Girmek İçin Oyuncaklara Bakmak

Bir çocuğu anlamanın en doğal yollarından biri bazen ona soru sormak değil, oyun oynarken onu izlemektir. Çünkü çocuklar henüz duygularını ve yaşantılarını yetişkinler kadar kolay sözcüklere dökemeyebilir. Bunun yerine oyun aracılığıyla yaşadıklarını yeniden canlandırabilir, ilişkilerini deneyebilir ve anlamlandıramadığı duygularını ifade edebilirler.

Oyun, çocukluk döneminin yalnızca boş zaman etkinliği değildir. Çocuğun bilişsel, sosyal, duygusal ve dil gelişiminin desteklendiği önemli bir gelişim alanıdır. Aynı zamanda çocuk için çevresindeki dünyayı keşfetmenin ve kendi sınırlarını denemenin güvenli yollarından biridir.

Bir çocuğun oyuncak bebeklerini sürekli beslemesi, arabaları sıraya dizmesi, bir oyunda hep doktor rolünü seçmesi ya da oyuncakları arasında tekrar tekrar kavga senaryoları oluşturması yetişkin için sıradan görünen davranışlar olabilir. Ancak çocuğun oyun sırasında ne yaptığı kadar, oyunu nasıl kurduğu ve hangi temaları tekrar ettiği de dikkat çekici olabilir.

Örneğin çocuk oyununda sürekli bakım veren rolünü üstleniyorsa bu durum tek başına “çocuğun evde yeterince ilgi görmediği” anlamına gelmez. Benzer şekilde sürekli saldırgan temaların bulunması da doğrudan bir psikolojik probleme işaret etmez. Çocukların oyunları gelişimsel olarak tekrar, taklit ve hayal gücünü içerir. Bu nedenle tek bir oyun davranışından kesin psikolojik sonuçlar çıkarmak doğru değildir.

Ancak oyun, çocuğun dünyasına dair ipuçları sağlayabilir.

Çocuklar bazen gerçek hayatta kontrol edemedikleri durumları oyun içerisinde kontrol edebilirler. Örneğin sürekli doktorculuk oynayan bir çocuk yalnızca doktor olmak istediği için değil, daha önce yaşadığı bir sağlık deneyimini anlamlandırmaya çalıştığı için de bu temayı tercih ediyor olabilir. Bir başka çocuk sürekli okulculuk oynayarak öğretmeninin davranışlarını taklit edebilir, arkadaşlık ilişkilerini yeniden canlandırabilir veya okulda yaşadığı bir olayı farklı bir sonla deneyebilir.

Bu noktada oyunun önemli özelliklerinden biri tekrardır. Çocukların aynı oyunu defalarca oynaması yetişkinlere anlamsız gelebilir. Oysa tekrar, çocuk için öğrenmenin ve deneyimi anlamlandırmanın yollarından biridir. Bir olay çocuk açısından yoğun bir duygusal anlam taşıyorsa, çocuk bunu oyun içerisinde tekrar tekrar ele alabilir.

Oyunda dikkat edilebilecek bir başka nokta ise çocuğun ilişkileri nasıl kurguladığıdır. Oyuncaklar arasında kim güçlü, kim korkuyor, kim yardım ediyor, kim dışarıda bırakılıyor? Çocuk karakterler arasında nasıl bir iletişim kuruyor? Sürekli birinin kazanması mı gerekiyor, yoksa birlikte çözüm üretilebiliyor mu?

Bunların hiçbiri tek başına çocuğun psikolojik durumunu açıklamaz. Ancak çocuğu daha geniş bağlamı içerisinde anlamaya yardımcı olabilir.

Özellikle sembolik oyun, çocuğun gerçek hayattaki deneyimlerini temsil etmesine olanak sağlar. Bir karton kutunun ev, bir battaniyenin kale, tahta bir kaşığın mikrofon olması yetişkin için basit bir hayal ürünü gibi görünürken çocuk için soyut düşünmenin geliştiği bir alan yaratır. Çocuk gerçek dünyadaki nesnelerin anlamlarını dönüştürürken aynı zamanda kendi dünyasını da yeniden yapılandırır.

Bu nedenle çocuğun oyununa yetişkinin sürekli müdahale etmesi yerine, zaman zaman oyunun liderliğini çocuğa bırakmak önemlidir. “Bebek neden ağlıyor?”, “Şimdi ne olacak?”, “Sen doktor musun?” gibi sorular yerine bazen sadece onu takip etmek ve gözlemlemek daha anlamlı olabilir. Çünkü yetişkin oyunun yönünü sürekli belirlediğinde, çocuk kendi senaryosunu kurmak yerine yetişkinin beklentisine uyum sağlayabilir.

Çocuk merkezli oyun yaklaşımlarında da çocuğun oyun yoluyla kendisini ifade etmesine alan açılması önemli bir yere sahiptir. Çünkü oyun, çocuğun kontrolün kendisinde olduğu bir iletişim alanı yaratabilir.

Burada ebeveynler için önemli bir ayrım vardır: Çocuğun oyununu yorumlamak ile çocuğun oyununu dinlemek aynı şey değildir.

“Bebeği sürekli cezalandırıyor, demek ki çok öfkeli.” veya “Oyuncaklarını paylaşmıyor, demek ki bencil.” gibi hızlı sonuçlara ulaşmak yerine “Bu oyunda neler oluyor?” diye merak etmek daha sağlıklı bir yaklaşımdır.

Çocuğun oyununu anlamaya çalışırken davranışın sıklığı, yoğunluğu, çocuğun yaşı, gelişimsel özellikleri ve günlük yaşamındaki değişiklikler birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle belirgin davranış değişiklikleri, yoğun korku temaları, travmatik yaşantıların sürekli ve yoğun biçimde yeniden canlandırılması veya oyunun çocuğun günlük işlevselliğini etkilemesi gibi durumlarda uzman değerlendirmesi gerekebilir.

Sonuç olarak oyun, çocukların yetişkinlere bıraktığı küçük ama anlamlı ipuçlarından biridir. Bazen çocuk “Bugün okulda çok yalnız hissettim.” demez; iki oyuncağı birbirinden uzaklaştırır. Bazen “Bu durum beni korkuttu.” demek yerine bir oyuncak bebeği saklar. Bazen de hiçbir derdi yoktur ve sadece arabalarını onuncu kez aynı sıraya diziyordur.

Bu yüzden çocuğun oyununa bakarken her davranışın altında gizli bir problem aramak yerine, merakla ve yargılamadan gözlemlemek gerekir.

Çünkü çocukların oyunları her zaman bir şeyin “işareti” olmayabilir. Ama oyun, çocuğun dünyasına açılan en doğal pencerelerden biridir.

Ve bazen bir çocuğu anlamanın en iyi yolu, ona “Neyin var?” diye sormak değil, “Bugün ne oynayalım?” demektir.

Nisanur Şahin
Nisanur Şahin
Nisanur Şahin, Nişantaşı Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisidir. Lisans eğitimi süresince psikolojiyi yalnızca akademik bir disiplin olarak değil, insanın iç dünyasını anlamaya yönelik çok katmanlı bir alan olarak ele almaktadır. Bu yaklaşım doğrultusunda teorik bilgisini saha deneyimiyle desteklemeyi önemsemektedir. GençSpider Nişantaşı Üniversitesi temsilcisi olarak üniversite gençliğiyle psikoloji temelli sosyal ve akademik çalışmalar yürütmekte; öğrenciler arasında psikolojik farkındalığın artırılmasına yönelik projelerde aktif rol almaktadır. Aynı zamanda İstanbul Psikoterapi Merkezi’nde stajyer olarak klinik alanda gözlem yapmakta, psikoterapi süreçlerine ve danışan–terapist etkileşimine dair deneyim kazanmaktadır. İlgi alanları arasında psikodinamik yaklaşımlar, genç yetişkinlik dönemi, psikolojik dayanıklılık ve bireyin yaşam öyküsünün ruhsal süreçler üzerindeki etkisi yer almaktadır. Yazılarında, psikolojik kavramları gündelik deneyimlerle buluşturmayı ve okurla düşünsel bir temas kurmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar