Bir ilişkiyi yıkan şey çoğu zaman aldatma değildir; aldatmanın bizde açtığı yarayı anlamlandıramamaktır.
Çünkü aldatma yalnızca bir ihanet değil, bireyin kendi iç dünyasındaki çatışmaların, doyurulamayan arzuların ve benliğin bastırılmış yönlerinin yüzeye çıkış biçimidir.
Psikanalitik açıdan aldatma, bilinçdışı bir çağrıdır — “ben hâlâ varım, hâlâ arzuluyorum” diyen içsel bir ses.
Freud (1920) insan davranışlarını iki temel dürtüyle açıklar: yaşam ve ölüm dürtüsü.
Aldatma, bu iki dürtünün çatıştığı alandır. Kişi hem yaşamın canlılığını hissetmek ister, hem de mevcut düzenin kısıtlayıcılığını parçalamak.
Uzun ilişkilerde zamanla güvenin yerini öngörülebilirlik, aşkın yerini rutinin güvenliği alır.
Bu noktada aldatma, bir başkasına yönelmekten çok, kendi kaybolmuş arzusu ile yeniden karşılaşma çabasıdır (Erten, 2021).
Arzunun Döngüsü: Ötekinin Gözünde Kendini Görmek
Jacques Lacan’a göre insan arzusu, “ötekinin arzusunu arzulamaktır.”
Yani kişi, karşısındaki tarafından arzulanmak ister; bu, varoluşunun bir teyididir.
Uzun süren ilişkilerde bu aynalama zayıfladığında, kişi kendi varlığını partnerinin gözlerinde değil, başkasının bakışında görmek ister.
Bu nedenle aldatma, çoğu zaman “aşkı yeniden bulmak” değil, kendini yeniden görmek isteğidir.
Lacan’ın “büyük Öteki” kavramını hatırlayalım: her birey, arzularını bu Öteki’nin onayıyla kurar.
Aldatma da, benliğin onaylanma ihtiyacının dramatik bir sahnesidir.
Kişi aslında bir başkasını değil, kendi “benliğini” arar.
Ancak bu arayışın bedeli çoğu zaman suçluluk, kaygı ve ilişki yitimidir.
Kadın ve erkek açısından dinamikler farklılık gösterebilir.
Erkek, çoğu zaman narsisistik bir onay ve güç hissi ararken;
kadın, duygusal olarak görünür olma ve fark edilme ihtiyacından hareket edebilir.
Ama her iki durumda da temel dürtü aynıdır:
“Yeniden arzulandığımı hissetmek.” (Gençöz, 2019).
Benliğin Sınırları ve Ayrışma Mücadelesi
Psikanalitik kuram, aldatmayı yalnızca cinsel bir eylem olarak değil, psikolojik bir ayrışma çabası olarak da yorumlar.
Mahler’in (1975) “ayrışma-bireyleşme” sürecini hatırlarsak, her birey hayatı boyunca “birlikte olma” ve “bağımsız olma” arzusu arasında salınır.
Uzun ilişkilerde bu denge bozulduğunda, birey kendi sınırlarını yeniden tanımlamak ister.
Aldatma, çoğu zaman bu ayrışmanın yıkıcı ama dürüst bir biçimidir.
Kişi, “ben artık sadece biz değilim” demek ister.
Bu yönüyle ihanet, bir kimlik arayışı hâline gelir (Volkan, 2015).
Affetmenin Psikodinamiği: Kusurluluğu Kabullenmek
Affetmek, unutmaktan çok yeniden anlamlandırmaktır.
Winnicott’un (1960) “iyi yeterli anne” kavramı ilişkiler için de geçerlidir:
Mükemmel olmayan ama sürdürülebilen bağlar, sevginin en insani hâlidir.
Partnerin hatasıyla yüzleşmek, aynı zamanda kendi kırılgan yanlarımızı da kabul etmeyi gerektirir.
Affetmek, benliğin bölünmüş parçalarını yeniden bir araya getirme cesaretidir.
Bu süreçte çiftler, suçluluk, öfke ve yeniden bağ kurma arasında gidip gelir.
Psikoterapi, burada bir “üçüncü alan” sunar — tarafların duygularını yeniden düzenleyebileceği, yargısız ama sınırları olan bir alan (Gençöz, 2019).
Bu alanda suçluluk, bir cezalandırma değil, değişim çağrısına dönüşebilir.
Yıkım ve Dönüşüm: İhanetin Ardından Yeniden İnşa
Freud’un (1923) “Ego yaralanır ama yeniden yapılanabilir” sözü, aldatma sonrası süreci anlatır.
İlişki önce yıkılır, sonra farklı bir biçimde yeniden kurulur.
Bu yeniden yapılanma bazen ayrılıkla, bazen ise daha gerçek bir yakınlıkla sonuçlanır.
Çünkü bazı ilişkiler aldatma ile biter; bazılarıysa aldatma sayesinde ilk kez başlar.
Birçok terapist, aldatmayı ilişkinin “gerçek yüzünün” ortaya çıktığı an olarak görür.
Çünkü o anda artık hiçbir şey idealize değildir.
İki kişi, tüm savunmalarından arınmış biçimde birbirine bakar.
Acı, kırılma ve yüzleşme… ama aynı zamanda yeniden doğma olasılığı.
Bu nedenle psikanalitik açıdan aldatma, yalnızca bir ihanet değil, hakikatin ortaya çıkma biçimidir.
İnsan Olmanın Kırılganlığı
Aldatma ne yalnızca bir hata, ne de tamamen rastlantıdır.
O, insanın kendi arzusu, eksikliği ve kimliğine dair bitmeyen mücadelesinin sahnesidir.
Sadakat, iki kişinin değil, iki bilinçdışının uzlaşma çabasıdır.
Kimi zaman ihanetin ardından kurulan sessizlik, ilişkinin en derin konuşması olur.
Çünkü bazen yıkım, insanı kendi hakikatine yaklaştırır.
Belki de önemli olan, aldatmayı anlamak değil; onun bize neyi göstermek istediğini cesaretle dinleyebilmektir.
Her ihanet, aynı zamanda bir çağrıdır — kendine, ötekine ve yeniden sevebilme ihtimaline.
Kaynakça
-
Erten, Z. (2021). Psikanalitik bakışla ilişkilerde sadakat ve ihanet. İstanbul: Ketebe Yayınları.
-
Freud, S. (1920). Beyond the Pleasure Principle. London: Hogarth Press.
-
Freud, S. (1923). The Ego and the Id. London: Hogarth Press.
-
Gençöz, F. (2019). Çift terapilerinde bağlanma ve güven dinamikleri. Türk Psikoloji Dergisi, 34(2), 45–59.
-
Lacan, J. (1977). Écrits: A Selection. New York: W. W. Norton & Company.
-
Mahler, M. (1975). The Psychological Birth of the Human Infant. New York: Basic Books.
-
Volkan, V. D. (2015). Köprüler Kurmak: Psikanalitik Terapide Bağ ve Ayrışma Süreci. İstanbul: Metis Yayınları.
-
Winnicott, D. W. (1960). The Theory of the Parent-Infant Relationship. International Journal of Psychoanalysis, 41(6), 585–595.


