Çarşamba, Mayıs 6, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ortoreksiya Nervoza Nedir?

Ortoreksiya nervoza, ilk kez 1997 yılında Bratman ve Knight tarafından tanımlanan ve “orthos” (doğru) ile “orexia” (yeme) kelimelerinin birleşiminden türetilmiş bir kavramdır. Türkçe karşılığı “doğru ve uygun beslenme” olarak ifade edilebilir. Bu kavram, bireylerin besin seçimlerinde organik, katkı maddesi içermeyen ve biyolojik olarak temiz kabul edilen ürünlere yönelmesini ifade eder (Bratman S, Knight D.). Başlangıçta sağlıklı beslenme amacıyla ortaya çıkan bu davranış örüntüsü, zamanla patolojik bir nitelik kazanarak bireyin yaşamında belirgin bir takıntıya dönüşebilmektedir. Ortoreksik bireyler, tükettikleri gıdaların içeriğine aşırı odaklanarak pestisit kalıntıları, hormon kullanımı, koruyucu ve katkı maddeleri, yapay tatlandırıcılar, gıda boyaları ve ambalaj materyallerinin potansiyel sağlık etkileri gibi konularda yoğun ve sürekli düşünceler geliştirebilirler (Oğur S, Aksoy A.). Bu süreçte bireyler, sağlıklı olduğu düşünülen besinleri temin etmek ve hazırlamak için önemli ölçüde zaman ve çaba harcar; bu durum, yeme davranışının miktarından ziyade içeriği üzerinden şekillenen kısıtlayıcı ve katı bir beslenme düzenine yol açar.

Risk Faktörleri ve Nedenleri

Ortoreksiya nervozanın ortaya çıkışında bireysel, çevresel ve psikolojik faktörlerin birlikte rol oynadığı düşünülmektedir. Bireysel açıdan ele alındığında, mükemmeliyetçilik, obsesif düşünce eğilimleri ve katı kuralcılık gibi kişilik özelliklerinin ortoreksik davranışların gelişiminde önemli olduğu görülmektedir. Bu özelliklere sahip bireyler, beslenme konusunda “doğru” ve “sağlıklı” olanı belirlemeye yönelik aşırı bir hassasiyet geliştirebilir ve belirledikleri kurallardan sapmayı tolere etmekte zorlanabilirler. Çevresel faktörler incelendiğinde ise sosyal medya, sağlıklı yaşam trendleri ve yaygın diyet kültürünün bu süreci pekiştirdiği dikkat çekmektedir. Özellikle “temiz beslenme”, “organik yaşam” ve “detoks” gibi kavramların yoğun şekilde idealize edilmesi, bireylerin sağlıklı beslenme davranışını zamanla katı ve kısıtlayıcı bir yapıya dönüştürmesine zemin hazırlayabilmektedir. Psikolojik açıdan ise kaygı düzeyi yüksek bireylerin ve kontrol ihtiyacı belirgin olan kişilerin ortoreksiya geliştirmeye daha yatkın olduğu ifade edilmektedir. Bu bireyler, yaşamlarındaki belirsizlikleri azaltmak ve içsel huzuru sağlamak amacıyla beslenme davranışlarını kontrol altına almaya çalışmakta; ancak bu durum zamanla işlevselliği bozan bir takıntıya dönüşebilmektedir.

Ortoreksiya ve Diğer Yeme Bozukluklarıyla İlişkisi

Ortoreksiya nervozanın ayrı bir yeme bozukluğu olarak mı ele alınması gerektiği yoksa Obsesif Kompulsif Bozukluk ya da Anoreksiya Nervoza gibi bozuklukların bir alt türü olarak mı değerlendirilmesi gerektiği literatürde halen tartışmalı bir konudur (Şengül & Hocaoğlu, 2019). Ortoreksiya ile anoreksiya nervoza arasında mükemmeliyetçilik, yüksek kaygı düzeyi ve kontrol ihtiyacı gibi ortak özellikler bulunmakla birlikte, bu iki bozukluk temel olarak odak noktaları açısından ayrışmaktadır. Anoreksiya ve Bulimia Nervoza daha çok yeme davranışının niceliği (tüketilen miktar) ile ilişkiliyken, ortoreksiya nervozada bu durum niteliksel bir boyut taşımakta, yani tüketilen besinin içeriği ön plana çıkmaktadır.

Öte yandan ortoreksiya nervoza ile obsesif kompulsif bozukluk arasında da önemli benzerlikler bulunmaktadır. Ortoreksik bireylerde gıdaların hazırlanması ve tüketimi sırasında ritüelistik davranışlar sergileme, kirlenme veya sağlıksız içeriklere maruz kalma ile ilgili yoğun kaygı ve istenmeyen yineleyici düşünceler gözlemlenebilmektedir. Ancak ortoreksiyanın obsesif kompulsif bozukluktan ayrıldığı önemli bir nokta, bu düşüncelerin birey tarafından genellikle “doğru” ve “uygun” olarak değerlendirilmesi, yani egoya uyumlu olmasıdır (Şengül & Hocaoğlu, 2019).

Ortoreksiya nervoza için henüz standartlaşmış tanı kriterleri bulunmamakla birlikte, literatürde çeşitli öneri setleri geliştirilmiştir. Bu bağlamda, Moroze ve arkadaşları (2015) tarafından önerilen tanı ölçütleri, ortoreksik eğilimlerin değerlendirilmesinde önemli bir çerçeve sunmaktadır. Bu ölçütler, bireyin sağlıklı beslenmeye yönelik aşırı zihinsel meşguliyetini, katı beslenme kurallarını ve bu davranışların bireyin işlevselliği üzerindeki etkilerini kapsamaktadır (Moroze, 2015).

Kriter A: Bireyin yemeklerin kalitesi ve kullanılan malzemelere ilişkin yoğun kaygılar geliştirmesi ve “sağlıklı gıdalar” üzerine obsesif bir odaklanma göstermesi. Aşağıdaki durumlardan en az ikisinin bulunması gerekmektedir:

  • Gıda “saflığı” ile ilgili düşüncelerin bireyi sürekli meşgul etmesi ve dengesiz beslenme örüntüsüne yol açması

  • Gıdaların içeriğinin fiziksel ve/veya duygusal sağlık üzerindeki etkilerine yönelik aşırı endişe

  • “Sağlıksız” olarak değerlendirilen yiyeceklerden katı ve esnek olmayan biçimde kaçınma

  • Gıda hazırlama, seçme ve araştırma süreçlerine aşırı zaman ayırma (örneğin günde 3 saatten fazla)

  • “Uygunsuz” gıda tüketimi sonrası yoğun suçluluk ve kaygı yaşama

  • Diğer bireylerin beslenme biçimlerine karşı hoşgörüsüzlük

  • Gıda kalitesi algısına bağlı olarak aşırı harcama yapma

Kriter B: Bu obsesif meşguliyetin aşağıdakilerden en az biriyle sonuçlanması:

  • Beslenme dengesizliğine bağlı fiziksel sağlık sorunları

  • Sosyal, akademik veya mesleki işlevsellikte belirgin bozulma ya da sıkıntı

Kriter C: Bu durumun Obsesif Kompulsif Bozukluk, Şizofreni veya diğer psikotik bozuklukların bir belirtisi olarak açıklanamaması

Kriter D: Davranışların dini inançlara bağlı beslenme tercihleri, tanı almış gıda alerjileri veya özel diyet gerektiren tıbbi durumlarla açıklanamaması.

Sonuç

Ortoreksiya nervoza, sağlıklı beslenme davranışının aşırı ve katı bir biçime dönüşmesiyle bireyin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen bir durumdur. Bu nedenle erken farkındalık geliştirilmesi ve risk altındaki bireylerin belirlenmesi önem taşımaktadır. Yeme bozukluklarının tedavisinde olduğu gibi ortoreksiya nervozada da çok boyutlu bir yaklaşım gereklidir. Bu kapsamda Bilişsel Davranışçı Terapi, Diyalektik Davranış Terapisi ve Kabul ve Kararlılık Terapisi gibi psikoterapi yöntemleri etkili müdahale seçenekleri arasında yer almaktadır. Ayrıca Aile Tabanlı Terapi (Maudsley Yöntemi) özellikle yeme bozukluklarında kanıt temelli yaklaşımlar arasında kabul edilmektedir. Bunun yanı sıra tamamlayıcı yöntemler arasında Somatik Feldenkrais Yöntemi, neurofeedback eğitimi ve EMDR gibi uygulamalar da yer alabilmektedir (Şengül & Hocaoğlu, 2019).

Sonuç olarak, sağlıklı beslenme niyetiyle başlayan davranışların aşırıya kaçması, bireyin sosyal yaşamını, psikolojik iyi oluşunu ve fiziksel sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir. Bu nedenle ortoreksiya nervoza konusunda farkındalık oluşturulması ve gerekli durumlarda profesyonel destek alınması büyük önem taşımaktadır.

Kaynakça

Amerikan Psikiyatri Birliği (2013). Psikiyatride hastalıkların tanımlanması ve sınıflandırılması elkitabı, Beşinci baskı (DSM V), Amerikan Psikiyatri Birliği, Washington DC, 2013’den Çeviren Köroğlu, E. Hekimler Yayın Birliği, Ankara.

Arusoğlu, G. (2006). Sağlikli beslenme takintisi (ortoreksiya) belirtilerinin incelenmesi, Orto-15 ölçeğinin uyarlanmasi (Doctoral dissertation, M. Sc. thesis, Hacettepe Üniversitesi.(in Turkish)).

Moroze RM, Dunn TM, Craig Holland J, Yager J, Weintraub P. Microthinking about micronutrients: a case of transition from obsessions about healthy eating to near-fatal “orthorexia nervosa” and proposed diagnostic criteria. Psychosomatics. 2015; 56: 397-403.

Oğur S, Aksoy A. Üniversite öğrencilerinde ortoreksiya nervoza eğiliminin belirlenmesi. Bitlis Eren Üniversitesi Fen Bilimleri Dergisi 2015; 4: 92-102.

Özsoy, E. V. (2017). Personality traits in eating disorders. International Journal of Social Sciences and Education Research, 3(1), 255-266.

Şengül, R., & Hocaoğlu, Ç. (2019). OrtoreksiyaNervoza nedir? Tanı ve tedavi yaklaşımları. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi, 14(2), 101-104.

Betül Aksoy
Betül Aksoy
Betül Aksoy, İstanbul Rumeli Üniversitesi’nde İngilizce Psikoloji lisans eğitimine devam eden bir öğrencidir. Psikoloji bilgisini yalnızca akademik düzeyde değil, toplumsal fayda üretme amacıyla da kullanmayı önemseyen Aksoy, çeşitli sosyal sorumluluk projelerinde yer almış ve İngilizce çeviri alanında deneyim kazanmıştır. Girişimci Psikologlar Derneği’nin yazı işleri ekibinde aktif olarak çalışmakta; duygular, kayıp, yas, travma, anksiyete ve depresyon gibi konular üzerine içerikler üreterek psikolojik farkındalık ve içsel gelişimi desteklemeyi amaçlamaktadır. Mesleki gelişimini farklı eğitim programları, stajlar ve gönüllü faaliyetlerle güçlendiren Aksoy, Öğrenci Olur Musun Akademi bünyesinde gönüllü İngilizce dersler vermekte, Genç Yeşilay Derneği’nde aktif görev almakta ve üniversitesinin Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde asistanlık yapmaktadır. Özellikle çocuk ve ergenlerle çalışmaya ilgi duyan Aksoy, bu alandaki eğitimlere önem vererek psikolojiyi yaşam kalitesini artıran bir köprü olarak görüp, yazılarını bu vizyonla şekillendirmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar