Nevrasteni ve Bedensel (Somatik) Belirti Bozuklukları
Nevrasteni, günümüzde “Kronik Yorgunluk Sendromu” olarak adlandırılan tablonun tanısal ve tarihsel öncüsüdür. Sinir sisteminin aşırı zorlanması sonucu ortaya çıkan; hem fiziksel hem de ruhsal yorgunluğun eşlik ettiği yaygın beden ağrılarıyla seyreder. Somatizasyon ise bireyin yaşadığı ruhsal veya duygusal çatışmaların bedensel ağrılar ve çeşitli fiziksel semptomlar şeklinde dışa vurumudur. Tanımsal açıdan birbirlerine büyük ölçüde benzeseler de klinik özellikleri, odak noktaları ve birbirlerini tetikleme mekanizmaları bakımından belirgin farklar barındırırlar.
Güncel nöropsikiyatri literatüründe Kronik Yorgunluk Sendromu’nun tarihsel kökeni sayılan nevrasteni, kişinin en az altı ay süreyle yaşam kalitesini ve konforunu belirgin şekilde bozacak düzeyde sürekli bir yorgunluk hali yaşaması olarak tanımlanır. Klinik tanı koyulabilmesi için tanımlanmış sekiz ana belirtiden en az dördünün bu altı aylık süreçte kişiye kesintisiz eşlik etmesi gerekmektedir. Bu belirtiler; bellek ve konsantrasyonda bozulmalar, boğaz ağrısı, kas ağrıları, çoğul eklem ağrıları, yeni başlayan baş ağrıları, dinlendirmeyen uyku, egzersiz sonrası belirgin bitkinlik ile servikal ve aksiller bölgedeki lenf nodlarında hassasiyet olarak sıralanmaktadır.
Ayrıca yapılan neuroendokrin çalışmalarda, bu klinik tablo ile HPA (Hipotalamus-Hipofiz-Adrenal) ekseninin işleyişi arasında doğrudan bir ilişki tespit edilmiştir. Hastalarda otonom sinir sistemi düzensizliklerinin görülmesi, bağışıklık yanıtlarında bozulmalar ve nöral kaynaklı hafif hipotansiyon tablolarının saptanması bu biyolojik mekanizmanın kanıtı kabul edilmektedir. Tüm bu bulgular tutarlı bir biçimde birlikte görülmekte ve hastalığın ana hedef organının beyin olduğunu göstermektedir. Epidemiyolojik verileri etkileyen bir diğer önemli faktör ise bireyin geçmişte ya da halen bir depresyon öyküsünün bulunup bulunmamasıdır. Her ne kadar bu tablo çoğunlukla psikiyatrik bozukluklarla birlikte seyretse de, yapılan araştırmalar hiçbir psikiyatrik tanısı olmayan bireylerin de kronik yorgunluk sendromu yaşayabildiğini ortaya koymaktadır.
Somatizasyon ise kişinin karşılaştığı psikolojik stres, içsel çatışmalar veya duygusal sıkıntıların doğrudan fiziksel semptomlara dönüştürülerek bedenleştirilmesidir. Örneğin; yoğun stres altındaki bir bireyde baş ağrısı, mide ve karın ağrıları, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik ve kas ağrıları gibi somatik tepkiler gelişebilir. Buradaki kritik nokta, hastanın bu belirtileri simüle etmemesi veya uydurmamasıdır; hissedilen ağrı ve rahatsızlıklar tamamen gerçektir.
Nevrasteni ve somatizasyon klinik görünüm olarak birbirini andırsa da temel vurguları bakımından ayrışır. Nevrastenide odak noktası belirgin yorgunluk, tükenmişlik ve enerji kaybı iken; somatizasyonda temel unsur farklı organ sistemlerine yayılan birden fazla bedensel yakınmadır. Nevrasteninin başlıca şikayetleri çabuk yorulma, zihinsel tükenme, dikkat ve konsantrasyon kaybı ile seyrederken; somatizasyonda ağrı, gastrointestinal rahatsızlıklar ve baş dönmesi gibi bedensel duyumlar ön plandadır. Zihinsel yorgunluk somatizasyona eşlik edebilse de tablonun ana bileşeni değildir. Özetle nevrasteni temel olarak hücresel ve zihinsel boyuttaki bir enerji azalmasıyken; somatizasyon, psikolojik yüklerin bedensel semptomlar ve bunlara bağlı işlev kayıpları şeklinde dışa vurumudur.
Kaynakça
- Apa7


