Salı, Mayıs 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kararlarımız Gerçekten Bize mi Ait?

Duygusal Hafızanın Karar Verme Süreçleri Üzerindeki Klinik Etkileri

Otuz iki yaşındaki bir danışan, iş hayatında karşısına çıkan önemli bir fırsatı değerlendiremediğini ifade eder. Süreci şu sözlerle özetler: “Aslında bunun benim için iyi olduğunu biliyorum ama içimde bir şey geri çekiliyor.” Görüşmeler ilerledikçe, geçmişte hatalarının yoğun biçimde eleştirildiği ve başarının koşullu kabul edildiği bir ortamda büyüdüğü anlaşılır. Bugün karşılaştığı değerlendirilme ihtimali, yalnızca mevcut durumu değil, geçmişte yaşadığı duygusal deneyimleri de harekete geçirmektedir. Bu nedenle yaşadığı zorlanma, sadece bir karar verme güçlüğü değil; geçmiş deneyimlerin bugüne taşınmasıyla ilişkilidir.

Karar verme süreci çoğu zaman mantıksal değerlendirmelerle açıklanır. Oysa klinik gözlemler, bireyin bir durumla karşılaştığında önce duygusal ve bedensel bir tepki verdiğini göstermektedir. Bu ilk tepki, çoğu zaman o anki koşullardan çok, geçmişte yaşanan deneyimlerin bıraktığı izlerle bağlantılıdır.

Duygusal hafıza, yaşananların yalnızca zihinsel bir kayıt olarak değil, hisler ve bedensel tepkilerle birlikte saklanmasıdır. Bu kayıtlar her zaman bilinçli şekilde hatırlanmaz. Ancak benzer bir durum ortaya çıktığında, kişi nedenini tam olarak açıklayamasa da belirli bir yöne doğru güçlü bir eğilim hisseder. Bu durum, kararların yalnızca “düşünülerek” verilmediğini gösterir.

Beyin ve Duygusal Kayıt Mekanizması

Beyin düzeyinde bakıldığında, duygusal olarak anlamlı deneyimlerin hızlı biçimde değerlendirilmesinde limbik sistem önemli rol oynar. Özellikle amigdala, çevreden gelen uyaranların duygusal önemini kısa sürede belirlerken, hipokampus bu deneyimlerin bağlamını düzenler. Yoğun duygularla yaşanan olaylar bu nedenle daha kalıcı izler bırakır (Phelps, 2004). Ancak bazı deneyimler, özellikle stres yüksek olduğunda, tam olarak işlenmeden güçlü bir duygusal yükle kaydedilebilir.

Bu tür deneyimlerin etkisi, benzer durumlarla karşılaşıldığında ortaya çıkar. Kişi yalnızca geçmişi hatırlamaz; o anki duyguyu ve bedensel gerilimi yeniden hisseder. Bu da karar sürecini doğrudan etkiler. Örneğin geçmişte sık eleştirilmiş bir birey için yeni bir sorumluluk almak, yalnızca bir fırsat değil; aynı zamanda yeniden değerlendirilme ihtimalini de içerir. Bu ihtimal, geçmiş deneyimle bağlantılı bir gerilim yaratır ve kişinin geri çekilmesine yol açabilir.

Karar Verme Sürecinde Korunma Güdüsü

Bu noktada verilen karar, çoğu zaman bilinçli bir analizden çok, daha az tehdit edici hissedilen seçeneğe yönelme şeklinde ortaya çıkar. Dışarıdan bakıldığında bu durum kararsızlık gibi görünebilir. Ancak içeriden bakıldığında, bu tepki organizmanın kendini koruma biçimidir.

Duygusal hafızanın bu etkisi yalnızca zorlayıcı yaşantılarla sınırlı değildir. Günlük hayatta verilen pek çok karar, geçmişte öğrenilen duygusal tepkiler doğrultusunda şekillenir. Bu sistem, hangi seçeneğin daha “güvenli” hissedileceğini belirler. Bu nedenle kişi, her zaman en işlevsel olanı değil, en az kaygı uyandıranı seçebilir.

Bu mekanizma temelde koruyucu işlev sahibidir. Daha önce zorlayıcı olarak deneyimlenen bir durumun benzeriyle karşılaşıldığında hızlı tepki vermek, uyum açısından avantaj sağlar (LeDoux, 2000). Ancak bu sistem genelleştiğinde, bireyin hareket alanını daraltabilir. Kişi yalnızca risklerden değil, aynı zamanda gelişim fırsatlarından da uzaklaşabilir.

Farkındalık ve Değişim

Klinik açıdan önemli olan, bu sürecin fark edilmesidir. Kişi yaşadığı duygunun kaynağını ayırt edebildiğinde, otomatik tepkiler ile bilinçli seçimler arasında bir mesafe oluşur. Bu mesafe, karar verme sürecine esneklik kazandırır. Artık kişi yalnızca hissettiğine göre değil, değerlendirme yaparak hareket edebilir.

Sonuç olarak, kararlarımız yalnızca düşüncelerimizin ürünü değildir. Geçmiş deneyimlerin bıraktığı duygusal izler, hangi yönde hareket edeceğimizi önemli ölçüde etkiler. Değişim ise çoğu zaman şurada başlar: Kişi, her hissettiği duygunun bugüne ait olmayabileceğini fark ettiğinde. Bu farkındalık, yalnızca kararları değil, karar verme biçimini de dönüştürür.

Kaynakça

  • LeDoux, J. E. (2000). Emotion circuits in the brain. Annual Review of Neuroscience, 23.

  • Phelps, E. A. (2004). Human emotion and memory. Current Opinion in Neurobiology, 14(2).

  • Shapiro, F. (2001). EMDR. İstanbul: Psikonet.

  • Türkçapar, M. H. (2016). Şema Terapi ve Uygulamaları. Ankara: HYB.

  • Young, J. E. ve ark. (2003). Şema Terapi. İstanbul: Litera.

Ezgi Yılmaz
Ezgi Yılmaz
H. Ezgi Yılmaz, lisans eğitimini 2018 yılında Hasan Kalyoncu Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde tamamlamıştır. Eğitim sürecinde insan davranışları, duygusal süreçler ve psikopatoloji alanlarına yoğun ilgi göstermiş; akademik bilgisini uygulama temelli bir yaklaşımla derinleştirmeyi hedeflemiştir. Bu doğrultuda, mezuniyetinin hemen ardından aynı üniversitede Klinik Psikoloji Yüksek Lisans programına başlamış ve 2020 yılından itibaren Uzm.Klinik Psikolog olarak mesleki çalışmalarını sürdürmektedir. Uzmanlık alanlarını genişletmek amacıyla 2022 yılında Ankara Üniversitesi’nde Aile Danışmanlığı alanında ikinci yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Mesleki gelişimi hayat boyu süren bir süreç olarak ele almakta; farklı terapi ekollerini bütüncül bir bakış açısıyla çalışmalarına entegre etmektedir. Bu kapsamda Şema Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), EMDR (I. ve II. Düzey), Narrative Terapi, Mindfulness Temelli Stres Azaltma Programı (MBSR), Sistemik Aile Terapisi, Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi , Bağımlılık Danışmanlığı (Alkol, Madde, Kumar, Teknoloji, Tütün bireysel ve grup terapileri), Motivasyonel Görüşme Teknikleri eğitimlerini tamamlamıştır. Yetişkin alanındaki çalışmalarının yanı sıra çocuk ve ergenlere yönelik eğitim, seminer ve sempozyumlara da katılmıştır. Mesleki çalışmalarında bağımlılık, travma, kaygı bozuklukları, kişilik bozuklukları, ilişki sorunları, panik atak, stres yönetimi, aile ve çift terapisi, spor psikolojisi, ebeveyn danışmanlığı ve duygusal düzenleme konularına odaklanmaktadır. Aynı zamanda kurumsal danışmanlık hizmetleri de vermektedir. Terapötik süreçlerde yapılandırılmış, güven temelli ve bireysel farklılıkları gözeten bir yaklaşımı benimsemektedir. Yazarlık çalışmalarında psikolojik bilgiyi sade, anlaşılır ve erişilebilir bir dille aktarmayı amaçlamakta; psikolojiyi yalnızca kuramsal bir alan olarak değil, yaşamın içinde anlam bulan bir rehber olarak ele almaktadır. Çalışmalarını psikoloji alanındaki güncel gelişmeleri takip ederek sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar