F. Scott Fitzgerald’ın The Great Gatsby adlı romanı, Amerikan Rüyası ideolojisinin; “her şeyin mümkün olduğu” inancının çürümüşlüğünü ve bireyin idealize edilmiş arzularının psikolojik ve felsefi sonuçlarını irdeleyen bir eserdir. Jay Gatsby’nin hayatı, arzu, idealizasyon ve tatminsizlik temalarının etrafında şekillenmektedir. Gatsby, tamamlanma arayışındadır. Bu tamamlanma arayışı, içindeki eksikliğin bir dayatmasıdır. Buradaki eksiklik duygusu bir motivasyon kaynağıdır. Çözüm arayışını, sürekli bir devinim içinde olma halini doğurur. İnsanın varoluşu da, bu eksiklik duygusu ile şekillenmektedir.
Bu yazıda, idealize edilmiş arzuların psikolojik ve felsefi yönleri Jay Gatsby karakteri üzerinden analiz edilmiştir. Jacques Lacan, Arthur Schopenhauer, Baruch Spinoza, Baghavad Gita ve Freud’un Psikanaliz Kuramı gibi sırasıyla önemli düşünürler, metin ve kuram ile Gatsby karakterinin davranışları psikolojik ve felsefi boyutlarıyla birlikte değerlendirilmiştir. Bu farklı bakış açıları, arzunun insan ruhu üzerindeki etkilerini anlamaya yönelik geniş bir perspekif sunmaktadır.
İdealize Edilen Arzular: Arzu ve Kimlik Arayışı
Jay Gatsby’nin en belirgin arzusu, eski sevgilisi Daisy Buchanan’a duyduğu aşktır. Daisy burada yalnızca bir aşk nesnesi değildir. Toplum tarafından dayatılan başarı ve mutluluğun bir simgesidir. Gatsby, ilişkisinin geçmişteki “mükemmel” haline geri dönmeyi istemektedir. Geçmişi, kusurlar ve eksiklikler olmadan idealize ettiği şekilde yeniden inşa etmeye yönelik duyduğu bu arzu, onun gerçeklikten koparak geçmişteki mükemmelleştirilmiş zaman dilimine sıkışıp kalmasına sebep olur. Daisy’i elde etmek, bu mükemmelleştirilmiş geçmişi yeniden yaratarak Amerikan Rüyası’na ulaşması demektir. Aşkı aracılığıyla kendini yapılandırarak arzuladığı toplumsal statü ve zenginliği elde etmeyi istemektedir. Öyle ki, yoksul bir aileden gelen kimliğini terk ederek üst sınıfa ait, lüks içinde yaşayan, ekileyici yeni bir kimlik inşa eder. James Gatz olan adını Jay Gatsby olarak yeniden tanımlar. “Jay Gatsby” kimliği, arzularından yarattığı bir maske niteliğindedir. Takındığı bu maske ile aradığı içsel huzur, Gatsby’nin gerçek kimlik ve ihtiyaçlarından oldukça uzak bir noktadadır.
Eksiklik ve İçsel Dönüşüm
İçsel eksiklik, insanın sürekli bir tamamlanma arayışıyla birlikte idealize edilmiş arzulara ulaşma beklentisi ile sürüklendiği içsel bir dönüşüm sürecidir. Arzu, insanın içsel boşluğunu ve eksikliğini hissetmesi ile bağlantılıdır. Buradaki “eksiklik” kavramını daha derinlemesine anlamak için, farklı alanlarda yer alan önemli figürlerin perspektifine başvurmak fayda sağlayacaktır.
Bu bağlamda, Fransız psikanalist ve filozof Jacques Lacan’ın, Sigmund Freud’un psikanaliz teorilerini modern bir yerden yeniden yorumlayarak ortaya koyduğu simgesel eksiklik kavramı önemli bir yer tutmaktadır. Sigmund Freud’un psikanaliz kuramından bahsetmek, “eksiklik” kavramının daha iyi anlaşılmasına olanak sağlayacakır.
Freud’un Psikanaliz Kuramı ve Jacques Lacan’ın Simgesel Eksiklik Kavramı
Sigmund Freud, psikanaliz kuramında insan davranışlarını bilinçdışı dediğimiz; bireyin farkında olmadan gerçekleştirdiği ve psikolojik dengeyi korumak amacıyla bavurduğu savunma mekanizmalarıyla bağlantılı olan süreçler ile içsel dünyanın çözümlenmesini amaçlanır. Bilinçdışının önemli bir yönü, içsel düzeyde var olan arzu, duygu ve düşüncelerin davranışlar veya rüyalar ve hatta dil sürçmeleri gibi bilinçdışı dışavurumlarla kendini göstermesidir. Bu noktada Lacan, bilinçdışını sadece bastırılmış içeriklerin olduğu bir alandan ziyade dilin ve toplumsal yapının etkisiyle şekillenmekte olan dinamik bir yapı olarak anlamaya çalışmıştır. Lacan’a göre insan doğumdan önce “simgesel” bir düzeyde; toplumsal yapıya dahil olmadan, dil ve toplum ilişkisi başlamadan önceki haldedir. Sonradan birey, dil ve toplumsal düzenin etkisi altına girdikçe, bu dünyadaki eksiklik ve yetersizlikle tanışır. Lacan, kimlik ve arzuların bu ekliklik etrafında inşa edildiğini savunur ve bu eksikliği de “simgesel eksiklik” olarak adlandırır.
Lacan’ın bahsettiği bu simgesel eksiklik kavramı, “tam olmak” için dışarıya yönelme hali ile ilişkilidir. Lacan, simgesel düzeyi, toplumsal normların dil ve kültürel yapılarla bağ kurduğu bir düzey şeklinde tanımlamaktadır. Yani, insanın dil ve semboller aracılığıyla toplumda varlık gösterdiğini söyler. Burada, bilinçdışı yapının temelinde, dilin gerçek deneyimleri tam olarak ifade edememesinden gelen bir eksiklik söz konusudur. Kimlik arayışı ve tamamlanma çabası da insanın tatmin edilemezliğinin bir çıktısıdır. Lacan’ın bilinçdışına dair geliştirdiği, insanın varoluşsal durumunu anlamaya aracı olan bu simgesel eksiklik kavramının özünü oluşturan içsel eksiklik ve arzu halini daha geniş bir felsefi çerçevede anlamak için Baruch Spinoza ve Arthur Schopenhauer’in düşüncelerinin incelenmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum.
Baruch Spinoza ve Arthur Schopenhauer
Spinoza ve Schopenhauer, insanda var olan bu eksiklik hissinin yarattığı döngüden çıkılıp çıkılamayacağı konusunda zıt görüşlere sahip düşünürlerdir. Spinoza, içsel huzur ve tamamlanma hissinin doğa ile uyumlanıldığı ölçüde edinilebileceğini savunurken Schopenhauer tamamlanma arayışını sonsuz bir döngü şeklinde kabul ederek uyumlanabilme halini reddeder. Ona göre yaşamın doğası bu eksiklik etrafında şekillenmektedir. İstemek, var olmak demektir ve bu durmaksızın devam eden bir süreçtir. Bu noktada yaşamın kendisinin, doyumsuz isteklerle şekillenerek her tatminde arzunun değişecek olduğu anlamı çıkmaktadır. Bu bağlamda, içsel eksiklik ve arzu ilişkisini Hindu felsefesinin önemli metinlerinden biri olan Baghavad Gita’da yer alan Arjuna karakterini inceleyelim.
Baghavad Gita
Baghavad Gita, Mahabharata destanının bir parçasıdır ve Arjuna’nın savaşmaya hazırlanırken içsel bir bunalıma girmesiyle başlar. Arjuna, Kuru Krallığı’nda, ailesi ve yakınlarıyla savaşmak zorunda kalacağı için savaşın anlamı, kişisel çıkarları ve duygusal engelleri hakkında yaptığı sorgulamalarla içsel bir çatışma yaşar. Savaşa karşı duyduğu direnişi yenerek savaşı başlatabilmesi ve sürdürebilmesi, bu eksiklik hissinin arzu ve arayış halini tetiklemesiyle mümkün olmuştur. Arjuna’nın mücadelesi, bireysel ve toplumsal sorumluluklar arasında denge kurma çabasıyla arzu ve içsel huzur arayışını simgeler. Nihayetinde başlattığı, başlatabilmeyi başardığı bu savaş, teslimiyet ve içsel denge ile sonuçlanmaktadır. Burada Arjuna’nın evrensel düzene uyum sağlayarak doğa ve evrenin yasalarını anlamaya başlaması, Spinozanın uyumlanma düşüncesi ile paralelken Schopenhauer’ın sonsuz döngü anlayışından ayrılarak arzulardan özleşebilmenin mümkün olduğunu göstermektedir.
Jay Gatsby karakterinin arzu, kimlik arayışı ve toplumsal kabul için verdiği mücadelesi, Arjuna’nın içsel dönüşümüne bir karşıt olarak düşünülebilir. Schopenhauer’in dönüp duran, tatmin edilemeyen arzu anlayışı ile Gatsby, içsel huzurdan uzak bir figürdür. Spinoza’nın savunduğu dengeyi de bulamaz çünkü doğa ile uyum arayışında değil tamamen dışsal başarı ve toplumsal kabul etrafında şekillenen bir yaşam tarzını benimsemektedir. İdealize ettiği, gerçeklikten uzak bu yaşam tarzında eski sevgili Daisy’i takıntılı hale getirmiş olması da kanaatimce bu yüzdendir. Daisy, ne kadar idealize edilip simgesel bir anlam taşısa ve her ne kadar mükemmel varsayıldığı bir eski ilişki dinamiğinden çıkan bir karakter olsa dahi Gatsby’nin kendi geçmişine dair kabul ettiği tek gerçekliktir. Daisy’nin de olmadığı bir dünyada Gatsby yalnızca James Gatz tarafından yaratılan bir kurgusal karakter den başka bir şey değildir. Bu trajik durum, bireyin varoluşsal sancı içerisinde kendi gerçeğinden ne kadar uzaklaşabileceğini gözler önüne sermektedir.
Kaynakça
Freud, S. (2010). The interpretation of dreams (J. Strachey, Trans.). Basic Books. (Original work published 1900)
Lacan, J. (2006). Écrits: A selection (B. Fink, Trans.). W.W. Norton & Company. (Original work published 1966)
Spinoza, B. (1994). Ethics (G.H.R. Parkinson, Trans.). Oxford University Press. (Original work published 1677)
Schopenhauer, A. (2009). The world as will and representation (E.F.J. Payne, Trans.). Dover Publications. (Original work published 1819)
Bhagavad Gita. (1990). Bhagavad Gita: As it is (A.C. Bhaktivedanta Swami Prabhupada, Trans.). The Bhaktivedanta Book Trust.


