Çarşamba, Temmuz 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Tükenmişlikten Daha Fazlası: “Languishing” ve Arada Kalmış Ruh Hâlinin Psikolojisi

“İyiyim” Demek Gerçekten İyi Olmak mı?

Sabah alarm çalıyor. Güne başlıyor, sorumluluklarınızı yerine getiriyor, işinize ya da okulunuza gidiyor, günlük yaşamın temposuna ayak uyduruyorsunuz. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünüyor. Ancak günün sonunda içinizde tarif etmekte zorlandığınız bir boşluk hissi var. Uzun zamandır hiçbir şey sizi gerçekten heyecanlandırmıyor; yaşamın içinde olmanıza rağmen ona tam anlamıyla ait hissedemiyorsunuz. Ne belirgin bir mutsuzluk ne de yoğun bir umutsuzluk yaşıyorsunuz. Sadece eskisi kadar canlı değilsiniz.

Son yıllarda psikoloji literatüründe giderek daha fazla dikkat çeken languishing kavramı, tam da bu ruh hâlini tanımlamaktadır. Corey Keyes’e (2002) göre languishing; bireyin depresyonda olmamasına rağmen psikolojik iyi oluşunun düşük olduğu, yaşamla kurduğu bağın zayıfladığı bir durumu ifade eder. Bu yönüyle languishing, ruh sağlığının yalnızca psikolojik hastalıkların varlığı ya da yokluğu üzerinden değerlendirilemeyeceğini gösteren önemli bir kavramdır.

Arada Kalmış Bir Ruh Hâli Neden Ortaya Çıkıyor?

Languishing çoğu zaman tek bir olayın sonucu değildir. Uzun süre devam eden stres, belirsizlik, yoğun performans baskısı ve yaşamın anlamını yitirmiş gibi hissetmek bu süreci besleyebilir. Özellikle COVID-19 pandemisi sonrasında yapılan çalışmalar, birçok bireyin depresyon tanı ölçütlerini karşılamamasına rağmen yaşam doyumunda azalma yaşadığını ve psikolojik olarak durağanlaştığını göstermiştir (Grant, 2021).

Bunun yanında modern yaşamın sürekli daha üretken olmayı, kendini geliştirmeyi ve her zaman iyi hissetmeyi teşvik eden mesajları, bireyin kendi duygusal ihtiyaçlarını fark etmesini zorlaştırabilmektedir. Sosyal medyada karşılaşılan başarı hikâyeleri ve ideal yaşam temsilleri de bu baskıyı artırabilir. Zamanla kişi günlük sorumluluklarını yerine getirmeye devam etse bile yaşamın anlamı, merak duygusu ve içsel canlılığı giderek zayıflayabilir.

Depresyon Değil, Ama Sıradan Bir Yorgunluk da Değil

Languishing çoğu zaman depresyon ya da tükenmişlikle karıştırılmaktadır. Ancak bu üç kavram birbirinden farklıdır. Depresyonda yoğun çökkünlük, umutsuzluk ve işlevsellikte belirgin bozulmalar görülürken; tükenmişlik daha çok uzun süreli işle ilişkili stresin sonucunda ortaya çıkar.

Languishing ise bireyin günlük yaşamını sürdürebildiği, sorumluluklarını yerine getirebildiği ancak yaşamdan keyif alma, amaç duygusu ve psikolojik canlılık hissinde belirgin bir azalma yaşadığı bir ruh hâlidir.

Adam Grant’in (2021) de vurguladığı gibi birçok insan yaşadığı bu deneyimi isimlendiremediği için yalnızca “Kendimi eskisi gibi hissetmiyorum.” diyerek ifade etmektedir. Yaşanan duruma bir isim verilememesi ise hem kişinin kendi deneyimini anlamlandırmasını hem de gerekli desteği aramasını zorlaştırabilmektedir.

Languishing ve Flourishing: Ruh Sağlığı Bir Süreklilik İçinde

Languishing’in ne olmadığını anlamak kadar, ruh sağlığı içindeki yerini anlamak da önemlidir. Ruh sağlığını çoğu zaman yalnızca psikolojik bir rahatsızlığın varlığı ya da yokluğu üzerinden değerlendirme eğilimindeyiz. Oysa Corey Keyes’in geliştirdiği Ruh Sağlığı Sürekliliği Modeli, ruh sağlığının iki uçlu bir yapıdan ziyade dinamik bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır (Keyes, 2005).

Bu modele göre bireyler yalnızca “hasta” ya da “sağlıklı” değildir. Sürekliliğin bir ucunda languishing, diğer ucunda ise flourishing yer alır.

Languishing; bireyin yaşamını sürdürmesine rağmen kendisini duygusal olarak durağan hissettiği, yaşamdan aldığı doyumun azaldığı ve psikolojik iyi oluşunun düşük olduğu bir durumu ifade eder. Flourishing ise kişinin yaşamını anlamlı bulduğu, güçlü sosyal ilişkiler geliştirebildiği, potansiyelini kullanabildiği ve psikolojik olarak kendisini iyi hissettiği yüksek düzeyde bir iyi oluş hâlidir.

Bu bakış açısı, ruh sağlığını yalnızca belirtilerin ortadan kalkması olarak değil; bireyin yaşamla anlamlı, doyum verici ve sürdürülebilir bir ilişki kurabilmesi olarak değerlendirmemizi sağlar.

Languishing’den Psikolojik İyi Oluşa

Languishing kalıcı bir ruh hâli olmak zorunda değildir. Araştırmalar, yaşamına anlam katan etkinliklere yönelen, sosyal ilişkilerini güçlendiren ve kendi değerleri doğrultusunda hareket eden bireylerin psikolojik iyi oluşlarının desteklendiğini göstermektedir.

Bunun yanında son yıllarda önem kazanan psikolojik esneklik kavramı da bu süreçte önemli bir yere sahiptir. Psikolojik esneklik, kişinin zorlayıcı duygu ve düşüncelerini tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onları kabul ederek yaşamındaki anlamlı hedefler doğrultusunda hareket etmeye devam edebilmesini ifade eder. Böylece birey yalnızca olumsuz duygularıyla baş etmeyi değil, aynı zamanda yaşamla yeniden bağ kurmayı da öğrenebilir.

Küçük ama anlamlı günlük rutinler oluşturmak, keyif veren etkinliklere yeniden zaman ayırmak ve sosyal ilişkileri beslemek de psikolojik iyi oluşu destekleyen önemli adımlar arasında yer almaktadır.

Sonuç

Ruh sağlığı, yalnızca psikolojik bir rahatsızlığın bulunmamasıyla açıklanabilecek kadar basit değildir. Bazen kişi yaşamını sürdürür, sorumluluklarını yerine getirir ve çevresi tarafından “iyi” olarak değerlendirilir; ancak iç dünyasında yaşamla kurduğu bağ giderek zayıflamıştır. Languishing, tam da bu görünmeyen boşluğu tanımlayan önemli bir kavramdır.

Bu ruh hâlini fark etmek, bireyin kendisini suçlaması yerine yaşadığı deneyimi anlamlandırmasına ve psikolojik iyi oluşunu destekleyecek adımlar atmasına yardımcı olabilir. Çünkü değişim çoğu zaman, içinde bulunduğumuz durumu fark etmekle başlar.

Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: “Hayatı sadece sürdürüyor muyum, yoksa gerçekten yaşıyor muyum?”

Kaynakça

  • Grant, A. (2021). There's a name for the blah you're feeling: It's called languishing. The New York Times.
  • Keyes, C. L. M. (2002). The mental health continuum: From languishing to flourishing in life. Journal of Health and Social Behavior, 43(2), 207–222.
  • Keyes, C. L. M. (2005). Mental illness and/or mental health? Investigating axioms of the complete state model of health. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 73(3), 539–548.
Betül Serra Ubay
Betül Serra Ubay
Psikolojik Danışman Betül Serra Ubay, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık alanında lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Eğitim süreci boyunca çocuk, ergen ve yetişkinlerle çalışmaya yönelik çeşitli staj ve uygulama deneyimleri edinmiştir. Bilişsel Davranışçı Terapi ve Birey Merkezli Terapi çerçevesinde; kaygı bozuklukları, depresyon, stresle baş etme, duygusal düzenleme, özgüven ve yeterlilik konuları başta olmak üzere bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Akademik ilgileri; bağlanma stilleri, psikolojik iyi oluş, kişilerarası ilişkiler ve farklı gelişim dönemlerinin bireyin iç dünyası üzerindeki etkileri etrafında şekillenmektedir. Psikolojiye dair yazılarında okurların yaşamlarına temas etmeyi önemseyen Ubay, akademik birikimini kendi mesleki ve kişisel yolculuğuyla harmanlayarak, psikolojik bilgiyi anlaşılır ve etik bir dille geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar