Perşembe, Ağustos 27, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

HERKESE VAR OLURKEN KENDİNE YOK OLMAK: İYİ İNSAN OLMA YORGUNLUĞU

Sürekli Güçlü, Anlayışlı ve Sürekli Yetişmek Zorunda Hissetmenin Psikolojisi

Bazı insanlar, çevresindeki herkesin yükünü omuzlayan, herkese yetişen ve her durumda anlayış göstermek zorunda hisseden kişiler haline gelir. Yakınımız üzülmesin diye kırgınlıklarımızı erteler, ailemiz zor durumda kalmasın diye tüm yükü sırtlarız, kimseyi hayal kırıklığına uğratmamak ve üzmemek adına ‘hayır’ diyemeyiz. Zamanla bu durum dışarıdan ‘iyi insan’ olmak gibi görünse de, kişinin kendisini sürekli geri plana attığı, kendi hayatında ikinci seçenek olduğu görünmez bir yorgunluğa dönüşebilir.
İyi insan olmak şüphesiz değerli bir özelliktir; fakat kişi çevresindeki insanlara devamlı destek olan, sürekli anlayış gösteren ve herkesin ihtiyacına yetişen bir taraftaysa, bu durum zamanla duygusal tükenmişliğe yol açabilir. Çünkü bireyler önce kendilerine iyi gelebilmeli, kendi ihtiyaçlarını ön planda tutabilmeli ki çevresindeki insanlara da iyi gelip, psikolojik olarak dengede kalsın. Sürekli kendileri dışında diğer insanların ihtiyaçlarını gören, herkes için var olmaya çalışan bireyler zamanla kendilerine yok olmaya başlarlar.

İyi İnsan Olma Çabası Nasıl Gelişir?

Bazı bireyler, çocukluk döneminden itibaren aileden, yetiştiği kültürden çevresindeki insanların ihtiyaçlarına karşı aşırı hassas ve dikkatli olmayı öğrenebilir. Özellikle eleştirilerek büyüyen, sevgiyi uyumlu olmak veya her şeye evet dersem sevilirim inancıyla yetişen ya da aile içerisinde sorumluluk almak zorunda kalan bireyler için başkalarını memnun etmek zamanla kişiliğin bir parçası haline gelebilir.
Bu kişiler çoğu zaman kimseyi kırmamaya çalışırlar; sorun çıkaran taraf olmaktan kaçınma davranışı gösterebilirler. Birey bir süre sonra herkesin duygusal yükünü taşımaya da çalışabilir. Başlangıçta bu davranışlar çevre tarafından olumlu ve desteklenen özellikler gibi görülür. ‘Ne kadar iyi’, ‘ne kadar anlayışlı ve fedakâr’ gibi söylemler, kişinin bu davranışı devam ettirmesine de neden olabilir. Ancak zamanla bireyler başkalarının ihtiyaçlarına göre hareket ettiğinde, kendi sınırlarını ihmal ettiğini fark edemezler ve sınırları net belirleyemezler.
Bir süre sonra kişi ne yorulduğunu ifade edebilir, ne yardım istemekte kendini rahat hissedebilir, ne de kendi ihtiyaçlarının önemini fark edemez hale gelebilir. Bireyin zihninde ‘ben başkalarına verdiğim ve yetebildiğim sürece değerliyim’ şeklinde bir değer algısı oluşabilir.

Herkese Yetişmeye Çalışmak Neden Yorucu?

Birey ne kadar güçlü görünürse görünsün ya da ne kadar öyle durursa dursun, sürekli başkalarının duygusal ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmak, herkese yetişmeye çalışmak, her durumda ulaşabilir olmak, insanları kırmamak için gerçek duygularını gizlemek zamanla tükenmişlik yaratabilir. Birey bu durumda kendi iç dünyasını göremez ve uzaklaşmaya başlar.
Sürekli zihinsel yorgunluk hissetmek, insanlarla iletişim kurmak istememek, insanlardan uzak durmak, kişinin içinde biriken öfke ve kırgınlıklar, kişiden kişiye değişmekle beraber bu durumun yansımaları olabilir. Kişi burada zamanla başka insanların ihtiyaçlarına yetiştiği için kendi duygularını geride tutmaya başlayabilir. Bu durum da herkes için destekleyici alan oluşturmaya çalışırken, kendi iç dünyasını bırakabileceği ve rahatlayabileceği güvenli alan bulmakta zorlanabilir.

“Hayır” Diyememek ve Suçluluk Hissi

İyi insan olma yorgunluğu yaşayan bireyler sınır koymakta zorlanabilirler. Çünkü ‘hayır’ demek, bu durumu yaşayan bireyler için yalnızca bir isteği reddetmek değil, karşı tarafı kırmak, hayal kırıklığına uğratmak, kurulan sevgi ve bağı riske atmak, suçluluk hissiyle karşı karşıya kalmak anlamına gelebilir. Bu nedenle istemedikleri durumları kabul etmeye, kendi planlarını ve ihtiyaçlarını sürekli ertelemeye, yok saymaya, duygusal olarak yorulsalar bile herkese koşmaya devam edebilirler.
Halbuki sağlıklı ilişkiler yalnızca sürekli fedakârlık yapmakla ilerlemez. Sürekli veren tarafta olmak, karşı taraftan hiçbir şey talep etmemek bir süre sonra kişinin görünmez, değersiz hissetmesine sebebiyet verebilir.

Sürekli Güçlü Görünmenin Görünmeyen Tarafı

Toplumda ve çevrede çoğu zaman duygularını belli etmeyen, herkes için ayakta kalmaya çalışan, her şeyi tek başına halleden ve çözmeye çalışan insanlar ‘güçlü’ olarak tanımlanır. Ancak sürekli güçlü görünmeye çalışmak da kişinin zamanla sırtındaki yükleri ağırlaştırabilir.
Bazı bireyler üzgün olduğunu belli etmemeyi zayıflık, yardım istemeyi çaresizlik veya yetersizlik, kırıldığını ifade etmeyi de sürekli sorun çıkarmak olarak görebilir. Bu nedenle çevrelerindeki insanlar onları sürekli ‘o her şeyi halleder’, ‘hep dayanabilen’ birileri olarak görürler. Fakat bu görünümün arkasında çoğu zaman yoğun bir yalnızlık hissi bulunabildiği gibi, kişinin kendi duyguları ve ihtiyaçları ile arasında mesafe oluşmasına neden de olabilir.

Sınır Koymak Neden Bencillik Değildir?

Birçok insan için sınır koymak; sevgisizlik veya karşıdaki kişiyi uzaklaştırmak gibi algılanabilir. Ancak psikolojik açıdan baktığımızda sağlıklı sınırlar, bireyin hem kendisini hem duygusal durumlarını hem de ilişkilerin sürdürülebilirliği açısından oldukça önemlidir.
Sınır koymak; kişinin kendi ihtiyaçlarını ve duygularını fark edebilmesine, başkalarının yüklerini kendi sırtına yüklememeye ve bunları ayırabilmesine yardımcı olur. Her şeye yetişmeye çalışmak yerine bazen geri çekilmek, durabilmek, bazı şeylere yetişememeyi ve yıprandığını kabul edebilmek, kendine zaman ayırmak psikolojik açıdan önemli bir ihtiyaçtır. Şunu unutmayalım ki kendimize iyi gelmeden, kendi duygularımızı ve ihtiyaçlarımızı görmeden başka bir bireyin ne ihtiyaçlarına koşabiliriz, ne de iyi gelebiliriz, ne de onların yüklerini taşıyabiliriz…

Sonuç

İyi insan olmak, insanlara karşı anlayışlı, fedakâr olmak kuşkusuz değerli özelliklerdir. Ancak birey bunları yaparken kendi sınırlarını, ihtiyaçlarını, duygularını sürekli yok sayması, geri planda atması zamanla görünmez, içsel olarak tükenmişliğe neden olabilir.
Sürekli başkalarına yetişmeye çalışmak, güçlü kalmaya çalışmak, herkesi memnun etmeye uğraşmak çoğu zaman bireyin kendi duygularını en sona bırakmasına sebebiyet verir. Bu nedenle psikolojik olarak sağlıklı, dengeli ve iyi kalabilmek yalnızca çevremizdeki insanlara ne kadar yetişebildiğimizle ya da ne kadar destek olabildiğimizle değil, kendimize ne kadar yaklaşabildiğimizle, alan tanıyabildiğimizle de ilgilidir.
Son kelimeleri yazarken şunu da eklemek istiyorum: İnsanoğlu bazen başkalarına yetişmeye çalışırken, en çok kendisine geç kalabilir. Bunu da fark etmek ve değiştirmek bireyin kendisine yapabileceği en büyük iyiliklerden biridir.

Elif Zorla
Elif Zorla
Elif Zorla, sosyal hizmet uzmanı ve oyun terapistidir. Çocuklar, ergenler ve ailelerle psikososyal destek süreçleri yürütmektedir. Klinik ortamda bireysel danışmanlık ve oyun terapisi uygulamaları gerçekleştirmekte; bunun yanı sıra ebeveynlere yönelik mahremiyet eğitimi, ebeveyn danışmanlığı ve farkındalık temelli psiko-eğitsel atölyeler düzenlemektedir. Çalışmalarında çocuğun duygusal ve gelişimsel ihtiyaçlarını merkeze alan, bağlanma kuramı temelli ve güçlendirici bir yaklaşım benimsemektedir. Yazılarında çocuk ruh sağlığı, aile içi etkileşimler ve ebeveyn-çocuk ilişkilerini bilimsel temellere dayalı, anlaşılır ve uygulanabilir bir çerçevede ele almayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar