Çarşamba, Mayıs 27, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Herkese Şefkatlisin, Peki Ya Kendine?

Gece geç olmuş. Masanın üstünde yarım kalmış bir kahve, dağılmış notlar ve belki de açık kalmış birkaç sekme var. Bir yandan yetişmesi gereken işler, diğer yandan zihninde dönen düşünceler. “Birkaç saat daha çalışayım.” diyorsun. Bir saat daha, bir saat daha. Derken bedenin sana ufak ufak sinyaller göndermeye başlıyor. Gözlerin ve omuzların sızlamaya başlıyor.

Tanıdık geldi mi? Muhtemelen geldi. Çünkü çoğumuz, özellikle önem verdiğimiz bir şey uğruna çabalarken kendimizden kısmayı “disiplin” olarak algılıyoruz. Önem verdiğimiz şeyleri yaparken uykumuzu erteliyor, yemek yemeyi unutuyor ve dinlenmek istediğimizde kendimizi suçluyoruz. İlginç olan, bütün bunları çoğu zaman kendimize zarar vermek için değil, işlerimizi ve sorumluluklarımızı daha iyi yerine getirmek için yapmamızdır. Ancak bazen “daha iyi olma” isteği, farkında olmadan “kendine rağmen başarma” yarışına dönüşebiliyor.

Şimdi başka bir sahne düşünelim. Üzerine aylarca çalıştığın bir kongre var. Kongre başlıyor ve aslında fena gitmiyor. Ta ki ufak tefek aksaklıklar olana kadar. Bu tür aksaklıklara karşı hazırlandığını biliyorsun. Belki de üzerinde kaç kere prova yaptın ama o an elinden bir şey gelmiyor. Ve tam o saniyede, çoğu zaman dışarıdan kimse bir şey söylemez. Ama içeride biri konuşmaya başlar:

“Nasıl önlem almasın?”

“Bunca emeğin karşılığı bu mu?”

“Bir işi de tam yapsan olmaz mı?”

“Yine başaramadın.”

Dikkat ettiysen, o an yaşadığın zorluk zaten yeterince ağırdır. Ama çoğumuz bununla yetinmeyip bir de kendimizi içeriden yıpratmayı ekliyoruz. Peki, sana bir şey soracağım. En yakın arkadaşın veya ekip arkadaşların tam şu an senin yaşadığın şeyi yaşıyor olsaydı, onlara da aynı şeyleri söyler miydin?

“Nasıl bunu yapamazsınız?”

“Sen hep böylesin.”

“Bir şeyi de becer.”

Muhtemelen hayır. Muhtemelen omzuna dokunup şunu söylerdin: “Lütfen sakin ol. Bir an her şeyi belirlemez veya berbat etmez.” “Gerçekten emek verdin.” “Şu an zorlanıyor olmanız çok normal.”

İşte psikolojide tam burada karşımıza çıkan kavramın adı öz şefkattir. Kısaca öz şefkat, zorlandığımız anlarda başkalarına gösterebildiğimiz anlayışı kendimize de gösterebilme becerisidir. Dürüst olmalıyım ki kulağa basit geliyor olabilir ama çoğumuz için en zor şeylerden biri de budur. Çünkü başkaları hata yaptığında çoğu zaman durumu ve çevreyi görürüz:

“Yorgun olabilir.”

“Üzerinde çok yük vardır.”

“Kötü bir gün geçiriyordur.”

Ancak konu kendimiz olduğunda bağlam bir anda kaybolur. Sadece sonuç kalır. Sadece hata kalır. Sadece eksik kalan tarafımız görünür. Bir arkadaşın bir sunumda takıldığında “Olur böyle şeyler.” diyebiliyorken, aynı şeyi sen yaşadığında gece yatarken bile o anı tekrar tekrar düşünmek zorunda kalırsın. İşte öz şefkat tam da bu noktada devreye giriyor. Ama burada küçük bir yanlış anlaşılmayı da konuşalım. Öz şefkat, kendine “Boş ver.” demek değildir. “Hata yaptım ama sorun değil, hiç önemli değil.” demek de değildir. Öz şefkat; gerçeği inkâr etmeden, canını yakan şeyi küçümsemeden, ama kendini de düşman gibi görmeden kendinin yanında olabilmektir. Yani:

“Evet, şu an zorlanıyorum.”

“Evet, bu benim için önemliydi.”

“Evet, istediğim gibi gitmedi ama düzeltebilirim.”

“Ama bunların hiçbiri benim değersiz olduğum anlamına gelmiyor.”

Belki de çoğumuzun yapmakta zorlandığı şey tam olarak budur. Ama zorlandığımızda kendi yanımızda nasıl kalacağımızı pek öğrenemedik. Peki, zorlandığımız anlarda kendi yanımızda nasıl olabiliriz? Önce durup kendimize şunu sorabiliriz: “Benim şu an gerçekten neye ihtiyacım var; biraz daha eleştiriye mi, yoksa biraz anlayışa mı?” Bazen cevap bir mola olur. Bazen bir bardak su. Bazen birkaç dakika gözlerini kapatmak. Bazen sadece içinden şu cümleyi geçirmek: “Şu an zorlanıyor olabilirim ama bu benim yetersiz olduğum anlamına gelmez.” Basit görünüyor olabilir. Ancak insanın kendine kullandığı dil, çoğu zaman yaşadığı hayatın ses tonunu belirler.

Ve belki de iyileşme, kendimizi kusursuz hale getirdiğimiz noktada değil, sonunda kendimize düşman olmayı bıraktığımız, kendimize saygı duyduğumuz ve kendi kendimizin yanında olduğumuz noktada başlar. Kendini sev ve saygı duy, olur mu?

Mithat kaya
Mithat kaya
Mithat Kaya, Kayseri doğumludur. Doğu Akdeniz Üniversitesi Psikoloji Bölümü 4. sınıf öğrencisidir. Eğitim sürecinde staj deneyimleri edinmiş; özellikle klinik psikoloji, nöropsikoloji, kaygı, stres, anksiyete, öz değer, öz saygı, öz şefkat, bilişsel davranışçı terapi, şema terapi ve DSM-5 kapsamında psikopatoloji alanlarında yoğunlaşmıştır. Mesleki gelişimini desteklemek amacıyla birçok eğitim ve sertifika programına katılmış, ayrıca Uluslararası Katılımlı Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler Kongresi’nde yer almıştır. Öğrencilik hayatı boyunca Türk Psikologlar Derneği Öğrenci Birimi’nde Yerel Yapılanma Başkan Yardımcılığı ve farklı komisyonlarda koordinatörlük görevleri üstlenmiş, aynı zamanda üniversitesinin psikoloji öğrencileri kulübünde başkanlık yapmıştır. Uzmanlaşmak istediği alan klinik psikoloji olup; özellikle gençler, ergenler, aileler ve çiftlerle çalışmayı, bunun yanında bilimsel araştırmalar yürüterek psikoloji alanına katkı sunmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar