Çarşamba, Mayıs 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Herkese İyi Olurken Kendine Kötü Olmak

Bazı insanlar dışarıdan bakıldığında “çok iyi insan” olarak tanımlanır. Kimseyi kırmayan, yardım eden, anlayışlı ve uyumlu olan bu bireyler, çoğu zaman çevreleri tarafından “ne kadar düşünceli biri” diye övülürler. Ancak bu görünür iyi halin arkasında çoğu zaman fark edilmeyen bir iç dünya vardır: sürekli kendini geri plana atma, ihtiyaçlarını erteleme ve “hayır” diyememe.

Zamanla kişi şunu yaşamaya başlar: Herkese iyi oldukça ilişkilerinde sorun yaşamaz ama kendisiyle ilişkisi bozulur. Çünkü dışarıya verilen özen, içeride eksilmeye başlar. Bu yazının temel sorusu tam da buradan doğar: Herkese iyi olurken kendine kötü olmak gerçekten “iyilik” midir, yoksa görünmeyen bir kendinden uzaklaşma hali mi?

Bu örüntünün merkezinde çoğu zaman güçlü bir inanç bulunur: “İyi biri olmalıyım.” Bu cümle ilk bakışta olumlu görünse de, psikolojik olarak bu inanç çoğu zaman sevgi ve kabul görmenin koşuluna dönüşebilir. Yani kişi şunu öğrenmiştir: “İyi olursam değer görürüm, iyi olmazsam reddedilirim.”

Bu noktada “iyi olmak” bir karakter özelliği olmaktan çıkar, bir tür hayatta kalma stratejisine dönüşür. Kişi, ilişkilerde çatışma yaşamamak, sevilmeye devam etmek ve onay almak için kendi ihtiyaçlarını geri plana iter. Zamanla bu davranış otomatikleşir; artık düşünmeden verilen bir “evet” haline gelir.

Bu süreçte sık görülen bir diğer yapı ise değersizlik hissidir. Kişi bilinç düzeyinde kendini “iyi biri” olarak tanımlasa da, içsel düzeyde yeterli olmadığını hissedebilir. Bu duygu çoğu zaman açık değildir; daha çok yorgunluk, tükenmişlik ve içsel boşluk şeklinde ortaya çıkar. “Neden bu kadar yoruluyorum?” sorusunun arkasında çoğu zaman sürekli kendinden verme hali vardır.

Herkese iyi olmaya çalışan bireyler genellikle şu iç cümlelerle hareket eder: “O üzülmesin”, “Ben hallederim”, “Şimdi söylemeyeyim, kırılmasın”, “Sonra dinlenirim.” Ancak bu “sonra” çoğu zaman ertelenir ve kişi kendi ihtiyaçlarıyla temasını kaybeder. Bu durum bir süre sonra görünmez bir iç dengesizliğe dönüşür: dışarıda uyum, içeride yorgunluk.

Burada önemli bir nokta vardır: Bu durum çoğu zaman bilinçli bir seçim değildir. Daha çok öğrenilmiş bir ilişkilenme biçimidir. Özellikle çocukluk döneminde sevgi ve kabulün koşullu yaşandığı ortamlarda kişi, “iyi olursam kabul edilirim” şemasını içselleştirebilir. Bu nedenle sınır koymak, sadece davranışsal bir beceri değil, aynı zamanda duygusal bir risk gibi algılanabilir.

Değersizlik hissi bu döngünün önemli bir parçasıdır. Kişi kendini değerli hissetmek için başkalarının onayına ihtiyaç duyduğunda, sınır koymak zorlaşır. Çünkü “hayır” demek, sadece bir davranış değil, aynı zamanda “beni artık sevmeyebilirler” korkusunu tetikleyebilir. Bu nedenle kişi kendi sınırlarını korumak yerine ilişkileri korumayı seçer gibi görünür; aslında çoğu zaman kendini kaybetme pahasına bir uyum sağlar.

Herkese iyi olurken kendine kötü olmak, dışarıdan bakıldığında fedakârlık gibi görünse de uzun vadede içsel bir tükenmişliğe dönüşebilir. Çünkü sürekli başkalarını gözetmek, kişinin kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmesine yol açar. Bu durum zamanla ilişkilerde de dengesizlik yaratır; çünkü içi dolmayan bir kişinin vereceği şey de sınırlıdır.

Gerçek iyilik, sadece başkalarına verilenle değil, kişinin kendine nasıl davrandığıyla da ilgilidir. Kendine sürekli haksızlık eden bir tutum, dışarıya ne kadar “iyi” görünürse görünsün, içsel bir adaletsizlik üretir. Bu nedenle iyilik kavramı yeniden düşünülmelidir: İyilik, kendini yok saymak değil, kendini de ilişkilerin bir parçası olarak görebilmektir.

Öneriler

Bu döngüyü fark etmek, değişimin ilk ve en önemli adımıdır. Kişi öncelikle “ben neden sürekli evet diyorum?” sorusunu kendine sormalıdır. Bu soru basit görünse de, altında yatan inançları fark etmeyi sağlar.

İkinci adım, küçük sınır deneyimleri oluşturmaktır. Büyük “hayır”lar yerine, düşük riskli durumlarda “biraz düşüneyim” demek bile önemli bir başlangıçtır. Bu, kişinin kendi alanını fark etmesini sağlar.

Üçüncü olarak, suçluluk duygusunu tanımak gerekir. Sınır koyduğunda ortaya çıkan suçluluk her zaman gerçek bir yanlış yaptığını göstermez. Çoğu zaman bu duygu, eski öğrenilmiş bir kalıbın yansımasıdır.

Son olarak kişi, “iyi insan olma” tanımını yeniden gözden geçirmelidir. İyi insan olmak, herkesi memnun etmek değil; kendi sınırlarını da gözeterek ilişki kurabilmektir. Çünkü sağlıklı sınırlar, hem ilişkileri korur hem de kişinin kendisiyle olan bağını güçlendirir.

Özge Telli
Özge Telli
Psikolog Özge Telli, lisans eğitimini Psikoloji Bölümü’nde üç yılda, yüksek onur öğrencisi olarak tamamlamıştır. Aynı zamanda İstatistik ve Çocuk Gelişimi alanlarında da lisans mezuniyetine sahiptir. Şu anda Psikoloji yüksek lisans eğitimine devam etmekte ve çocuk, ergen, yetişkin, çift ve aile danışmanlığı alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir. Bilişsel Davranışçı Terapi, Dinamik Psikoterapi, Duygu Odaklı Terapi, Çocuk Merkezli Oyun Terapisi, Resim Analizi, Enneagram, Aile Danışmanlığı, Sanat Terapisi ve Terapötik Kartlar gibi birçok alanda eğitim almış olup, mesleki gelişimini sürekli olarak ilerletmektedir. Moxo Dikkat Testi uygulayıcısı olan Telli, psikolojik iyi oluş, duygusal dayanıklılık ve terapi süreçleri üzerine çalışmalar yürütmektedir. Psychology Times dergisindeki köşesinde, psikoterapi süreçleri, ebeveynlik, çocuk ve ergen psikolojisi, ilişkiler ve ruh sağlığı üzerine yazılar kaleme almakta, bilimsel bilgiyi anlaşılır ve uygulanabilir bir dille okuyucularına sunmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar