İnsan, sosyalleşme isteği olan ve başkalarıyla ilişki içerisinde bulunma ihtiyacı duyan bir canlıdır. Evrimsel olarak bireyler, yüzyıllar öncesinden beri bir gruba, bir topluma ve hatta bir diğer kişiye ait olma amacıyla yaşamaktadır. Yaşamsal açıdan birlik, beraberlik bağları ve kalabalık bir çevre; yalnızlıktan daha güvende hissettirmektedir. Ancak kurulan her bağ ve oluşturulan her ilişki sağlıklı olmadığı gibi, güvende de hissettirmeyebilir.
İlk gördüğümüz andan itibaren ‘sanki daha önceden tanışmışız’ gibi hissettirenler, istemeden çekildiğimiz karakterler, ilgimizi çeken davranışlar ve daha nice yabancı gelmeyen hızlı ilerleyen ilişki döngüleri her zaman masum bir sebepten yaşanmamaktadır. Bazen hayatımıza tanıdık hissettirerek giren kişiler, bizim için doğru bir geleceğin işareti değil, geçmişteki bir yanlışın izi olabilir.
Bireyler, geçmişin yarım kalan eksik yanlarını farkında olmadan yaşanmış ve iz bırakmış olayların tamamlayıcısı olarak görebilecekleri ‘tanıdık’ yeni kişilerle doldurmaya çalışabilir. Böylece hayatlarındaki eksik yanları ve boşlukları doldurdukları bu kişileri oldukları gibi değil, anlam yükledikleri gibi görürler.
Bir kişi, siz ona değer vermediğiniz ve sizin için bir anlam ifade etmediği sürece yalnızca sıradan bir insandır. Araştırmalara göre güzellik algısı dahi insanlara yüklediğimiz anlamlardan etkilenebilmektedir. Sevdiğiniz ve aşık olduğunuz bireyler, tanımadığınız çoğu kişiye göre algılarınıza daha güzel gelebilmektedir.
Bu açıdan, tanıdığımız ve bizim için anlamlı olan insanlara karşı çoğu zaman algılarımızın objektif anlamda daha kapalı olduğunu anlayabiliriz. Bazen dışarıdan herkesin gördüğü bir gerçek, içerideki kişiler için görünmez bir durum olabilmektedir. Çünkü olayın içerisindeki birey, çoğu zaman detayların farkında olmaktansa sadece yaşayabilir. Bazı alışkanlıklar ve alışkanlık yapan ilişkiler de böylece süreklilik kazanabilmektedir.
Birey, içerisine girdiği döngüye kendisini o kadar kaptırmıştır ki aslında bunun bir ‘döngü’ hâline geldiğinin bile farkında olamamaktadır. Bedenimiz ve ruh hâlimiz, biz farkında olmasak da bu tip durumları bizden önce fark ederek bize sinyal verebilirler. Ancak bu işaretler de çoğu zaman görünmezdir. Görmek istemeyen bir göz, istediği her şeye kör olur.
Beyin, alışkanlıklardan ve rutinleşen döngülerden hoşlanmaktadır. Çünkü bilindik bir ortamı kendisi için daha güvenli sanabilmekte ve yeniliklere uyum sağlayamamaktan korktuğu için değişikliklerden kaçınabilmektedir. Bir alışkanlığın kaybı, farkında olmasak da hayatımızda bir boşluk oluşturabilecek gibi gelir ve beyin bu boşlukla yaşamaktansa, görünürde boşluk bırakmayan fakat eksik hissettiren yanıyla devam etmeyi seçebilir.
Alışkanlıklar üzerine ilerleyen ilişkiler de tıpkı bu süreçler üzerinden ilerlemektedir. Çevrenizde 3 yıldır ilişkisi olan fakat partnerine karşı gerçek hiçbir güzel duygu ve düşünce hissetmeyen kişilere tanık oldunuz mu? Bu, günümüzde sık görülen bir ilişki yörüngesidir. Böyle ilişkiler, ya bir alışkanlık uğruna sürse dahi mutsuzluk ve hissizlikle sonuçlanabilmekte ya da partnerler karşılarına bağlanabilecekleri ve tutunabilecekleri bir başka partner çıkana dek bu oyunu sürdürebilmektedir.
Bilişsel çelişki, bu tarz ilişkilerde partnerlerin sıkça yaşadığı bir durumdur. “Onla da yapamıyorum. Onsuz da yapamıyorum.” cümlesi, bu tür ilişkiler içerisinde bulunan partnerler için oldukça tanıdık gelebilmektedir. Çoğu zaman kişi, partneriyle mutsuz olmaya o kadar alışmıştır ki bir başkasıyla mutlu olabilme düşüncesini kabullenmek istemez. Bu sebeple, yalnız kalmamak için sürdürülen ilişkiler, ilişki yaşanırken tükenmektedir.
Partnerler, yas süreçlerini ilişkiye devam ettikleri sırada içten içe yaşarken, yavaş yavaş da partnerlerine besledikleri duygulardan ve düşüncelerden vazgeçmeye başlamaktadırlar. Biten bir ilişkinin ardından yas, yalnızca ayrılınan partner için değil, aslında onunla olan ilişkinizdeki kendiniz için de tutulmaktadır.
İlişki süresince aranızdaki dinamikler ve partner kişiliklerine bağlı olarak kimliğinizin bazı yanları daha baskın ve açık şekilde yaşanabilmektedir. Bu sebeple biten ilişkiler, yalnızca bir romantik ilişki kaybı değil, aynı zamanda sizin alıştığınız bir yanınızdan da uzaklaşmanız anlamına gelir.
Bu yüzden, farkında olmadığımızı düşündüğümüz gerçekleri aslında bilsek de bazen hayatımızdaki güvenli alanımızdan vazgeçmek istemediğimiz için görmezden gelerek onlarla yaşamayı tercih edebiliriz. Değişim, alışkın olduğumuz yerde kalmaktan daha zor gelebilir ve çaba gerektirir.


