Pazar, Nisan 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kolektif Travma: Tanık Olmak Da Travmadır

Travma, kişinin kendini fiziksel ya da duygusal olarak tehdit altında hissettiği, baş etmekte zorlandığı sarsıcı deneyimlerdir. Bu bir kaza, afet, şiddet olayı ya da ani bir kayıp olabilir. Ancak travma sadece olayın kendisini yaşamış olmak değildir asıl belirleyici olan, kişinin bu olayı nasıl algıladığı ve bedeninin buna nasıl tepki verdiğidir. Çünkü beyin, yaşanan ya da tanık olunan bu tür durumları “tehlike” olarak kaydeder ve kişiyi korumak için alarm sistemini devreye sokar.

Bu noktada önemli bir yanlış inanış devreye girer: Travmanın yalnızca olayı yaşayan kişilere ait olduğu düşünülür. Oysa bir olaya tanık olmak, duymak ya da tekrar tekrar izlemek de benzer etkiler yaratabilir. Özellikle günümüzde haberler, sosyal medya ve çevresel anlatılar aracılığıyla insanlar birçok olaya dolaylı olarak maruz kalmaktadır. Beyin, gördüğü ve duyduğu bu içerikleri de gerçek bir tehdit gibi işleyebilir. Bu nedenle travma yalnızca bireysel bir deneyim değildir zamanla birçok insanın benzer duygular yaşamasıyla kolektif bir sürece, yani birlikte hissedilen bir duruma dönüşebilir.

Olay Anı: Tehdit Algısının Tetiklenmesi

Bir olaya tanık olunduğunda beyin bunu hızla “tehlike” olarak kodlar. Amigdala devreye girer ve organizmayı alarma geçirir. Kalp atışı hızlanır, dikkat keskinleşir, beden savaş ya da kaç tepkisine hazırlanır. Bu süreç, hipotalamus hipofiz-adrenal (HPA) aksının aktivasyonu ve kortizol salınımıyla desteklenir. Evrimsel açıdan bu yanıt hayatta kalmayı kolaylaştırır ancak tehdit ortadan kalktıktan sonra sistemin kapanmaması, travmatik stresin temelini oluşturur (McEwen, 2007).

Belleğin İzleri: Travmatik Kodlama Süreci

Yaşanan deneyim yalnızca o ana ait kalmaz beyin onu belleğe yerleştirir. Hipokampus, olayın bağlamını kurmaya çalışırken yüksek stres altında kayıt çoğu zaman parçalı ve duyusal yoğunlukla yapılır. Bu nedenle travmatik anılar, kronolojik bir hikâye olarak değil ani görüntüler, sesler ya da bedensel tepkiler şeklinde geri dönebilir. Günlük hayatta sıradan bir uyaran bile bu kayıtları tetikleyebilir. Bu durum, travmatik belleğin karakteristik özelliğidir (van der Kolk, 2014).

Tanıklığın Etkisi: İkincil Travma ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Kritik nokta şudur: Bu mekanizmalar yalnızca doğrudan maruz kalanlarda değil, tanık olanlarda da benzer şekilde işler. DSM-5, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) için tanıklığı geçerli bir maruziyet biçimi olarak kabul eder (American Psychiatric Association [APA], 2013). Bu da şu anlama gelir: Bir olayı yaşamamış olmak, ondan etkilenmeyeceğiniz anlamına gelmez. Tanık olan bireylerde tekrar yaşantılama, kaçınma, hipervijilans ve duygusal uyuşma gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Kolektif Boyut: Travmanın Yayılımı

Bu bireysel süreçler, toplumsal düzeyde birleştiğinde kolektif travma ortaya çıkar. Aynı olaya tanıklık eden ya da aynı içeriklere maruz kalan bireyler, benzer duygusal tepkiler geliştirir. Korku, kaygı ve güvensizlik, sosyal etkileşimler yoluyla yayılır. İnsan sinir sistemi doğası gereği sosyal ipuçlarına duyarlıdır başkalarının duygularını okur ve buna göre kendi regülasyonunu ayarlar (Porges, 2011). Bu nedenle travma, yalnızca bireyin içinde kalmaz bir grubun, hatta toplumun ortak duygusal zeminine yerleşir.

Görünmeyen Etkiler: Günlük Hayata Yansımalar

Travmanın görünmeyen boyutu burada belirginleşir. Tanık olan bireyler çoğu zaman yaşadıklarını ifade etmekte zorlanır. Bazıları konuşmaktan kaçınır, bazıları gündelik hayatına dönmüş gibi görünür (McEwen, 2007). Ancak dikkat güçlüğü, huzursuzluk, içe çekilme ya da ani duygusal tepkiler, sinir sisteminin hâlâ tehdit algısıyla çalıştığını gösterir. Beyin güvenli hissetmediğinde, bilişsel kaynaklarını öğrenme, üretme ya da planlama yerine hayatta kalmaya ayırır. Bu durum, uzun vadede işlevselliği de etkiler.

Medya ve Tekrarlayan Tanıklık: Travmanın Derinleşmesi

Özellikle günümüzde, olaylara yalnızca fiziksel olarak değil, medya aracılığıyla da tanıklık edildiğini unutmamak gerekir. Tekrarlayan görüntüler, canlı yayınlar ve sürekli güncellenen haber akışı, beynin olayı yeniden ve yeniden işlemesine neden olur. Bu durum, tanıklığın yoğunluğunu artırır ve travmatik etkinin genişlemesine zemin hazırlar. Böylece travma, belirli bir yer ve zamanla sınırlı kalmaz geniş bir kitleye yayılır.

İyileşme ve Dayanıklılık: Güvenin Yeniden İnşası

Buna rağmen travma kalıcı olmak zorunda değildir. Beyin, aynı zamanda değişebilme kapasitesine sahiptir. İyileşmenin temelinde, güven duygusunun yeniden kurulması yer alır. Duyguların ifade edilebildiği sosyal alanlar, güvenilir ilişkiler ve psikososyal destek mekanizmaları, sinir sisteminin yeniden dengelenmesine katkı sağlar. Travma, unutularak değil güvenli bir bağlam içinde anlamlandırılarak işlenir (van der Kolk, 2014).

Yani, tanık olmak pasif bir durum değildir. Beyin için bu, aktif bir deneyimdir ve çoğu zaman derin izler bırakır. Bu nedenle travmayı yalnızca görünen yaralar üzerinden değil, görünmeyen süreçler üzerinden de değerlendirmek gerekir. Çünkü bazen en kalıcı etkiler, hiç yaşanmamış gibi görünen deneyimlerin içindedir.

Kaynakça

  • American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.).

  • McEwen, B. S. (2007). Physiology and neurobiology of stress and adaptation. Physiological Reviews, 87(3), 873–904. https://doi.org/10.1152/physrev.00041.2006

  • Porges, S. W. (2011). The polyvagal theory: Neurophysiological foundations of emotions, attachment, communication, and self-regulation.

  • van der Kolk, B. A. (2014). The body keeps the score: Brain, mind, and body in the healing of trauma.

Şevval Deniz Yenel
Şevval Deniz Yenel
Şevval Deniz Yenel, psikoloji lisans eğitimini Bahçeşehir Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Şema Terapi alanlarında uzmanlaşmıştır. Eğitimi süresince travma psikolojisi, psikopatoloji, sosyal ve bilişsel psikoloji gibi alanlarda çalışmalar yürütmüş, saha araştırmalarında aktif olarak yer almıştır. Şu an özel bir klinikte ve Türk Psikologlar Derneği’nde görev almakta; çocuk, ergen ve yetişkin gibi farklı yaştaki bireylere yönelik deneyimler edinmektedir. Şevval Deniz Yenel; doğru bilinen yanlışları vurgulayarak bilgi kirliliğini azaltmak, sağlıklı ve güvenilir bir ortam oluşturmaya yardımcı olmak amacıyla içerik üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar