Neler Oluyor Bana?
Gördüğüm bir kabus sabaha karşı uyandırıyor. Duvarımdaki saat çalışmayı bırakmış şekilde gözlerime bakıyor. Zaman durmuş, ben ise burada kapana kısılmış gibi hissediyorum. Nefes almak için balkona çıkıyorum. Yoğun bir sis örtüsü var dışarıda. Sokak ışıklarının hafif ışıltısından başka bir şey algılayamıyorum. Sanki içimde büyüyen bir şey var ve bu beni uykumda bile takip ediyor. Kimsenin beni anlamadığı düşünüyorum. Bu bilinmezlik ve yalnızlık hissi üzerime kül gibi yağıyor. Milyarlarca insanın içinde kaybolmuş olduğumu düşünüyorum. Farklı bir boyuta geçmişim ve gerçeklikle bağım artık yokmuş fikri kafamı dolduruyor. Tek düşünebildiğim ruhumun cehennemde gibi hissettiği oluyor. Fiziksel bir kabım yok ve ışık hüzmesi gibi süzülüyorum. Bu yolculuk bir süre ilerliyor. Yolda bir tabelaya denk geliyorum: Silent Hill kasabasına hoş geldiniz.
Bu Silent Hill’da Neresi?
Her insan sırtında bazı pişmanlıkları ve korkuları taşır. Bu hisler farkında olmasak da hayatımızı şekillendirmeye başlar. Suçlulukla yoğrulmaya başlayan insan ruhu kendini bir yokluğun ortasında bulur. Japon korku oyunu Silent Hill, bu hislere baktığı perspektifle yolu kesişen çoğu kişiye ilham olmuştur. Peki, nerede bu yer? Oyunun felsefesine baktığımızda hepimiz bu kasabaya aşinayızdır. Travmalarımızı sakladığımız, kendimize bile söylemeye çekindiğimiz yerin adıdır. Aslında hepimizin bir Silent Hill’ı vardır.
Benim Burada Ne İşim Var?
Silent Hill’a etkisi olan İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung’un gölgeler teorisi bu soruya güçlü bir projeksiyon tutuyor. Jung’a göre gölge, insanın kabul etmek istemediği, bastırdığı kişilik parçalarıdır. Bu sadece olumsuzluklardan ibaret de değildir. Kişinin arzuları, yetenekleri, potansiyelleri, özgüven eksikliği, öfke, kıskançlık, utanç, suçluluk, kaygılar ve travmalar gibi genel bir duygular bütününün anlatımında kullanılabilir. Her insan hayatında bunlarla farkında olmadan yaşar ve yine habersizce uzun süre etkisi altında kalır. Bastırılan bu duygular zamanla hayatımıza etki etmeye başlar. Kendimizde duyduğumuz eksiklikleri başkalarında görebilir, farkında olmadan onları suçlamaya başlayabiliriz. Yine bastırılmış duygular, kişide depresyon, kaygı ve öfke patlamaları gibi etkiler gösterebilir. Hayatımızın karar aşamalarında gölgeler, kararlarımızı etkileyebilir. Kişinin benliğini tamamlayıp özgürlüğe ulaşması için gölgeleriyle yüz yüze gelmesi gerekmektedir.
Evime Dönmek İstiyorum.
Gölgeler ne kadar bastırılmış da olsa bizim kişiliğimizin bir parçasıdır. Onları yok etmekle bir bütün olamazlar. Bu kasabanın sisli yollarında gölgelerimizle tanışıp onları anlamalıyız. Ne hissettiğimizin yanında, neden hissettiğimizi sorusunu kendimize sormalıyız. Nereden geldiklerini ve sebeplerini anlamak, bütünleşmemize bir olanak tanır. Kabullendiğimiz bu yönlerimiz artık kontrol dışı şekilde bizi yöneten hisler değil, farkındalığımızın olduğu kişilik yönlerimizdir. Gölgelerimizin kölesi olmak yerine, onları bilinçli şekilde yönlendirmek özgürlüğün anahtarıdır. Zihinsel rahatlama ancak kendini kabullenmekle ortaya çıkar.
Bana Neler Olduğunu Biliyorum.
Artık sisler yavaş yavaş dağılıyor, karanlık ortadan kaybolup güneşli bir sabaha yerini bırakıyor. Kendimden saklanamayacağımı biliyorum; yapılmış olanın geri alınamayacağını da farkındayım. Peşimdeki gölgeleri artık bir canavar gibi hissetmiyor, onların benimle yürüdüğünü görüyorum. Artık onlardan kaçan biri değilim; bilincimle onlara yön veren kişi benim. Ruhum parçalı değil, bütün. Kendimi daha önce hiç hissetmediğim kadar kendimmiş gibi hissediyorum. Özgür bir ruhla kasabadan ayrılıyorum. Karanlığımla yüzleştim ve evime dönüyorum. Ve işte bu, benim Silent Hill’ım; içimdeki karanlıkla yüzleştiğim, kendimle bütünleştiğim yer.


