Evlilik, çiftlerin biyolojik, psikolojik ve sosyal beklentilerini karşıladıkları, karşılıklı paylaşımlarda bulundukları temel bir olgudur. Evlilik doyumu, genellikle evlilik durumu içindeki bireylerin tutumunu, evliliğin istikrarını, refahını ve evlilikteki tatmini temsil eder.
Evlilik kavramı, kültürel, sosyal çevre ve ekonomik şartlara göre değişiklik gösterse de, temel olarak kişilerin yaşamlarında önemli bir yer tutan ve kişilik üzerinde etkili bir yapıdır. Aile, eşlerin ve çocukların aralarında kurdukları güvenli bağlarla oluşturulan, çocuğun yetiştirildiği, hayata hazırlandığı ve eşlerin birbirine karşı ilişkilerini düzenledikleri toplumsal bir yapı taşıdır. Aile içindeki yaşam döngüsü farklı aşamalarla tanımlanmıştır ve aile üyeleri için her adımda farklı sorumluluklar yer alır. Bu süreci iyi yönetebilmek için evliliklerde karar verme ve problem çözme becerileri önemli bir yer tutar.
Evliliklerde ortak olarak ele alınan konular arasında üreme, ekonomik gereksinimleri karşılama, çocukların eğitimini sağlama, aile üyelerinin birbirini kollaması, karşılıklı sevgi ve iletişim ile çiftlerin arasındaki cinsel doyum gibi unsurlar bulunmaktadır. Evlilik ve evlilik doyumunun belirleyicileri, 1950’lerden beri araştırılmaktadır. 1960’tan sonra evlilik doyumu üzerine yapılan araştırmalar belirli boyutlara odaklanmaya başlamıştır. Yapılan çalışmalarda evlilik doyumunun belli boyutları üzerinde durulmuştur; bunlar yaşam doyumu, iletişim, yakınlık, cinsellik ve hedefler ile değerlerdir. Rosen-Grandon (1999), evlilik doyumunu belirleyici faktörlerini yeterli karşılıklı sevgi, eşlerin birbirine yeterli şekilde bağlılığı ve eşlerin ebeveyn olarak ve inançları ile ilgili tatmin edici ilişkiler kurmaları olarak gruplandırmıştır.
Kişilik, benliğimizi oluşturan özelliklerimizin, düşüncelerimizin, duygularımızın ve davranışlarımızın oluşturduğu bizi temsil eden yapıdır. Kişilik özelliklerine ilişkin pek çok tanımlama ve sınıflama yapılmıştır. Günümüzde yaygın olarak kullanılan kuramlardan biri, McCrae ve Costa tarafından oluşturulan büyük beşli olarak adlandırılan kişilik boyutlarıdır. Bunlar dışadönüklük, nevrotiklik, deneyime açıklık, uyumluluk ve özdenetimdir.
Özdenetim, sorumluluk duygusu yüksek, temkinli davranışlar gösteren, karar vermeden önce iyi düşünen ve dikkatli kişilik özelliklerini ifade eder. Uyumluluk, kişilerin diğer insanlarla kurduğu iletişim yönünü ifade eder; karşısındakini düşünmesi ve anlayışlı olması uyumluluk özelliği yüksek olan kişilerin özelliklerindendir. Dışadönüklük, girişkenlik ve çevresiyle aktif ilişkiler kurma, sosyal olma isteği ve enerjik olma gibi kişilik özelliklerini temsil eder. Nevrotiklik, kaygı, depresyon, kontrol sağlayamama ve dürtüsellik gibi özellikler gösterir. Deneyime açıklık, değişimden hoşlanma, yaratıcılığı ve hayal gücünü yüksek tutma, gelişme isteği duyma ve meraklı olma gibi özellikler taşır.
Yapılan çalışmalarda, evlilik doyumu ile nevrotiklik arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca, nevrotik kişilik özelliğine sahip kadınların erkeklere göre daha düşük evlilik doyumuna sahip olduğu görülmüştür. Evlilikte farklı kişilik özelliklerine sahip kişiler bazı problemler yaşayabilmekte ve evliliği sürdürmekte zorlanabilmektedir. Kişilik özelliklerindeki bu farklılıklar zamanla birbirlerine daha sık yansıtılabilir ve bu da belli problemlerin oluşmasına yol açabilir. Russel ve Wells’in araştırması sonucunda eşlerin kişilik özelliklerinin evlilikten alacakları memnuniyeti %60 oranında etkilediği bulunmuştur (Uçak, 2015). Çiftler, birbirinin kişilik özelliklerini iyi tanımalıdır. Bu noktada, kişiler ortak çıkarları doğrultusunda uyumlu hareket ettiklerinde her iki tarafın da evlilikten beklentilerini karşılayabildikleri durumda evliliklerini sürdürebilirler.
Evlilik doyumu üzerine kişilik özelliklerinin evlilik süresiyle birlikte etkisine baktığımızda, heteroseksüel ilişkilerde evlilik süresine ilişkin yapılan bir araştırmada, evliliğin ilk yıllarında, ebeveyn olmadıkları dönemde ve çocukların büyüyüp evden ayrılma döneminde evlilik doyumunun en yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çocuklar küçük yaşta olduğu dönemde ise en düşük evlilik doyumuna sahip olarak görülmüştür. Çiftlerin birlikte vakit geçirme sıklığı ve yaşamsal sorumluluklar arttıkça bazı problemler de ortaya çıkabilmektedir. Bu süreçte geliştirdikleri problem çözme şekilleri etkili olmaktadır. Özellikle evliliğin ilk üç yılındaki sorunların ileriki problemlerin temelini oluşturduğu belirtilmiştir. Evlilik doyumunda ilk altı yıl içerisinde azalma görüldüğü gözlemlenmiştir. Bu noktada, çiftlerin birbirlerinin kişiliklerini iyi bilmesi, yaşadıkları deneyimler sonucunda öğrendikleri, günlük hayatın gereksinimlerini birlikte dayanışma içinde karşılayabilmeleri ve birbirlerini iyi anlamaları, bu yaşanan sorunları aşmalarını sağlar. Her evliliğin kendine özgü bileşenleri bulunmaktadır. Bu nedenle evlilikleri bireysel özellikleri ile de değerlendirmek gerekir. Evlilik öncesinde kişilik özellikleri uyumlu kişiler seçme veya evlilikte yaşanılan problemlerin boşanma aşamasına gelmeden çözüme ulaştırılması amacıyla evlilik danışmanlığı hizmetleri ve evlilik öncesi planlama hizmetleri kişilere önerilmektedir.


