Salı, Mayıs 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Evlatla Dertleşmek: Masum Bir Paylaşım mı, Görünmez Bir Yük mü?

Giriş

Ebeveynin içini döktüğü yer çocuk olduğunda, ilişki tersine döner. Çocuk büyür gibi görünür ama aslında yük taşır. Ve o yük, yıllar sonra terapi odasında dile gelir. Ebeveyn-çocuk ilişkisi doğası gereği asimetriktir. Yani veren ve alan dengesi eşit değildir. Ebeveyn, çocuğun duygusal ihtiyaçlarını karşılayan, güvenli alanı oluşturan taraftır. Ancak bazı ailelerde bu denge fark edilmeden tersine döner. Ebeveyn, kendi sıkıntılarını, evlilik problemlerini, maddi kaygılarını ya da duygusal yükünü çocuğuyla paylaşmaya başlar. Bu durum çoğu zaman “yakınlık”, “açıklık” ya da “samimiyet” olarak yorumlanır. Oysa çocuk için bu, taşınamayacak bir yük anlamına gelir.

Rol Değişimi: Çocuk Ebeveyn Olduğunda

Klinik pratikte sıkça karşılaştığımız bir durum var: “Erken olgunlaşmış” çocuklar. Dışarıdan bakıldığında anlayışlı, sorumluluk sahibi, hatta yaşıtlarından daha olgun görünürler. Ancak bu olgunluk çoğu zaman sağlıklı bir gelişimin değil, erken yaşta yüklenilen sorumlulukların sonucudur. Bir danışanım şöyle ifade etmişti: “Annem bana hep dert anlatırdı. Babamla sorunlarını, maddi sıkıntıları… Ben de onu rahatlatmaya çalışırdım. Ama içten içe çok yoruluyordum.” Bu tür deneyimlerde çocuk, ebeveynin duygusal düzenleyicisi haline gelir. Kendi duygularını ikinci plana atar, “güçlü olmak zorunda” hisseder. Çünkü sistem içinde biri ayakta kalmalıdır.

Çocuk Neden Bu Yükü Kaldıramaz?

Çocukların duygusal kapasitesi, yetişkinlerin yaşadığı karmaşık sorunları işleyecek düzeyde değildir. Ebeveynin dertleşmesi şu sonuçlara yol açabilir:

  • Kaygı artışı: Çocuk, çözüm üretemeyeceği sorunlarla karşı karşıya kalır.

  • Suçluluk hissi: “Annem üzgün, onu mutlu etmeliyim” düşüncesi gelişir.

  • Sorumluluk karmaşası: Kimin kime bakması gerektiği belirsizleşir.

  • Duygusal bastırma: Kendi ihtiyaçlarını geri plana atar.

Bir başka danışanım, çocukken annesinin yalnızlığını ve mutsuzluğunu dinlediğini anlattıktan sonra şunu söyledi: “Kendi derdimi anlatmaya hiç hakkım yokmuş gibi hissediyordum.” Bu cümle, ebeveynle dertleşmenin çocuk üzerindeki en çarpıcı etkilerinden birini özetler: Kendi duygusuna yer bulamamak.

“Sen Benim Her Şeyimsin” Tuzağı

Bazı ebeveynler, özellikle eş ilişkisi zayıf olduğunda, duygusal ihtiyaçlarını çocuktan karşılamaya başlar. Çocuğa “en yakın arkadaş”, “sırdaş”, hatta bazen “hayat arkadaşı” rolü verilir. Bu durum dışarıdan bakıldığında güçlü bir bağ gibi görünse de aslında sağlıksız bir bağımlılık halidir. Bir danışanım şöyle demişti: “Annem bana ‘sen olmasan ne yapardım’ derdi. O cümle bana sevgi gibi geliyordu ama aslında beni ona mecbur hissettiriyordu.” Çocuk için bu tür ifadeler ağırdır. Çünkü çocuk, ebeveyninin iyi olma halinden kendini sorumlu hissetmeye başlar.

Yetişkinlikte Taşınan Görünmez Yükler

Bu şekilde büyüyen çocuklar yetişkin olduklarında belirli ortak özellikler gösterebilir:

  • Aşırı sorumluluk alma

  • “Hayır” diyememe

  • Başkalarının duygularını kendi duygularının önüne koyma

  • Tükenmişlik hissi

  • İlişkilerde bakım veren rolüne sıkışma

Bir vakada danışanım, sürekli problemli partnerler seçtiğini fark etti. Çünkü bilinçdışı olarak “iyileştirmesi gereken” insanlara yöneliyordu. Çocukken üstlendiği rol, yetişkinlikte de devam ediyordu.

Dertleşmek Neden Zararlı Olabilir?

Burada önemli bir ayrım var: Duyguları paylaşmak ile çocuğa duygusal yük yüklemek aynı şey değildir.

Sağlıklı olan: “Bugün biraz üzgünüm ama bu benim meselem, ben halledeceğim” diyebilmektir. Sağlıksız olan: Detaylı sorun anlatımı yapmak, çocuktan destek beklemek ve çocuğu taraf haline getirmektir.

Çocuk, ebeveynin duygusunu fark edebilir; bu doğaldır. Ancak o duyguyu taşımak zorunda değildir.

Ne Yapılmalı?

Ebeveynler kendi duygusal ihtiyaçlarını yetişkin ilişkilerinde karşılamalıdır. Çocukla kurulan bağ, güvenli ama sınırları net bir bağ olmalıdır. Çocuğa “senin görevin çocuk olmak” mesajı verilmelidir. Gerektiğinde profesyonel destek alınmalıdır.

Sonuç: Yük Değil, Alan Açmak

Ebeveynin çocuğuyla dertleşmesi, çoğu zaman yalnızlıktan, çaresizlikten ya da farkındalık eksikliğinden doğar. Ancak bu durum, çocuğun gelişiminde derin izler bırakabilir. Çocuk, ebeveyninin yükünü taşımak için değil; kendi hayatını kurmak için vardır. Ve terapi odalarında sıkça duyduğumuz o cümle, aslında her şeyi özetler: “Ben çocuk olamadım.”

Bu cümlenin arkasında çoğu zaman erken yaşta büyümek zorunda kalmış bir iç çocuk vardır. O çocuk, annesinin gözyaşını silmiş, babasının öfkesini yatıştırmış, evin duygusal yükünü sırtlanmıştır. Ancak kendi korkuları, ihtiyaçları ve kırılganlıkları için aynı alanı bulamamıştır. Yetişkinlikte ise bu bastırılmış ihtiyaçlar; tükenmişlik, ilişkilerde aşırı fedakârlık ya da kendini ihmal etme olarak geri döner.

Ebeveynlik, sadece fiziksel bakım vermek değil; aynı zamanda çocuğun duygusal sınırlarını koruyabilmektir. Bazen en büyük sevgi, paylaşmamak; çocuğu yetişkin meselelerinden uzak tutabilmektir. Çünkü her anlatılan dert, çocuk için bir bilgi değil, bir yük olabilir. Sağlıklı olan, çocuğa şu mesajı verebilmektir: “Ben senin yanında güçlü bir yetişkinim. Zorlanabilirim ama bunun sorumluluğu sana ait değil.” İşte bu mesaj, çocuğun iç dünyasında derin bir güven inşa eder. Ve o güven, çocuğun hem kendisiyle hem de hayatla kuracağı ilişkinin temelini oluşturur.

Sevgi Bingöl
Sevgi Bingöl
Selçuk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Lisans eğitiminin ardından Necmettin Erbakan Üniversitesi'nde “aile danışmanlığı” eğitimini tamamladı. Pek çok terapi ekolünden eğitimler aldı: Bilişsel Davranışçı Terapi, Şema Terapi, EMDR, EFT, Çözüm Odaklı Terapi bunlardan birkaçı. Şu an yüz yüze ve online olarak hem bireysel danışmanlık hem de aile ve çift danışmanlığı yapmakta. Aile danışmanı, yazar, mizahın ve psikolojinin kesişim noktasında kalem oynatan biri. İlişkileri sadece çözümlemekle kalmaz, aralarındaki sessizlikleri de tercüme eder. Bazen bir terapi odasında, bazen de bir kelimenin içinde hayat bulan hikâyelere dokunur. "Psikomik" adlı mizahi sözlük çalışmasıyla, ruh sağlığına hem düşündüren hem güldüren bir pencereden bakmayı amaçlıyor. Yazılarında zaman zaman bir çocukluğun izini, bazen de yetişkinliğin çarpık bağlarını bulabilirsiniz. İnsanı anlamaya dair sabırlı bir merakı, kelimelere karşı ise hafif alaycı bir sevgisi vardır. Kaleminin ucu çoğu zaman travmalara, bağlanma stillerine, duygusal ihmalin görünmeyen izlerine dokunur. Ancak bunu yaparken her zaman biraz mizahı da yanında taşır. Mizah onun için sadece güldürme sanatı değil; duygunun, acının, sorgulamanın taşımaya daha dayanılır bir hali. Bu yaklaşımıyla “Psikomik” adlı mizahi sözlük projesini hayata geçirerek psikolojik terimleri gündelik yaşamın içinden esprili bir dille yeniden yorumlamaya başladı. Yazılarında akademik bilgiyle insani sıcaklığı bir araya getirirken, okuyucusunu da pasif bir izleyici değil, hikâyenin bir parçası olarak görür. Her cümlede bir danışan sesi, her metaforda bir içgörü gizlidir. Duyguların en çıplak haliyle ortaya serildiği terapi odalarını, kelimelerle inşa etmeye devam ediyor. Gözlemlerle örülmüş, sahici ve zaman zaman ironik diliyle Sevgi Bingöl, bu dergide de sizi insan ruhunun kıvrımlarında kısa ama etkili bir yolculuğa davet ediyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar