Erteleme Hastalığı: Neden Son Ana Bırakıyoruz ve Bu Döngüden Nasıl Çıkarız?
Hepimiz günlük hayatımızda erteleme davranışında bulunuyoruz. Sınava çalışmak, birini aramak, bir kursa yazılmak ya da en basit işlerimizi bile erteleyerek geçiştiriyoruz. İnsanlar ertelemenin zaman yönetimi konusunda sorun yaşamakla ilgili olduğu sonucunu çıkarıyor. Zaman bulamamalarının onları ertelemeye ittiklerini düşünüyorlar. Ancak durum düşünülenden biraz farklı görünüyor. Erteleme zaman yönetimi değil, duygu yönetimi ile ilgilidir. Stresle başa çıkma adına ertelemek ve başka bir işe yönelmek insana o an için haz veriyor. Aslında ertelemek düşünülenin aksine tembellikle ilgili değil, bireyin strese karşı oluşturduğu savunma biçimi olarak ortaya çıkıyor. Zihin, yapılması gereken işle o anki konforu arasında kalıyor. Ancak erteleyerek anlık rahatlama yaşansa da iş hallolmadıkça o stres tekrardan bireyi buluyor.
Ertelemek mükemmeliyetçilikle yakından bağlantılıdır. Bir işi en mükemmel haliyle yapmak adına, o mükemmel koşulların oluşmadığını düşünüp ertelemeyi düşünüyoruz. Eğer başlayıp hata yaparsak da bu bizi resmen felç ediyor. Böylelikle bir işe hiç başlamamış olmak da aslında bir yönden kaygı yaşamamıza neden oluyor. Her iki durumda da kaygı yaşıyoruz. Ancak bir işi yarım olsa da yapmak hiç başlamamış olmaktan daha iyidir. Bir adım atmak bile kaygı düzeyimizi düşürür.
Erteleme hastalığı tarih boyunda varlığını sürdürdü; ancak modern çağda durum teknolojinin varlığı ile birlikte daha karmaşık bir hale geldi. Eskiden bir iş ertelendiğinde kendimizi bir başkasına yönlendirirdik. Ancak günümüzde teknoloji, bize ertelemek için sonsuz ve cazip bir alternatif evren sunuyor. Peki teknoloji bunu nasıl yapıyor? Beynimiz, doğası gereği en az çabayla en yüksek ödül alma eğilimindedir. Zor bir sınava girmek ya da bir makale yazmak zihinsel bir efor ve çaba gerektirir. Öte yandan bir sosyal medya uygulamasına girmek saniyeler içinde hareketli bir dünyaya girmemizi sağlar ve dopamin patlamasına neden olur. Teknoloji beynimize şu mesajı verir: “Neden zor ve yorucu bir işle uğraşıyorsun? Burada çaba gerektirmeyen hızlı bir mutluluk kaynağı var.” İşte erteleme tam da bu noktada başlar.
Sosyal medya platformlarının tasarımı, dikkatimizi mümkün olduğunca uzun süre içeride tutmak için oluşturulmuştur. Kaydırma özelliği, zihnimize bir durma noktası vermez. Bir içerikten diğerine geçerken zaman algımız bozulur, “Sadece beş dakika bakacağım” diyerek açtığımız telefon saatlerimizi alabilir. Bu durum ertelediğimiz işin yarattığı kaygıyı geçici olarak azaltsa da, telefon ekranını kapattığımızda suçluluk duygularıyla baş başa kalırız. Teknoloji sadece biz ona gittiğimizde değil, bize gelen bildirimlerle de dikkatimizi dağıtır. Dikkatin dağılması ile birlikte yaptığımız işe dönsek dahi zihnimiz devamlı bir sonraki uyaranı bekler hale gelir. Aslında teknoloji bir düşman değil, kontrolsüz kullanıldığında erteleme hastalığını besleyen en güçlü yakıttır. Bu döngüden çıkmanın yolu teknolojiyi hayatımızdan tamamen çıkarmak değil, onun bizim dikkatimizi yönetmesine izin vermek yerine, bizim o cihazları bir araç olarak kullanmayı yeniden öğrenmemizdir.
Erteleme her zaman tamamen yıkıcı bir eylem olmayabilir. Psikolojide aktif erteleme olarak adlandırılan bir kavram, bireyin baskı altında daha iyi çalışacağını bilerek işi bilinçli olarak son ana bırakmasını ifade eder. Pasif erteleyiciler işten kaçtıkları için suçluluk duyup felç olurken, aktif erteleyiciler bu süreci bir tür motivasyon kaynağı olarak kullanırlar. Eğer siz de sınav haftasında ders çalışmak yerine odanızı pırıl pırıl yapıyor veya normalde hiç ilginizi çekmeyen bir belgeseli izleyerek yeni şeyler öğreniyorsanız, aslında zihniniz faydalı bir kaçış yolu arıyor demektir. Buradaki önemli nokta bu kaçışın ne kadar zaman aldığıdır.
Peki bu döngüden nasıl çıkabiliriz? Özellikle zihinsel yükün arttığı sınav dönemlerinde, büyük hedefler koymak yerine beş dakika kuralını uygulamak hayat kurtarıcı olabilir. Kendinize sadece beş dakika boyunca o dersin başında oturacağınızı söyleyin; beyniniz bu kısa süreyi bir tehdit olarak algılamayacak ve başlama direncini kıracaktır. Ayrıca, yapılacaklar listenizi “Sınava çalış” gibi devasa başlıklar yerine, “İlk beş sayfayı oku” gibi küçük parçalara bölmek, her biten adımda size bir başarı hissi verecek ve dopamin ihtiyacınızı sağlıklı yoldan karşılayacaktır.
Sonuç olarak, erteleme hastalığı yenilmesi gereken bir düşman değil, doğru yönetilmesi gereken duygusal bir süreçtir. Kusursuz bir başlangıç yapmayı beklemek yerine, eksik de olsa bir adım atmak zihnimizdeki kaygı bulutlarını dağıtır. Unutmayın, mükemmeliyetçilik bizi durdurur ama sadece bir adım atıp başlamak bizi özgürleştirebilir.


