Her şeyi son dakikaya bırakan insanlardan mısınız, bilmiyorum ama ben öyleyim ve bu yazıda erteleme alışkanlığı üzerine kendi gözlemlerimi anlatacağım. Baştan söyleyeyim, çok bilimsel bir şey beklemeyin; sadece kendi yaşadıklarımdan yola çıkacağım.
Önce şunu söylemem lazım, erteleme dediğimiz şey tembellik değil aslında. Çoğu insan ertileyen kişileri tembel sanıyor ama işin aslı öyle değil. Erteleyen kişi genelde o işi yapmak istiyor, hatta yapamadığı için kendini kötü bile hissediyor. Sorun istememek değil, başlayamamak. Bu ikisi çok farklı şeyler bence.
Peki, neden başlayamıyoruz? Bunun birkaç sebebi var gördüğüm kadarıyla. Birincisi, mükemmelcilik. Yani, iş o kadar iyi olsun istiyoruz ki başlamaya korkuyoruz. Kafamızda o işin kusursuz hali var ve elimizden çıkan şey ona benzemeyecek diye hiç başlamıyoruz. Böylece iş hiç yapılmamış oluyor ve bu daha kötü bir sonuç aslında ama beynimiz bunu böyle görmüyor nedense.
İkincisi, görevin büyüklüğü. Kocaman bir iş olarak görüyoruz her şeyi. Mesela, ödev yazacaksın; kafanda “koca bir ödev” olarak duruyor ve gözünde büyüyor. Ama aslında o iş küçük parçalara bölünse, her parçası gayet yapılabilir şeyler. Ben bunu fark ettiğimde çok şaşırmıştım; on dakikalık parçalara bölünce o korkutucu iş bir anda sıradan bir şeye dönüşüyor.
Üçüncü sebep de duygular bence. Sıkıcı ya da zor gelen işten kaçıyoruz çünkü o an kötü hissetmek istemiyoruz. Telefon elimizde bir anda bir saat geçiyor, sosyal medyaya bakıyoruz, video izliyoruz falan. Bunlar anlık iyi hissettiriyor ama akşam olunca o iş hala orada duruyor ve suçluluk duygusu geliyor. Yani, kısa vadeli rahatlama uzun vadeli huzursuzluk yaratıyor; kötü bir takas bu.
Peki, ne yapmak lazım? Ben kendimde işe yarayan birkaç şey buldum. Birincisi, beş dakka kuralı. Kendime diyorum ki, sadece beş dakika çalışacağım, sonra bırakabilirim. Komik ama çoğu zaman o beş dakika bitince devam ediyorum çünkü asıl zor olan başlamakmış; başlayınca gerisi geliyor.
İkincisi, ortamı hazırlamak. Telefonu başka odaya koyuyorum mesela. Yanımda olunca elim gidiyor ister istemez, uzakta olunca üşeniyorum kalkıp almaya ve bu işe yarıyor bir şekilde. Masamı da toparlıyorum çalışmadan önce; dağınık masa dikkatimi dağıtıyor çünkü.
Üçüncüsü, kendime kızmamak. Erteledim diye kendime kızdığım zamanlar daha çok erteliyordum; ilginç bir döngü bu. Kendimi affedince tekrar başlamak kolaylaşıyor. Bunu okumuştum bir yerde; kendini suçlamak ertelemeyi azaltmıyor, artırıyormuş. Bende de aynen öyle oldu.
Bir de yarın meselesi var tabii. Hep yarın diyoruz; yarın başlayacağım, pazartesi başlayacağım, ayın biri gelince başlayacağım falan. Ama o yarın hiç gelmiyor çünkü yarın olunca gene aynı şeyi diyoruz. Ben buna kendi kendimi kandırma oyunu diyorum artık. Bugün on dakika bile olsa başlamak, yarınki hayali mükemmel başlangıçtan çok daha değerli bence; çünkü bugünkü on dakika gerçek, yarınki plan ise sadece hayal.
Son olarak şunu söyleyeyim, erteleme herkeste var, az ya da çok. Önemli olan bunu dert etmek değil, küçük adımlarla yönetmeyi öğrenmek. Ben hala erteliyorum bazen ama eskisi kadar değil. Beş dakika kuralı, telefonu uzaklaştırmak ve kendime kızmamak; bu üçü bende işe yaradı. Sizde de işe yarar mı bilmem ama denemesi bedava.
Not: Bu yazı kişisel deneyim aktarımıdır, kesin bir yöntem önerisi değildir.


