Değişim, hayatımızda kimi zaman çok belirgin, kimi zamansa daha örtük hissettiğimiz bir gerçek olarak karşımıza çıkar. Bazen onu yaratmak için fırsatlar kollarken, bazense kaçınılmaz bir şekilde kendimizi değişimin tam ortasında buluruz.
Değişim, en temel anlamıyla bir durumdan başka bir duruma geçiştir. Bu geçiş, dış dünyada ya da iç dünyamızda gerçekleşebilir ve çoğu zaman bu iki alan birbirinden bağımsız ilerlemez. Dış dünyada yaşanan değişimler, zamanla iç dünyamızda da bir karşılık bulur; düşüncelerimizi, duygularımızı, kendimize ve başkalarına dair algımızı dönüştürebilir.
Yaşamın farklı dönemlerinde yaşanan değişimler; özellikle romantik ilişki, arkadaşlık, aile ilişkileri gibi yakın ilişkilerde belirgin şekilde hissedilir. Kaçınılmaz olarak, bu ilişkilerden beklentilerimiz, birbirimize yüklediğimiz anlam ve yakınlığı deneyimleme biçimimiz de zaman içinde değişebilir.
Her değişim yeni olasılıklar sunarken, aynı zamanda alıştığımız düzeni ve bize tanıdık geleni de yeniden şekillendirmemizi gerektirir. Çünkü değişim, genelde tek bir alanla sınırlı kalmaz. Örneğin bir şehirden taşınmak, o şehirde alışılan düzenin, rutinlerin ve insanların da geride bırakılması demektir. Seçim yaptığımız an, yalnızca yeni bir olasılığı seçmiş olmayız; aynı zamanda diğer olasılıkların da farklı bir yöne evrilmesine izin veririz. Tam da bu nedenle, değişimi isterken aynı zamanda ondan çekinmemiz olağandır.
Peki bir şeyi geride bırakmak, onu tamamen kaybetmek anlamına mı gelir? Değişim geleceği şekillendirirken, geride bıraktıklarımıza yüklediğimiz anlamı da dönüştürür mü? Değişim karşısında yaşadığımız ikilik, ilişkilerimizde de kendini gösterebilir mi?
Ambivalans: Değişimin Çelişkili Tarafı
Psikolojide ambivalans, aynı kişiye, duruma ya da deneyime karşı birbirine zıt gibi görünen duygu ve düşüncelerin aynı anda deneyimlenebilmesidir. Değişim dönemleri de bu çelişkilerin en sık hissedildiği zamanlardan biridir. Yeni olana yönelmek isterken, geride bıraktığımız kimliğe tutunma isteği de hissedebiliriz. Şartlar değişirken hem heyecan hem kaygı, hem umut hem de belirsizlik hissetmek sürecin doğal bir parçasıdır.
Oliveira, Ribeiro ve Gonçalves (2020) psikoterapi sürecini inceleyen çalışmalarında, değişim sürecine giren bireylerin ambivalans yaşamasının doğal olduğunu, ancak kişi bu çelişkili duyguları anlamlandıramadığında ve birlikte taşıyamadığında değişimin de zorlaşabileceğini göstermektedir. Araştırmada ambivalans, kişinin bir yanının değişimi isterken diğer yanının mevcut durumu korumaya çalışması olarak tanımlanmaktadır.
Armitage ve Arden’in (2007) değişim sürecini inceleyen araştırması da bunu desteklemektedir. Araştırmacılar, ambivalansın değişimin en yoğun hissedildiği dönemlerde arttığını; kişi yeni duruma uyum sağladıkça ise giderek azaldığını göstermiştir. Bu bulgu, değişim döneminde hissedilen çelişkili duyguların, değişime eşlik eden bir deneyim olduğunu göstermektedir.
Belki de değişimin en zorlayıcı tarafı, eski ile yeninin bir süre aynı anda var olmasıdır. İnsan zihni bir kimliği, ilişkiyi ya da yaşam biçimini bir anda bırakıp yenisine geçmekte zorlanır. Eski tamamen geride kalmamıştır, yeni ise henüz tam olarak benimsenmemiştir.
Yakın İlişkiler ve Ambivalans
Bir ilişkiyi aynı şekilde sürdürmeye çalışsak bile, o ilişkinin içinde bulunan iki insan zamanla değişmeye devam eder. Bu değişim, ilişkiye dair duyguların da her zaman aynı yoğunlukta ya da aynı biçimde kalmayabileceği anlamına gelir. Bunun sonucunda, bir ilişki içinde aynı kişiye karşı zaman zaman birbirine zıt duygular hissettiğimizi fark edebiliriz. Birini özlerken aynı zamanda ondan uzaklaşmak isteyebilir; ona çok değer verirken bile ona karşı kırgın hissedebiliriz.
Uzun yıllar boyunca ilişkilerde ambivalans, daha çok ilişki doyumunun azalması, ayrılık düşünceleri ve psikolojik iyi oluşun düşmesi gibi olumsuz sonuçlarla ilişkilendirilmiştir. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar, ambivalansın yalnızca olumsuz bir deneyim olarak ele alınmasının yeterli olmayabileceğini göstermektedir.
Yakın ilişkilerde ambivalans üzerine yürütülen güncel bir araştırmada, aynı kişiye yönelik zıt duygular yaşayan bireylerin yalnızca ilişkiye dair olumsuz düşüncelere değil, aynı zamanda ilişkiyi onarma ve geliştirme yolları üzerine de daha fazla düşündükleri bulunmuştur (Zoppolat ve ark., 2024). Belki de ambivalans, her zaman ilişkide bir şeylerin ters gittiğini göstermez. Bazen, değişen bir ilişkiye uyum sağlamaya ve onu yeniden anlamlandırmaya çalıştığımızın da bir işareti olabilir.
Nesne Sürekliliği: Değişirken Bağı Koruyabilmek
Psikanalitik kuramda nesne sürekliliği, bir kişiye dair algının ve duygusal bağın, o kişiyle yaşanan olumsuz deneyimlere, anlaşmazlıklara ya da fiziksel uzaklığa rağmen sürekliliğini koruyabilmesidir.
Değişim ilişkilerde hayal kırıklıklarını, fikir ayrılıklarını ve uzaklıkları da beraberinde getirebilir. İnsan zihni, özellikle yoğun duyguların yaşandığı anlarda, bir ilişkiyi bütünlüğü içinde değerlendirmekte zorlanabilir. Bu çatışma anları, bir kişiye dair algımızı tek bir ana indirgeme eğilimini beraberinde getirebilir. Bu bağlamda nesne sürekliliği, bu tekil deneyimin ilişkinin bütününü temsil etmesini engelleyen psikolojik kapasiteyi ifade eder.
Akhtar’a (1994) göre nesne sürekliliği yeterince gelişmediğinde, yakın ilişkilerde yaşanan olumsuz deneyimler kişinin o ilişkiye dair bütün algısını etkileyebilir. Böyle anlarda birey, karşısındaki kişiyi bütüncül bir şekilde değerlendirmekte zorlanabilir ve onu yalnızca yaşanan son deneyim üzerinden algılama eğilimi gösterebilir. Bu durumun, ilişkilerde yaşanan kırgınlıkların ya da uzaklıkların olduğundan daha yıkıcı hissedilmesinde de payı olabilir.
Son yıllarda yapılan nörobilim temelli değerlendirmeler de bu bakış açısını desteklemektedir. Nesne ilişkileri kuramını güncel nörobilim bulgularıyla birlikte ele alan bir derlemede, sağlıklı nesne sürekliliğinin duyguların düzenlenmesi, çelişkili deneyimlerin birlikte işlenmesi ve bir kişiye ilişkin olumlu ve olumsuz yönlerin bütüncül bir şekilde değerlendirilebilmesiyle ilişkili olduğu belirtilmektedir (Svrakic & Zorumski, 2021). Bu açıdan bakıldığında nesne sürekliliği, ilişkileri siyah ve beyaz olarak değerlendirmek yerine gri alanlara da yer açabilme kapasitesi olarak düşünülebilir.
Olgun Sevgi ve Psikolojik Esneklik
Psikolojik esneklik, kişinin karşılaştığı zorlayıcı duygu ve düşünceleri tamamen ortadan kaldırmaya çalışmadan, onları deneyimleyebilmesi ve buna rağmen kendi değerleri doğrultusunda davranmaya devam edebilmesidir (Hayes ve ark., 2006). Yakın ilişkiler bağlamında düşünüldüğünde ise psikolojik esneklik, yalnızca her şey yolunda giderken değil; ilişkinin belirsizleştiği, zorlaştığı ya da dönüşüm geçirdiği dönemlerde de ilişkiye bütünüyle bakabilmeyi ve değerlerle uyumlu davranmayı destekleyen önemli bir beceri olarak görülebilir.
Erich Fromm’a göre olgun sevgi, emek, sorumluluk, saygı ve bilgiyle beslenen etkin bir yönelimdir. Buradaki saygı, karşımızdaki kişiyi değiştirmeye çalışmadan onun kendine özgü gelişimine alan açabilmeyi; bilgi ise onu bir kez tanımış olmakla yetinmeyip, değişen yönlerini anlamaya yönelik sürekli bir merakı ifade eder (Fromm, 1956). Bu nedenle olgun sevgi, karşımızdaki kişinin zaman içinde değişebileceğini kabul etmeyi ve onun yalnızca belirli anlarına değil, bütününe temas etmeye gönüllü olmayı gerektirir.
Değişim, ilişkilerin karşısındaki büyük bir engel olmak zorunda değildir. Kimi zaman onu daha gerçek, daha esnek ve daha derin bir hâle getiren şey de olabilir. İnsanlar değişir, ilişkiler dönüşür ve hisler zaman içinde farklılaşabilir.
Belki de ihtiyacımız olan şey, alıştığımız koşulların hep aynı kalacağına inanmak yerine, değişimin kaçınılmazlığını kabul ederek yeniye merakla bakabilme cesaretidir.
Kaynakça
- Kaynaklar
- Armitage, C. J., & Arden, M. A. (2007). Felt and potential ambivalence across the stages of change. Journal of Health Psychology, 12(1), 149–158. https://doi.org/10.1177/1359105307071749
- Oliveira, J. T., Ribeiro, A. P., & Gonçalves, M. M. (2020). Ambivalence in Psychotherapy Questionnaire: Development and validation studies. Clinical Psychology & Psychotherapy, 27(5), 727–735. https://doi.org/10.1002/cpp.2457
- Zoppolat, G., Righetti, F., Đurić, M., Balzarini, R., & Slatcher, R. (2024). It's complicated: The good and bad of ambivalence in romantic relationships. Emotion, 24(5), 1190–1205. https://doi.org/10.1037/emo0001340
- Daks, J. S., & Rogge, R. D. (2020). Examining the correlates of psychological flexibility in romantic relationship and family dynamics: A meta-analysis. Journal of Contextual Behavioral Science, 18, 214–238. https://doi.org/10.1016/j.jcbs.2020.09.010
- Akhtar, S. (1994). Object constancy and adult psychopathology. International Journal of Psychoanalysis, 75(3), 441–455.
- Svrakic, D. M., & Zorumski, C. F. (2021). Neuroscience of object relations in health and disorder: A proposal for an integrative model. Frontiers in Psychology, 12, Article 583743. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2021.583743
- Hayes, S. C., Luoma, J. B., Bond, F. W., Masuda, A., & Lillis, J. (2006). Acceptance and Commitment Therapy: Model, processes and outcomes. Behaviour Research and Therapy, 44(1), 1–25. https://doi.org/10.1016/j.brat.2005.06.006
- Fromm, E. (1956). The Art of Loving. Harper & Brothers.


