Pazartesi, Temmuz 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İnsan Kendisi Hakkındaki Fikrini Nasıl Oluşturur?

İnsan Kendisi Hakkındaki Fikrini Nasıl Oluşturur?

Giriş

Kendin hakkında söylediğin cümlelerin ilk kez ne zaman ortaya çıktığını hiç düşündün mü?

Temel Çerçeve

“Ben utangaç biriyim.”

“Ben yeterince başarılı değilim.”

Değerlendirme

“Ben insanlarla kolay yakınlaşamam.”

“Ben zaten hep böyleydim.”

Bu cümleler çoğu zaman bize o kadar tanıdık gelir ki, onları sorgulama ihtiyacı hissetmeyiz. Sanki hep bizimleymiş, hep bize aitmiş gibi gelir. Oysa insan dünyaya kendisi hakkında hazır bir fikirle gelmez. Kim olduğuna dair düşünceleri zaman içinde şekillenir. Yaşadığı deneyimler, çevresinden aldığı geri bildirimler, kurduğu ilişkiler ve tüm bu deneyimlere yüklediği anlamlar, kişinin kendisini nasıl gördüğünü zaman içinde şekillendirebilir.

Çocuklukta duyulan bir cümle, okulda yaşanan bir deneyim ya da uzun süre tekrar eden bir geri bildirim bazen beklenenden daha kalıcı olabilir. Bir çocuğa sık sık “Çok hassassın.” dendiğini düşünelim. Bir başkasına ise “Sen zaten böylesin.” ya da “Sen yapamazsın.” dendiğini… Bu ifadeler ilk söylendiğinde yalnızca bir yorum olabilir. Ancak zamanla tekrarlandıklarında, kişi bunları sadece duyduğu cümleler olarak değil, kendisini tanımlayan gerçekler olarak görmeye başlayabilir.

İnsan zihni, yaşadığı deneyimleri anlamlandırmaya çalışır. Çünkü yaşananları açıklayabilmek belirsizliği azaltır. Ancak bu anlamlandırma süreci her zaman gerçeğin tamamını yansıtmayabilir. Bazen tek bir olaydan genel bir sonuca ulaşabiliriz. Bir başarısızlık yaşadığımızda bunu yalnızca o güne ait bir deneyim olarak değerlendirmek yerine, “Ben başarısız biriyim.” sonucuna varabiliriz. Bir ortamda kendimizi ifade etmekte zorlandığımızda ise “Bugün zorlandım.” demek yerine, “Ben sosyal biri değilim.” diye düşünebiliriz.

İşte tam da bu noktada davranış ile kimlik arasındaki sınır belirsizleşmeye başlar.

Oysa bir davranış, her zaman kimliği tanımlamaz. Sessiz kalmak, sessiz biri olmak değildir. Bir hata yapmak, yetersiz biri olmak değildir. Bir konuda zorlanmak da o konuda hiçbir zaman başarılı olamayacağımız anlamına gelmez. Buna rağmen zihin, özellikle tekrar eden deneyimlerde genelleme yapmaya eğilimlidir. Zamanla yaşananlar kadar, o yaşananlara yüklenen anlam da kişinin kendisi hakkındaki fikrini şekillendirmeye başlar.

Bu süreç yalnızca olumsuz deneyimlerle de sınırlı değildir. Bazen olumlu görünen tanımlar da benzer şekilde kimliğin bir parçası hâline gelebilir. Sürekli “Sen çok güçlüsün.” denilen biri, zamanla kırılganlığını göstermemesi gerektiğini düşünebilir. “Sen hep başarılı oldun.” cümlesiyle büyüyen biri, hata yapmayı kendisi için kabul edilemez görebilir. İlk bakışta olumlu görünen bu tanımlar bile, zamanla kişinin kendisini belirli kalıpların içinde değerlendirmesine neden olabilir.

Zihin, tanıdık olanı doğru kabul etmeye eğilimlidir. Aynı düşünce ne kadar sık tekrar edilirse, o düşüncenin doğruluğu da o kadar sorgulanmaz hâle gelebilir. Bir süre sonra kişi kendisi hakkında düşünmekten çok, yıllardır düşündüğü şeyleri tekrar etmeye başlayabilir. İç ses dediğimiz yapı da çoğu zaman bu tekrarlarla şekillenir. Artık yalnızca geçmişte duyulan cümleler değil, kişinin kendi kendine kurduğu cümleler de aynı doğrultuda ilerler.

Belki de bu yüzden insanlar kendilerini çoğu zaman tek bir özellikle tanımlar. “Ben kaygılı biriyim.” “Ben duygusalım.” “Ben güçlü biriyim.” “Ben insanlara güvenemem.” Oysa hiçbir insan tek bir cümleyle açıklanabilecek kadar sınırlı değildir. İnsan, içinde bulunduğu koşullarla, kurduğu ilişkilerle, yaşadığı deneyimlerle ve zaman içinde değişebilen yönleriyle çok daha dinamik bir yapıya sahiptir.

Kendimizi tanımaya çalışırken yaptığımız en büyük hatalardan biri, yıllar önce oluşturduğumuz tanımları bugünün değişmez gerçeği gibi kabul etmek olabilir. Çünkü bazen kendimizi anlatırken kullandığımız cümleler, olduğumuz kişiyi değil; uzun zamandır inandığımız hikâyeyi anlatır.

Belki de asıl mesele, kendimiz hakkında bir fikre sahip olmamız değildir. Asıl mesele, o fikrin ne kadarını bugün de sorgulamadan doğru kabul ettiğimizdir. Çünkü insan, kendisi hakkındaki hikâyeyi yalnızca yaşadıklarıyla değil, yaşadıklarına verdiği anlamlarla da yazar.

Gökçe İPEK
Gökçe İPEK
Gökçe İPEK, klinik psikolog ve yazar olarak psikoloji ve kişisel gelişim alanlarında içerik üretmektedir. Lisans ve yüksek lisans eğitimini psikoloji ve klinik psikoloji alanlarında tamamlamış, bilişsel davranışçı terapi (BDT) uygulayıcısıdır. Yetişkinlerle bireysel ve çift terapisi alanında çalışmaktadır. Yazılarında psikolojik farkındalık, duygu düzenleme ve ilişki dinamikleri gibi temalara yer verir. Herkesin kendisini daha rahat anlamlandırabileceği, içsel yolculuğunda kendisini keşfedebileceği içerikler üretmeyi amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar